öne

listen to the pronunciation of öne
Türkçe - İngilizce
forwards
forward

Please bring the matter forward at the next meeting. - Lütfen gelecek toplantıda maddeyi öne sür.

She stepped forward to shake his hand. - Tokalaşmak için öne doğru adım attı.

to the front, ahead
to the fore
anteriorly
advance

Dan rejected Linda's sexual advances. - Dan, Linda'nın seksüel önerisini reddetti.

Despite medical advances, ectopic pregnancy remains a significant cause of maternal mortality worldwide. - Tıbbi gelişmelere karşın dış gebelik, dünya çapındaki anne ölümlerinin önemli bir nedeni olmaya devam etmektedir.

up
öne sürmek
assert
öne çıkan
prominent
ön
preliminary

A preliminary hearing is scheduled for October 20th. - Bir ön duruşma 20 Ekim'de planlanıyor.

ön
face

What is old age? First you forget names, then you forget faces, then you forget to pull your zipper up, then you forget to pull it down. - Yaşlılık nedir? Önce isimleri unutursun, sonra yüzleri unutursun, sonra fermuarını çekmeyi unutursun, sonra onu indirmeyi unutursun.

I have seen that face somewhere before. - O yüzü daha önce bir yerde gördüm.

ön
{s} anterior
ön
front

There is a post office in front of my house. - Evimin önünde bir postane var.

There is a lake in front of my house. - Evimin önünde bir göl var.

öne sürmek
come up with
öne çıkma
prominence
öne sürmek
bring forward
öne geçmek
get the upper hand
öne geçmek
come to the fore
öne geçmek
(Dilbilim) be ahead of
öne sürmek
hold forth
öne sürmek
propound
öne sürmek
exert
öne sürmek
argue
öne sürmek
raise
öne sürmek
aver
öne sürmek
(deyim) put something forward
öne almak
advance
öne sürme
put forward
öne sürmek
advance
öne almak
to advance, to bring sth forward
öne almak
to give preference to
öne arkaya
to and fro
öne doğru eğilmek
stoop
öne düşmek
to go in front; to lead the way
öne düşmek
to lead the way
öne eğilme
stoop
öne eğilmek
lean forward
öne fırlamak
shin
öne getirmek
bring to front
öne geçmek
jump the queue
öne geçmek
to go to the fore
öne geçmek
go ahead!
öne geçmek
shoot ahead
öne geçmek
get ahead
öne geçmek
forge ahead
öne sürmek
to put sth forward, to bring forward
öne sürmek
put forward
öne sürmek
enounce
öne sürmek
set forth
öne sürmek
suggest

Statistics suggest that the population of this town will double in five years. - İstatistikler bu şehrin nüfusunun beş yıl içinde iki katına çıkacağını öne sürmektedir.

öne sürmek
to suggest, propose; to set forth
öne sürmek
submit
öne çekmek
backdate
öne çekmek
apply an earlier date
öne çıkarmak
put forward
öne çıkmak
come into prominence
öne çıkmaya çalışan
pushy
ön
forward

She stepped forward to shake his hand. - Tokalaşmak için öne doğru adım attı.

The old man leaned forward and asked his wife with a soft voice. - Yaşlı adam öne doğru eğildi ve karısına yumuşak bir sesle sordu.

öne çıkan
featured
başı öne düşme
nod
başı öne düşmek
nod
ön
pre-

The pre-Islamic Arabs were nomads. - İslam öncesi Araplar göçebeydiler.

What's your pre-tax income? - Senin vergi öncesi gelirin nedir?

ön
(Dilbilim) proto
ön
foreground

The couch is in the foreground next to the table. - Kanepe masanın yanında ön tarafta.

ön
first

One will be judged by one's appearance first of all. - Bir insan her şeyden önce görünümü ile değerlendirilecektir.

We'll go to Hong Kong first, and then we'll go to Singapore. - Önce Hong Kong'a gideceğiz ve sonra Singapura gideceğiz.

ön
primary

Where to go and what to see were my primary concerns. - Nereye gideceğim ve ne göreceğim benim öncelikli ilgilerim.

My primary concern is your safety. - Benim öncelikli ilgim sizin güvenliğinizdir.

ön
(Bilgisayar,Dilbilim) initial

Tom carved his initials on the large oak tree in front of the school. - Tom okulun önündeki büyük meşe ağacına adının baş harflerini kazıdı.

ön
(Tıp) posterior
öne almak
put forward
ön
frontal
ön
ventral
ön
pre

His opinion is free from prejudice. - Onun görüşü önyargısızdır.

He arrived two days previously. - O iki gün önceden vardı.

ön
fore

Water, forests, and minerals are important natural resources. - Su, ormanlar ve mineraller önemli doğal kaynaklardır.

Prophets have been forecasting the end of the world for centuries. - Peygamberler yüzyıllar boyunca dünyanın sonunu önceden tahmin etmiştir.

öne almak
bring in
öne almak
bring forward
öne doğru
toward the front
öne geçmek
make way
öne sürmek
bring sth in
öne sürülen
projected
ön
precursor
başını öne doğru eğmek
bend one's head
başını öne doğru eğmek
lower one's head
başını öne doğru eğmek
bow one's head
bir teklif öne sürmek
putting forward a proposal
bir teklif öne sürmek
to put forward a proposal
kendini öne atan
self selected
teklif öne sürmek
putting forward a proposal
teklif öne sürmek
to put forward a proposal
ön
pro

The student has already solved all the problems. - Öğrenci tüm problemleri daha önce çözdü.

They know the importance of protecting the earth. - Dünyayı korumanın önemini biliyorlar.

ön
prelımınary
ön
the front

He sat in the front so as to be able to hear. - İşitebilmek için önde oturdu.

Tom and Mary usually like to sit in the front row. - Tom ve Mary genellikle ön sırada oturmaktan hoşlanırlar.

ön
at the front
öne çıkmak
come forward
dertlere çare olacağı öne sürülen yenilik
nostrum
sırayı bozarak öne geçmek
jump the queue
sırayı bozup öne geçen kimse
queue jumper
tarihi öne almak
advance the date
temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp öne sürmek
to keep bringing up the same (topic) time after time
ucu öne doğru
endwise
ucu öne doğru
endways
Ön
(Diş Hekimliği) vestibule
ön
the time immediately before one, the immediate future
ön
windscreen
ön
windshield

Tom wrote his name on every dirty car windshield in the parking lot. - Tom otoparktaki her kirli araba ön camına adını yazdı.

I saw Tom through the windshield. - Arabanın ön camından Tom'u gördüm.

ön
{i} presence

Its presence is important for me. - Onun varlığı benim için önemli.

This is not a joke to be told in the presence of your parents. - Bu, ailenin gözünün önünde anlatılacak bir fıkra değil.

ön
{s} initiative
ön
{s} precursory
ön
front; foremost; preliminary
ön
ante

The conquest of İstanbul antedates the discovery of America. - İstanbul'un fethi, Amerika'nın keşfinden önce gelir.

Tom connected the TV to the antenna that the previous owner of his house had mounted on the roof. - Tom TV'yi evin önceki sahibinin çatıya monte ettiği antene bağladı.

ön
space in front (of)
ön
front; foreground; face; breast, chest; the future; front, foremost, forward; fore; prior; preparatory, preliminary; anterior, frontal
ön
front; front part (of)
ön
advance

You may as well say it to him in advance. - Siz de ona önceden söyleyebilirsiniz.

Please inform me of your absence in advance. - Lütfen yokluğunuzu önceden bana bildiriniz.

öne geçmek
Go Ahead
öne geçmek
fore
öne sür
propound
öne sürmek
posit
öne çıkmak
rise out of the ruck
öne çıkmak
put oneself forward
öne çıkmak
{f} outshine
Türkçe - Türkçe

öne teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

Ön
(Osmanlı Dönemi) KUDDAMÎ
Öne geçmek
(Osmanlı Dönemi) İMAM
ön
Bir kimsenin ilerisi: "Bir aralık önümüzden şarkı sesleri geldi."- S. F. Abasıyanık
ön
Bir şeyin esas tutulan yüzü, arka karşıtı: "Beş on kişi, köşkün önünde toplandık."- M. Ş. Esendal
ön
Bir kimsenin ilerisi
ön
Giyeceklerin genellikle göğsü örten bölümü: "Uçuk siyah renkli çarşaf pelerinin önü açık."- P. Safa
ön
Civar, yöre
ön
Bir şeyin esas tutulan yüzü, arka karşıtı
ön
Giyeceklerin genellikle göğsü örten bölümü
ön
Bir şeyin esas tutulan yüzünün baktığı yer, karşı: "Altmış yaşında anamın önünde sigara içmek istemezdim."- B. Felek
ön
Bazı kelimelerin başına getirilerek kelimenin anlamına "önce olan" veya "ilk kavramı" katar
ön
Benzerler arasında bakılan veya gidilen yönde olan: "Ben, Anafartalar'da Mustafa Kemal'in bulunduğu en ön siperlerde de kurşun attım."- A. Gündüz
ön
Yakın gelecek zaman
ön
Bir şeyin esas tutulan yüzünün baktığı yer, karşı
ön
Benzerler arasında bakılan veya gidilen yönde olan
ön
pişigah
öne