çeşitlilik

listen to the pronunciation of çeşitlilik
Türkisch - Englisch
variety

I just want a little more variety in my life. - Ben sadece hayatımda biraz daha çeşitlilik istiyorum.

The mountains in this part of the country are full of variety. - Ülkenin bu bölümündeki dağlar çeşitlilikle doludur.

range
diversity

Knowledge of other cultures fosters a respect and tolerance for diversity. - Diğer kültürlerin bilgisi çeşitlilik için saygı ve hoşgörüyü besler.

This forest is full of diversity. - Bu orman çeşitlilik açısından zengindir.

assortment
variation
multiplicity
variety, diversity
diversification
variety, diversity, variation
distinctness
(Hukuk) diversification, diversity
variegation
nonuniformity
variedness
multifariousness
diversify
various
çeşit
kind

Tom and Mary seem to be in some kind of trouble. - Tom ve Mary'nin bir çeşit sorunları var gibi görünüyor.

What kind of woman do you think I am? - Ne çeşit kadın olduğumu düşünüyorsun?

çeşit
{i} variety

There was a great variety of dishes on the menu. - Menünün içinde büyük bir çeşit yemek vardı.

He grew a variety of crops. - O, çeşitli ekinler büyüttü.

çeşit
sort

Tom can do all sorts of things quite well. - Tom her çeşit şeyi oldukça iyi yapabilir.

What sort of house do you have? - Ne çeşit bir evin var?

çeşit
{i} cast
çeşit
type

Every type of socialization requires a lie. - Her çeşit sosyalleşme bir yalana gereksinim duyar.

These types of books have almost no value. - Bu çeşit kitapların neredeyse hiçbir değeri yok.

çeşit
sort of

What sort of house do you have? - Ne çeşit bir evin var?

How do you take off the shell of a boiled egg cleanly? Is there some sort of trick? - Kaynamış bir yumurtanın kabuğunu temiz bir şekilde nasıl çıkarırsın? Bir çeşit hile var mı?

çeşit
denomination
çeşit
style

Part of the charm of a big city lies in the variety of styles that can be seen in the architecture of its buildings. - Büyük bir şehrin cazibesinin bir kısmı onun binalarının mimarisinde görülebilen stillerin çeşitliliğine bağlıdır.

çeşit
{i} item
çeşit
{i} genre
çeşit
{i} species

Cabbage, cauliflower, broccoli, and Brussels sprouts are all cultivars of the same species. - Lahana, karnabahar, brokoli ve brüksellahanası aynı türün çeşitleridir.

çeşit
variation
çeşit
(Spor) make

What make of computer do you use? - Hangi çeşit bilgisayar kullanıyorsun?

Tom came up with various ideas on how to make his business more successful. - Tom işini nasıl daha başarılı yapacağına dair çeşitli fikirler ileri sürdü.

çeşit
(Ticaret) line
çeşit
version
çeşit
flavor
çeşit
hue
çeşit
breed
çeşit
rate
çeşit
run

Oil is necessary to run various machines. - Yağ çeşitli makinelerin çalıştırılabilmesi için gereklidir.

çeşit
class
çeşit
nature
çeşit
order

In order to study computational linguistics it's necessary to know various languages, however, one also has to be familiar with the use of computers. - Bilişimsel dil bilimi eğitimi yapmak için çeşitli dilleri bilmek gerekli, ancak, insan bilgisayarların kullanımı da bilmelidir.

I read three kind of newspapers in order to keep abreast with the times. - Gelişmeleri takip etmek için üç çeşit gazete okurum.

çeşit
description
çeşit
assortment

We also have lentils in our assortment. - Ayrıca çeşitlerimizde mercimeğimiz var.

A clocktower is full of an assortment of doodads and doohickies. - Saat kulelerinin içi çeşit çeşit zamazingoyla doludur.

çeşit
form

There are several kinds of cloud formations. - Çeşitli bulut oluşum türleri vardır.

Even after I get a job, I think I'll still want to continue some form of music. - Ben bir iş bulduktan sonra bile hala bir çeşit müziğe devam etmek isteyeceğimi düşünüyorum.

çeşit
sample
biyolojik çeşitlilik
Biological diversity
çeşit
range

A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low. - Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.

We discussed a wide range of topics. - Çok çeşitli konular tartıştık.

çeşit
kind, sort, variety
çeşit
biol. variety
çeşit
{i} ilk
çeşit
{i} stripe
çeşit
kind, sort, description, cast, breed; variety; assortment; sample
çeşit
{i} manner
çeşit
(Hukuk) brand
Türkisch - Türkisch
Çeşidi çok olma durumu, tenevvü
Çeşidi çok olma durumu, tenevvü: "Onun gülüşünü ve gülüşlerindeki mana çeşitliliğini bilmesi gereken ve bildiğini sandığı üç beş kişiden biri."- T. Buğra
yelpaze
Çeşit
tür
çeşit
Türlü
Çeşit
(Osmanlı Dönemi) BÂC
Çeşit
kalem
çeşit
Aynı türden olan şeylerin bazı özelliklerle ayrılan öbeklerinden her biri, tür, nevi
çeşit
Aynı türden olan şeylerin bazı özelliklerle ayrılan öbeklerinden her biri, tür, nevi: "Her çeşit insanı kavrayacak bir sunuş tarzı vardı."- H. Taner
çeşit
Canlıların bölümlenmesinde, bireylerden oluşan, türden daha küçük birlik
çeşit
Türlü: "Bu camilerin her biri başka planda başka çeşittir."- Y. K. Beyatlı
çeşit
tevür
çeşitlilik
Favoriten