çizme

listen to the pronunciation of çizme
Türkisch - Englisch
drawing

Tom is incredibly bad at drawing. - Tom resim çizmede inanılmaz derecede kötüydü.

Tom watched Mary drawing a picture. - Tom Mary'nin resim çizmesini izledi.

boot

These boots belong to her. - Bu çizmeler ona aittir.

Tom took off his boots. - Tom çizmesini çıkardı.

buskin
wellingtons
boot, top boot
top boot
cancellation
draught
design
(Askeri,Teknik) plotting
marking
scratch

Be careful not to scratch the furniture. - Mobilyayı çizmemek için dikkatli olun.

(Askeri) draft
delineate
(Tarım) incision
bootup
chaussure
çizmek
draw

I like to draw pictures. - Resim çizmekten hoşlanırım.

Their job is to draw plans. - Onların işi planlar çizmek.

çizmek
scratch
çizme atkısı
bootstrap
çizme bağcığı
bootlace
çizme ile tandıra girmek
to be unmannerly
çizme çekeceği
bootjack
çizmek
cross out
çizmek
crossout
çizmek
{f} picture

I like to draw pictures. - Resim çizmekten hoşlanırım.

The boy enjoyed painting a picture. - Çocuk bir resim çizmekten zevk aldı.

çizmek
cross
cetvelle çizme
ruling
kalemle çizme
pencilling
çiz
cross out

Cross out the incorrect words. - Yanlış kelimeleri çiziniz.

Cross out all the wrong answers. - Tüm yanlış cevapların üstünü çiz.

çiz
{f} draw

NB: This was drawn a long time ago so the quality is low. - NB:Çok uzun süre önce çizildi bu yüzden kalite kötüdür.

Believe it or not, I can actually draw. - İster inanın ister inanmayın, ben aslında resim çizebilirim.

çizmek
describe
çizmek
{f} construct
lastik çizme
wellington
lastik çizme
gumboot
lastik çizme
wellington boot
çizmek
scuff
çizmek
graph
çizmek
scratch out
çizmek
cancel
çiz
{f} drawn

NB: This was drawn a long time ago so the quality is low. - NB:Çok uzun süre önce çizildi bu yüzden kalite kötüdür.

The picture of Mary that Tom had drawn took John's breath away. - Tom'un çizdiği Mary'nin resmi John'un soluğunu kesti.

çiz
{f} lined
çiz
{f} plotted
çiz
plot

I think they're plotting something. - Sanırım onlar bir şey çiziyorlar.

çiz
{f} drawing

After dinner, we all went into the drawing room. - Akşam yemeğinden sonra, Hepimiz çizim odasına gittik.

She is drawing a picture. - O, bir resim çiziyor.

çizmek
design
çizmek
pencil
çizmek
expunge
çizmeler
boots
altını çizme
underline
dize kadar gelen çizme
knee boot
etrafını çizme
circumscription
harita çizme
survey
iletki ile çizme
protraction
küçük çizme
bootee
lastik çizme
wellington boot, wellington
lastik çizme
wellingtons
lastik çizme
gumboots
lastik çizme
Wellington boots
sınır çizme
(Askeri) delimitation
tablo çizme
table drawing
uzun çizme
top boots
uzun çizme
thigh boot
uzun çizme
hessian boots
uzun çizme
calf-length
uzun çizme
hessian boot
yan çizme
sidestep
çizmek
rule
çizmek
to cross out, strike out, scratch out, cancel
çizmek
to draw (a line)
çizmek
write off
çizmek
plough
çizmek
plow
çizmek
mark up
çizmek
depict
çizmek
mark
çizmek
limn
çizmek
groove
çizmek
scar
çizmek
{f} score
çizmek
trace
çizmek
plot , draw
çizmek
set
çizmek
line
çizmek
to scratch, scarify
çizmek
to draw, sketch
çizmek
(Nükleer Bilimler) plot
çizmek
to draw; to picture; to describe; to cross out, to cancel, to strike off; to scratch
Türkisch - Türkisch
Koncu diz kapaklarına kadar çıkan bir çeşit ayakkabı: "Bedevi kadınları altı iri çivili bir tür yarım çizme giyiyorlar."- R. H. Karay. Çizmek işi
Koncu diz kapaklarına kadar çıkan bir çeşit ayakkabı
Çizmek işi
galçın
muse
ÇİZ
(Osmanlı Dönemi) f. Şey. Nesne
çizmek
Çizgi hâlinde berelemek
çizmek
Çizgi çekmek
çizmek
Resmini yapmak, resmetmek: "Ben sizi yazar olarak değil, insan olarak çizmek istiyorum."- H. E. Adıvar. Çizgiler hâlinde belirtmek, desenini yapmak: "Bir gün yine onlara görünmeden krokiler çiziyordum."- B. R. Eyuboğlu. Çizgi hâlinde berelemek
çizmek
Resmini yapmak, resmetmek
çizmek
Geçersiz kılmak için üzerine çizgi çekmek
çizmek
Çizgiler hâlinde belirtmek, desenini yapmak
çizme
Favoriten