I've never woken up this early.
- Hiç bu kadar erken kalkmadım.
She'd never been this frightened before.
- O, daha önce hiç bu kadar korkmamıştı.
I had enough time, so I didn't need to hurry.
- Yeteri kadar zamanım vardı, bu yüzden acele etmeme gerek yoktu.
This book is easy enough for me to read.
- Bu kitap benim okumam için yeteri kadar kolaydır.
That's enough for today!
- Bugünlük bu kadar yeter.
That's enough. I don't want any more.
- Bu kadarı yeter. Ben artık istemiyorum.
That's it. I've done all I can do.
- Bu kadar. Elimden gelen her şeyi yaptım.
That's it. I'm not lending you any more money.
- Bu kadar. Sana daha fazla ödünç para vermiyorum.
He teaches mathematics as well as English.
- O, İngilizce öğrettiği kadar matematik de öğretiyor.
He speaks Spanish as well as French.
- O, Fransızca kadar İspanyolca da konuşuyor.
How far do I have to go?
- Nereye kadar gitmek zorundayız?
How far are you willing to take this?
- Bunu nereye kadar götürmeye isteklisin?
Keep your eyes wide open!
- Gözlerinizi ardına kadar açık tutun.
Fadil found the door wide open.
- Fadıl kapıyı ardına kadar açık buldu.
Keep your eyes wide open!
- Gözlerinizi ardına kadar açık tutun.
Fadil found the door wide open.
- Fadıl kapıyı ardına kadar açık buldu.
Why did you buy such an expensive dictionary?
- Neden bu kadar pahalı bir sözlük aldın?
I didn't expect such a nice present from you.
- Senden bu kadar iyi bir hediye beklememiştim.
I'm not going to eat that much.
- Bu kadar fazla yemeyeceğim.
How did you get that much money?
- Bu kadar çok parayı nasıl kazandın?
Your car is three times as big as this one.
- Senin araban bunun üç katı kadar büyük.
Belgium is not as big as France.
- Belçika Fransa kadar büyük değildir.
Few things give us as much pleasure as music.
- Birkaç şey bize müzik kadar çok zevk verir.
I will help as much as I can.
- Ben elimden geldiği kadar yardımcı olacağım.
The people all praised the emperor's clothes without telling him the truth so as not to seem stupid, until a little boy said, The emperor is naked!
- İnsanların hepsi küçük bir çocuk İmparator çıplak! deyinceye kadar aptal görünmemek için ona gerçeği söylemeden imparatorun giysilerini övdü.
Today I'm working a little late so as to avoid a rush in the morning.
- Sabahleyin bir koşuşturmadan kaçınmak için bugün biraz geç saatlere kadar çalışacağım.
Tom would never ever do something like that.
- Tom şimdiye kadar böyle bir şeyi asla yapmadı.
How much would you pay for something like this?
- Böyle bir şey için ne kadar öderdin?
Ten to one it'll clear up in an hour or so.
- Bire karşı on bir saate kadar hava açılacak.
However hard you may study, you can't master English in a year or so.
- Ne kadar sıkı çalışırsan çalış, bir sene veya civarında İngilizcede uzmanlaşamazsın.
I must have it done somehow by six.
- Saat altıya kadar bir şekilde onu yaptırmalıyım.
All you ever do is nitpick. I wish you could say something more constructive.
- Şu ana kadar yaptığın bütün şey her şeye kusur bulmak, keşke daha yapıcı bir şey söyleyebilsen.
What is the total amount of money you spent?
- Harcadığın para toplam ne kadar?
Regardless of the amount, Brian wants the correct, entire amount by next week.
- Miktarı göz önünde bulundurmaksızın,Brian gelecek haftaya kadar doğru,tam miktar istiyor.
To what degree can we trust him?
- Ne dereceye kadar biz ona güvenebiliriz?
The suspect was given the third degree until he confessed his crime.
- Şüpheli suçunu itiraf edene kadar üçüncü dereceden suçlu sayıldı.
Your income is about twice as large as mine is.
- Gelirin, benimkinin yaklaşık iki katı kadar büyük.
The population of China is about eight times as large as that of Japan.
- Çin'in nüfusu Japonya'nınkinin 8 misli kadar büyüktür.
Today, the temperature rose as high as 30 degrees Celsius.
- Bugün ısı 30 santigrat dereceye kadar yükseldi.
I agree with you to a degree.
- Ben, bir dereceye kadar sizinle aynı fikirdeyim.
How long that bridge is!
- Köprü ne kadar uzunmuş!
How long did they live in England?
- Onlar İngiltere'de ne kadar süre yaşadılar?
Tom asked me how long my parents had been married before they separated.
- Tom bana ebeveynlerimin ayrılmadan önce ne kadar süredir evli olduklarını sordu.
How long did they live in England?
- Onlar İngiltere'de ne kadar süre yaşadılar?
How long is the bridge?
- Köprü ne kadar uzunluktadır?
How long that bridge is!
- Köprü ne kadar uzunmuş!