şimdikiler

listen to the pronunciation of şimdikiler
Türkçe - İngilizce
the younger generation, the young people of today
şimdi
now

She is writing a letter now. - O şimdi bir mektup yazıyor.

It's quarter to eight now. - Saat şimdi yedi kırk beş.

şimdiki
current

Our current house is too small, so we decided to move. - Şimdiki evimiz çok küçük, bu yüzden taşınmaya karar verdi.

I got to know my current girlfriend at the gym. - Şimdiki kız arkadaşımı cimnastik salonunda tanıdım.

şimdi
at the present time
şimdiki
{s} present

You must live in the present, not in the past. - Geçmişte değil, şimdiki zamanda yaşamalısın.

His present assistant is Miss Nokami. - Onun şimdiki yardımcısı Bayan Nokami'dir.

şimdiki
present day
şimdiki
presentday
şimdiki
{s} instant
şimdiki
{s} actual
şimdi
yet

I've just arrived. I haven't even emptied my suitcases yet. - Şimdi vardım. Valizimi bile henüz boşaltmadım.

As yet, everything has been going well. - Şimdilik her şey yolunda gidiyor.

şimdi
hereby
şimdi
you see

Are you seeing anybody now? - Şimdi birini görüyor musun?

I have to go now. Did you see where I put my things? - Şimdi gitmek zorundayım. Eşyalarımı nereye koyduğumu gördün mü?

şimdi
(Konuşma Dili) here and now

I can't answer you here and now. - Sana şimdi yanıt veremem.

I want you focus on the here and now. - Burada ve şimdi odaklanmanı istiyorum.

şimdi
now that

I see now that we've made a mistake. - Bir hata yaptığımızı şimdi anlıyorum.

Now that you are here, you can help do the cleaning. - Şimdi buradaysan, temizlemeye yardım edebilirsin.

şimdi
away

The boarders are now away on vacation. - Yatılı öğrenciler şimdi uzakta tatilde.

Can you please go away now? - Şimdi gider misiniz, lütfen?

şimdiki
(Hukuk) incumbent
şimdiki
the present

We are groping for a way out of the present situation. - Şimdiki durumdan bir çıkış yolu arıyoruz.

People mistakenly think that the past was better than the present. - İnsanlar hatalı olarak, geçmişin şimdikinden daha iyi olduğunu düşünürler.

şimdi
straightaway
şimdi
just

I can't think of his name just now. - Ben şimdi onun adını hatırlayamıyorum.

The small house had come to look shabby, though it was just as good as ever underneath. - Küçük ev, şimdiye kadar tıpkı altındaki kadar iyi olmasına rağmen,eski püskü görünmeye başladı.

şimdi
at present
şimdiki
immediate

My immediate boss is tough to please. - Şimdiki patronumu memnun etmek zordur.

şimdiki
present-day
şimdi
now now
şimdi
at the moment

Where do you live at the moment? - Sen şimdi nerede oturuyorsun?

Where are you sitting at the moment? - Sen şimdi nerede oturuyorsun?

şimdi
anon
şimdi
now, at the moment, at present, just now
şimdi
presently
şimdi
today

Even now, I occasionally think I'd like to see you. Not the you that you are today, but the you I remember from the past. - Şimdi bile, ara sıra seni görmek istediğimi düşünüyorum. Fakat bugünkü seni değil geçmişten hatırladığım seni.

I'm now watching Russia Today. - Ben şimdi Russia Todayi izliyorum.

şimdi
just now

He came home just now. Didn't you know that? - O şimdi eve geldi. Bunu bilmiyor muydunuz?

We're very busy just now. - Biz şimdi çok meşgulüz.

şimdi
nowadays

That's not surprising nowadays. - Şimdi bu sürpriz değil.

Nowadays, almost every home has one or two televisions. - Şimdilerde neredeyse her evde bir ya da iki televizyon var.

şimdiki
present, current
Türkçe - Türkçe

şimdikiler teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

şimdi
Şu anda, içinde bulunduğumuz zamanda: "Şimdi daha bahtiyar bir haberi sevgili bir sesten bizzat duymaya imkân buluyoruz."- A. Ş. Hisar
şimdi
Az sonra, yakında
şimdi
Şu anda, içinde bulunduğumuz zamanda
şimdi
Az önce, biraz önce, demin
şimdi
Artık, bundan böyle, bu duruma göre
şimdi
Artık, bundan böyle, bu duruma göre: "Sizden kaçan hayvanı da şimdi kim bilir hangi semtte satacaklar?"- B. Felek
şimdiki
İçinde bulunulan anda olan veya yapılan, bu andaki, bu zamandaki
şimdiki
İçinde bulunulan anda olan veya yapılan, bu andaki, bu zamandaki: "Şimdiki ölçülere uymaz bir biçimi vardı."- Y. Z. Ortaç