ürünsüz

listen to the pronunciation of ürünsüz
Türkçe - İngilizce
lean
ürün
product

The multinational corporation lowered the price of several products. - Çok uluslu ticaret şirketleri çok sayıda ürünün fiyatını düşürdü.

There are many products imported from Poland to Turkey. - Polonya'dan Türkiye'ye ithal edilen bir sürü ürün var.

ürün
{i} crop

Thanks to the nice weather, we were able to harvest all of the crops in a day. - Güzel hava sayesinde, tüm ürünleri bir gün içinde hasat edebildik.

The rice crop is already in. - Pirinç ürünü zaten hasat edildi.

ürün
(Ticaret) outcome
ürün
goods

The company manufactures a variety of paper goods. - Şirket, çeşitli kağıt ürünleri üretmektedir.

Mass production reduced the price of many goods. - Seri imalat birçok ürünün fiyatını düşürdü.

ürün
produce, product; crop, harvest, yield; work; result
ürün
(Politika, Siyaset) good

The shop carried leather goods. - Dükkân deri ürünler getirdi.

The company manufactures a variety of paper goods. - Şirket, çeşitli kağıt ürünleri üretmektedir.

ürün
{i} child

Keep this product out of children's reach. - Bu ürünü çocukların erişemeyeceği bir yerde saklayın.

ürün
thruput
ürün
bearing
ürün
merchandise

You boycotted merchandise from that country. - Sen o ülkenin ürünlerini boykot ettin.

ürün
commodity
ürün
work

All characters appearing in this work are fictitious. Any resemblance to real persons, living or dead, is purely coincidental. - Bu eserde görünen tüm karakterler tamamen hayal ürünüdürler. Yaşayan ya da ölü gerçek kişilere olan herhangi bir benzerlik sadece rastlantıdır.

ürün
output
ürün
result
ürün
production

Mass production reduced the price of many goods. - Seri imalat birçok ürünün fiyatını düşürdü.

ürün
produce

82% - more than four-fifths - of the island's exports is agricultural produce. - Ada ihracatının %82'si, beşte dörtten fazlası, tarımsal ürünlerdir.

Fresh produce is sold at an open-air market. - Açık hava marketinde taze ürün satılmaktadır.

ürün
emblements
ürün
turnout
ürün
(Tekstil) article

You can't find this article everywhere. - Bu ürünü her yerde bulamazsın.

This shop sells articles of all kinds. - Bu dükkan her türde ürün satar.

ürün
progeny
ürün
{i} growth
ürün
turnoff
ürün
end product
ürün
harvest

The rains ruined the harvest. - Yağmurlar ürünü harap etti.

Thanks to the nice weather, we were able to harvest all of the crops in a day. - Güzel hava sayesinde, tüm ürünleri bir gün içinde hasat edebildik.

ürün
{i} graduate
ürün
yield

These lands yield little. - Bu topraklar az ürün verir.

ürün
futures
ürün
offspring

The atomic bomb is the offspring of 20th century physics. - Atom bombası, 20. yüzyılın fizik ürünüdür.

Books are the offspring of one's mind. - Kitaplar birinin aklının ürünleridir.

ürün
result, product
ürün
{i} fruit

This is the fruit of your imagination. - Bu hayal gücünün ürünüdür.

ürün
product; produce, crop, yield
ürün
work (of art)
ürünsüz