acıcılık

listen to the pronunciation of acıcılık
Türkisch - Englisch

Definition von acıcılık im Türkisch Englisch wörterbuch

acı
{s} bitter

I can't abide hearing you cry so bitterly. - Acı şekilde ağladığını duymaya katlanamam.

She shed bitter tears. - O acı gözyaşları döktü.

acı
{s} hot

Never rub your eyes after cutting a hot pepper. - Bir acı biber kestikten sonra asla gözlerini ovma.

I want to eat something that's not hot and spicy. - Acı ve baharatlı olmayan bir şey yemek istiyorum.

acı
{i} pain

I cannot bear this pain. - Bu acıya dayanamıyorum.

I can't stand this pain. - Bu acıya dayanamıyorum.

acı
{i} ache

He used to suffer from stomach aches. - O, mide ağrılarından dolayı acı çekerdi.

acı
{i} hurt

My shoes hurt. I'm in agony. - Ayakkabım zarar gördü. Acı içindeyim.

My legs hurt because I walked a lot today. - Bacaklarım acıyor çünkü bugün çok yürüdüm.

acı
sting

A bee sting can be very painful. - Arı sokması çok acı verici olabilir.

A bee sting is a painful thing. - Arı sokması, acı bir şeydir.

acı
distress

That is a distressing story. - Bu acıklı bir hikaye.

acı
{s} sad

The old man started to laugh sadly. - Yaşlı adam acı bir şekilde gülmeye başladı.

Listening to sad music makes me happy. - Acılı şarkıları dinlemek beni mutlu eder.

acı
acrimonious
acı
sorrow

The happiness and sorrow of others is happiness and sorrow of our own. - Başkalarının acı ve mutluluğu, bizim kendi acı ve mutluluğumuzdur.

His heart is filled with sorrow. - Onun kalbi acıyla doludur.

acı
incisive
acı
peppery
acı
{i} worry

Don't worry, cutting your hair doesn't hurt. - Merak etmeyin, saçınızı kesmek acı vermez.

acı
{s} acrid
acı
sardonic
acı
severe

Tom was in severe pain. - Tom şiddetli acı içindeydi.

He used to suffer from severe nasal congestion. - O şiddetli burun tıkanıklığından dolayı acı çekti.

acı
{s} lamentable
acı
{s} harsh

I think Tom is harsh. - Tom'un acımasız olduğunu düşünüyorum.

Fadil wanted to save the delicate Layla from a harsh world. - Fadıl, zarif Leyla'yı acımasız bir dünyadan kurtarmak istedi.

acı
sorry

I'm sorry for all the pain I caused you. - Sana verdiğim tüm acı için üzgünüm.

I'm very sorry for the pain I caused. - Neden olduğum acı için çok üzgünüm.

acı
suffering

My wife is suffering from pneumonia. - Eşim zatürreden dolayı acı çekiyor.

Why is life so full of suffering? - Hayat niçin o kadar acı dolu?

acı
grief

War doesn't bring on peace; on the contrary, it brings pains and grief on both sides. - Savaş, barış getirmez. Tam tersine, o acı ve keder getirir.

Everybody deals with grief differently. - Herkes acıyla farklı şekilde baş eder.

acı
sorrowful
acı
severest
acı
sharp

She felt a sharp pain in the chest. - Göğsünde keskin bir acı hissetti.

He felt a sharp pain. - O, keskin bir acı hissetti.

acı
bitting
acı
bite

When I bite down, this tooth hurts. - Ben ısırdığımda, bu diş acıyor.

The tetanus shot hurt more than the dog bite. - Tetanoz aşısı köpek ısırmasından daha çok acıttı.

acı
rank
acı
gripes
acı
inflict

A sadist likes inflicting pain; a masochist, receiving it. - Bir sadist acı vermekten; bir mazoşist onu almaktan hoşlanır.

acı
severly
acı
cruel

It was an extremely cruel war. - Bu son derece acımasız bir savaştı.

I never thought he was capable of doing something so cruel. - Onun o kadar acımasız bir şey yapma yeteneğine sahip olduğunu hiç düşünmemiştim.

acı
agony

The soldier lay in agony on the bed. - Asker yatakta acı içinde uzanıyordu.

He lay in agony until the doctor arrived. - Doktor gelinceye kadar acı içinde yattı.

acı
tart
acı
mercy

There is no mercy here, Pinocchio. I have spared you. Harlequin must burn in your place. I am hungry and my dinner must be cooked. - Burada merhamet yok, Pinokyo. Senin canını bağışlıyorum. Harlequin senin yerine yanmalı. Ben acıktım ve akşam yemeğim pişirilmeli.

You just have to have mercy on my poor wife. - Sadece zavallı karıma acımalısın.

acı
brackish
acı
nippy
acı
agitation
acı
feel for

I really feel for you. - Gerçekten sana acıyorum.

acı
gnawing
acı
poignant
acı
commiserate with
acı
acid
acı
heartache
acı
piercing
acı
astringent
acı
trenchant
acı
deplore
acı
poignancy
acı
heartbreak
acı
anguish

Sami's family waited in anguish. - Sami'nin ailesi acı içinde bekliyordu.

He hid his anguish with a smile. - O bir tebessümle acısını sakladı.

acı
cutting

Never rub your eyes after cutting a hot pepper. - Bir acı biber kestikten sonra asla gözlerini ovma.

Don't worry, cutting your hair doesn't hurt. - Merak etmeyin, saçınızı kesmek acı vermez.

Acı
bittering
acı
a pain
acı
very warm; bitter
acı
grievous
acı
suffer of
acı
the sting
acı
wry
acı
pang

Tom felt the pangs of hunger. - Tom açlığın acısını hissetti.

acı
{i} affliction
acı
{s} biting
acı
scathing

The army were scathingly beaten. - Ordu acımasızca yenildi.

acı
grief, sorrow (at someone's death): Allah bu acıyı unutturmasın! May God spare you more grief!
acı
bitterness, sharpness
acı
{s} painful

She was painfully skinny. - O, acı verecek şekilde zayıftı.

He was painfully thin. - O, acı verecek şekilde zayıftı.

acı
splitting
acı
{s} shrill
acı
smart
acı
nipping
acı
vitriol
acı
misery

Misery and sorrow accompany war. - Acı ve üzüntü savaşa eşlik eder.

Her misery was only for show. - Onun acısı yalnızca gösteriş içindi.

acı
(biber) hot; (kahve, bira vb.) bitter; (yağ) rancid; (koku/tat) acrid, sharp, biting, pungent; (söz) hurtful, cutting, tart, harsh, caustic, pungent, biting; (bağırış) sharp, shrill, piercing;(üzücü) grievous, poignant, tragic, pitiful; pain, ache, pang
acı
tragic

It was a tragic accident. - Bu acıklı bir kazaydı.

acı
biting; painful
acı
acerb
acı
{s} vitriolic
acı
pain; ache
acı
twinge
acı
{s} pungent
acı
mental pain, anguish, suffering, sorrow
acı
pain, ache
acı
{s} keen
Englisch - Englisch

Definition von acıcılık im Englisch Englisch wörterbuch

ACI
adjacent channel interference
Türkisch - Türkisch
dolorizm
fecaat
acı
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
Acı
ıstırap
Acı
(Osmanlı Dönemi) MÜRR
Acı
çorak
Acı
BiBERLi
acı
Ağrı, sancı
acı
Keskin, hoşa gitmeyen, şiddetli
acı
Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, korkunç
acı
Tadı bu nitelikte olan
acı
Dışarıdan gelen bir etki ile dış organlarda birdenbire oluşan ve o etkilerin kalkması ile duyulan rahatsızlık, ıstırap
acı
Tat alma organında bazı maddelerin bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
acı
Dışarıdan gelen bir etki ile dış organlarda birdenbire oluşan ve o etkilerin kalkması ile duyulan rahatsızlık, ıstırap: "Omuzlarına kadar vücudun derisini haşlayan bayıltıcı yanma acısı ve dehşeti çok sürmedi."- P. Safa
acı
Keskin, hoşa gitmeyen, şiddetli: "Acı poyraz kuvvetle esiyordu."- O. Kemal
acı
Tadı bu nitelikte olan: "Acı kahvesini yudumluyordu."- T. Buğra
acı
Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, korkunç: "Acı söz insanı dininden çıkarır."- Atasözü. Ölüm, yangın, deprem gibi olayların yarattığı üzüntü, keder, elem: "İnsan, ölümün acısını en çok günün iki uzak saatinde hissetmektedir."- Y. Z. Ortaç
acı
Ölüm, yangın, deprem gibi olayların yarattığı üzüntü, keder, elem
acı
Koyu (renk): "Sıcak iklimlerde bu mevsim, tek renktedir, sadece acı yeşildir."- R. H. Karay
acı
Bir etki sonucu vücutta duyulan ağrı, sancı: "Belli bir yerinde kırık çıkık acısı yoktu."- M. Yesarî
acı
Koyu (renk)
Englisch - Türkisch

Definition von acıcılık im Englisch Türkisch wörterbuch

ACI
(Askeri) çağrı engeli tahsisi (assign call inhibit)
acıcılık
Favoriten