başarmak

listen to the pronunciation of başarmak
Türkçe - İngilizce
achieve

What do you want to achieve in your work? - İşinde neyi başarmak istiyorsun?

What we've already achieved gives us hope for what we can and must achieve tomorrow. - Önceden başardiğımız yarın başarabileceğimiz ve başarmak zorunda olduğumuz için bize ümit verir.

succeed

He worked hard in order to succeed. - Başarmak için çok çalıştı.

He must succeed to his father's business. - O, babasının işini başarmak zorundadır.

get through
carry out
arrive
contrive
pull off
to succeed (in), to manage, to accomplish, to achieve, to pull off, to get ahead, to bring sth off
prosper
overcome
carry through
win through
make out
compass
sew up
click
to accomplish, achieve, succeed in, bring to a successful conclusion
(Hukuk) to prosper, to achieve
come through
accomplish

It's not necessary to do evil in order to accomplish good. - İyiyi başarmak için kötülük yapmak gerekli değil.

Fred told his wife about the goals that he wanted to accomplish. - Fred başarmak istediği amaçlardan karısına bahsetti.

get things done
conquer
negotiate
pan out
pan out well
bring off
fare
(deyim) come up with
brought off
succeed to

He must succeed to his father's business. - O, babasının işini başarmak zorundadır.

manage to
throve
(deyim) get the best of
carry
get
(deyim) gain ground
get around
do
muddle through
effect
come off
make good
put through
get there
pass
get ahead
effectuate
get a long
manage
go far
succeed in
make it
cut the mustard
make_out
bring home the bacon
make the grade
sew
hit the mark
{f} swing
dispense
başarma
{i} achievement
başarma
{i} accomplishment
başarma
achieve

What do you want to achieve in your work? - İşinde neyi başarmak istiyorsun?

How do you intend to achieve that? - Onu nasıl başarmayı düşünüyorsun?

esrar almayı başarmak
(Argo) score
zoru başarmak
achieve
başar
succeed in

He'll succeed in time. - O zamanla başarılı olacak.

If you are to succeed in the exam, you must study hard. - Sınavında başarılı olacaksan, sıkı çalışmalısın.

başar
{f} fare

In college, I fared ill with physics and well with chemistry. - Üniversitede fizik dersini başaramadım ama kimyayı başardım.

başar
{f} accomplished

I am proud of having accomplished such a task. - Ben böyle bir görevi başarmanın gururunu duyuyorum.

If you had helped me, I could have accomplished the work. - Bana yardımcı olsaydın, işi başarabilirdim.

başar
{f} achieving
başar
{f} succeeding

Tom has no chance of succeeding. - Tom'un başarma şansı yok.

He has no chance of succeeding. - Onun başarma şansı yok.

başar
{f} thrived
başar
brought off
başar
succeed

He will without doubt succeed in the exam. - Şüphesiz o, sınavda başarılı olacak.

If it were not for her help, I would not succeed. - Onun yardımı olmasa, başaramam.

başar
{f} thriven
başar
contrive
başar
throve
başar
{f} thriving
başar
{f} contrived
başar
thrive
başarma
achieving
başar
bringoff
başar
broughtoff
başar
accomplish

Even if it takes me ten years, I am determined to accomplish the job. - On yılımı alsa bile, işi başarmaya kararlıyım.

Lindbergh's solo nonstop transatlantic flight was a remarkable accomplishment. - Lindbergh'in tek başına sürekli transatlantik uçuşu kayda değer bir başarıydı.

başar
effectuate
büyük iş başarmak
go over big
en zor kısmını başarmak
(deyim) break the back of
hatalara rağmen başarmak
muddle through
her şeye rağmen başarmak
muddle through
imkânsızı başarmak
remove mountains
sonunda başarmak
have the last laugh
Türkçe - Türkçe
Bir işi istenilen biçimde bitirmek, muvaffak olmak: "Yüzünde zor bir işi başarmış adamın sevinci vardı."- M. Ş. Esendal
Bir işi istenilen biçimde bitirmek, muvaffak olmak
başarma
Başarmak işi
başarma
Başarmak işi: "Bu işi başarmaya kalkanların sanat kalitesi üzerinde duruyor."- S. F. Abasıyanık
başarmak