şimdikiler

listen to the pronunciation of şimdikiler
التركية - الإنجليزية
the younger generation, the young people of today
şimdi
now

She is writing a letter now. - O şimdi bir mektup yazıyor.

It's quarter to eight now. - Saat şimdi yedi kırk beş.

şimdiki
current

The current national anthem of Georgia was accepted in 2004, when Saakashvili came to power. - Saakaşvili iktidara geldiğinde Gürcistan'ın şimdiki milli marşı, 2004 yılında kabul edildi.

Our current house is too small, so we decided to move. - Şimdiki evimiz çok küçük, bu yüzden taşınmaya karar verdi.

şimdi
at the present time
şimdiki
{s} present

You must live in the present, not in the past. - Geçmişte değil, şimdiki zamanda yaşamalısın.

We are groping for a way out of the present situation. - Şimdiki durumdan bir çıkış yolu arıyoruz.

şimdiki
present day
şimdiki
presentday
şimdiki
{s} instant
şimdiki
{s} actual
şimdi
yet

As yet, I have not completed the sweater. - Şimdiye kadar hiçbir kazağı bitirmedim.

I've just arrived. I haven't even emptied my suitcases yet. - Şimdi vardım. Valizimi bile henüz boşaltmadım.

şimdi
hereby
şimdi
you see

Can you see where Tom is now? - Şimdi Tom'un nerede olduğunu görebiliyor musun?

How many do you see now? - Şimdi kaç tane görüyorsun?

şimdi
(Konuşma Dili) here and now

I want you focus on the here and now. - Burada ve şimdi odaklanmanı istiyorum.

I can't answer you here and now. - Sana şimdi yanıt veremem.

şimdi
now that

I see now that I was mistaken. - Hatalı olduğumu şimdi anlıyorum.

Now that you are here, you can help do the cleaning. - Şimdi buradaysan, temizlemeye yardım edebilirsin.

şimdi
away

We have to do this right away. - Bunu şimdi yapmak zorundayız.

I can't get away from work now. - İşten şimdi uzaklaşamam.

şimdiki
(Hukuk) incumbent
şimdiki
the present

You must live in the present, not in the past. - Geçmişte değil, şimdiki zamanda yaşamalısın.

There's no time like the present. - Şimdiki zaman gibi zaman yok.

şimdi
straightaway
şimdi
just

I can't think of his name just now. - Ben şimdi onun adını hatırlayamıyorum.

The small house had come to look shabby, though it was just as good as ever underneath. - Küçük ev, şimdiye kadar tıpkı altındaki kadar iyi olmasına rağmen,eski püskü görünmeye başladı.

şimdi
at present
şimdiki
immediate

My immediate boss is tough to please. - Şimdiki patronumu memnun etmek zordur.

şimdiki
present-day
şimdi
now now
şimdi
at the moment

Where do you live at the moment? - Sen şimdi nerede oturuyorsun?

Where are you sitting at the moment? - Sen şimdi nerede oturuyorsun?

şimdi
anon
şimdi
now, at the moment, at present, just now
şimdi
presently
şimdi
today

Today's the coldest day we've ever had. - Bugün şimdiye kadar yaşadığım en soğuk gündür.

Even now, I occasionally think I'd like to see you. Not the you that you are today, but the you I remember from the past. - Şimdi bile, ara sıra seni görmek istediğimi düşünüyorum. Fakat bugünkü seni değil geçmişten hatırladığım seni.

şimdi
just now

He came home just now. Didn't you know that? - O şimdi eve geldi. Bunu bilmiyor muydunuz?

I want you to take back what you said just now. - Ben söylediklerini şimdi geri almanı istiyorum.

şimdi
nowadays

In former days, men sold themselves to the Devil to acquire magical powers. Nowadays they acquire those powers from science, and find themselves compelled to become devils. - Geçmişte insanlar sihirli güçler kazanmak için kendilerini şeytana satarlardı. Şimdilerde bu güçleri bilimden kazanıyorlar ve kendilerini şeytanlaşmak zorunda buluyorlar.

That's not surprising nowadays. - Şimdi bu sürpriz değil.

şimdiki
present, current
التركية - التركية

تعريف şimdikiler في التركية التركية القاموس.

şimdi
Şu anda, içinde bulunduğumuz zamanda: "Şimdi daha bahtiyar bir haberi sevgili bir sesten bizzat duymaya imkân buluyoruz."- A. Ş. Hisar
şimdi
Az sonra, yakında
şimdi
Şu anda, içinde bulunduğumuz zamanda
şimdi
Az önce, biraz önce, demin
şimdi
Artık, bundan böyle, bu duruma göre
şimdi
Artık, bundan böyle, bu duruma göre: "Sizden kaçan hayvanı da şimdi kim bilir hangi semtte satacaklar?"- B. Felek
şimdiki
İçinde bulunulan anda olan veya yapılan, bu andaki, bu zamandaki
şimdiki
İçinde bulunulan anda olan veya yapılan, bu andaki, bu zamandaki: "Şimdiki ölçülere uymaz bir biçimi vardı."- Y. Z. Ortaç