She bears a striking resemblance to Ingrid Bergman, one of the great cinema beauties.
- O, büyük sinema güzelliklerinden biri olan Ingrid Bergman'a şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır,
All characters appearing in this work are fictitious. Any resemblance to real persons, living or dead, is purely coincidental.
- Bu eserde görünen tüm karakterler tamamen hayal ürünüdürler. Yaşayan ya da ölü gerçek kişilere olan herhangi bir benzerlik sadece rastlantıdır.
The similarity is pretty vague.
- Benzerlik oldukça belirsiz.
This video is a harmless joke and is in no way meant to insult anyone. Any similarity with real characters or events is coincidental.
- Bu video zararsız bir şakadır ve hiçbir şekilde kimseye hakaret etmek anlamına gelmez. Gerçek karakter veya olaylarla olan herhangi bir benzerlik tesadüftür.
I see the similarities.
- Benzerlikler görüyorum.
Do you see any similarities?
- Sen herhangi bir benzerlik görüyor musun?
Malay has many similarities with Indonesian.
- Malezya dilinin Endonezya diliyle pek çok benzerlikleri vardır.
Do you see any similarities?
- Sen herhangi bir benzerlik görüyor musun?
I see no analogy between your problem and mine.
- Problemlerimiz arasında benzerlik görmüyorum.
Modern bridges are similar in shape.
- Modern köprüler şekil olarak benzer.
My opinion is similar to yours.
- Benim görüşüm seninkine benzer.
He is a bit like his father.
- O, biraz babasına benzer.
Prime numbers are like life; they are completely logical, but impossible to find the rules for, even if you spend all your time thinking about it.
- Asal sayılar hayata benzer, onlar tamamen mantıksaldır fakat, eğer tüm zamanınızı onun hakkında düşünmek için harcarsanız kurallarının bulunması imkânsızdır.
If you feel there are several possible translations, note that for the same sentence, you can add several translations in the same language.
- Birkaç olası çeviri olduğunu anlarsanız benzer cümleleri not edin, çünkü aynı dilde birkaç çeviri ekleyebilirsiniz.
Those two aren't similar. They're the same.
- Bu iki şey benzer değil, onlar aynı!
Tom and Mary bought matching shirts.
- Tom ve Mary benzer gömlekler satın aldılar.
We shall never see her match.
- Biz onun benzerini asla görmeyeceğiz.
I see the similarities.
- Benzerlikler görüyorum.
Let's begin by considering the similarities.
- Benzerlikleri dikkate alarak başlayalım.
The potato ricer, similar to the garlic press, is essential to making lefse.
- Sarmısak presine benzer, patates presi lefse ,Norveç patates yemeği, yapmak için gereklidir.
They used tools similar to those used there.
- Onlar orada kullanılanlara benzer aletler kullandılar.
I see no analogy between your problem and mine.
- Problemlerimiz arasında benzerlik görmüyorum.
Ken and his brother are very much alike.
- Ken ve erkek kardeşi birbirine çok benzer.
Great minds think alike.
- Büyük akıllar benzer düşünürler.
Tom's children all look alike.
- Tom'un çocuklarının hepsi benzer görünüyor.
All those flowers look alike.
- Bütün bu çiçekler benzer görünüyor.
They are the spitting image of one another.
- Onlar birbirlerinin benzeri.
We have many things in common: hobbies, educational background, and so on.
- Bizim ortak çok şeyimiz var: hobiler, öğretim durumu, ve benzeri.
Each kind of atom has a certain unique number of particles called protons, neutrons, and electrons in it.
- Her tür atomun içinde protonlar, nötronlar ve elektronlar denilen belirli benzersiz parçacıkları vardır.
The kind of jokes you tell are very similar to the kind Tom tells.
- Anlattığın fıkraların türü Tom'un anlattığı türe çok benzer.