(-e doğru)yönelmek

listen to the pronunciation of (-e doğru)yönelmek
Türkçe - İngilizce

(-e doğru)yönelmek teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı

(-e doğru)yönelmek
veer

She veered closer to the building.

doğru
accurate

My watch is more accurate than yours. - Saatim sizinkinden daha doğru.

The clock on that tower is accurate. - O kuledeki saat doğrudur.

doğru
true

I'll be damned if it's true. - Eğer o doğruysa mahvoldum demektir.

What he said is true. - Onun söylediği doğru.

doğru dürüst
properly

If you understand, then do it properly. - Eğer anlıyorsan, öyleyse onu doğru dürüst yap.

Tom doesn't know how to pronounce my name properly. - Tom ismimi doğru dürüst nasıl telaffuz edeceğini bilmiyor.

e doğru
inward
doğru
straight

After the meeting she headed straight to her desk. - Toplantıdan sonra o doğrudan masasına doğru yöneldi.

Jane will get straight A's. - Jane doğrudan A alacaktır.

doğru
right

The right mind is the mind that does not remain in one place. - Doğru akıl bir yerde kalmayan akıldır.

One of these two methods is right. - Bu iki yöntemden biri doğrudur.

doğru
through

The submarine had to break through a thin sheet of ice to surface. - Denizaltı yüzeye doğru ince bir buz tabakasını yarıp geçmek zorunda kaldı.

In a time-bound society time is seen as linear- in other words as a straight line extending from the past, through the present, to the future. - Zamana bağlı bir toplumda zaman lineer olarak görülür-yani geçmişten şimdiki zamana ve geleceğe doğru uzanan düz bir çizgi olarak.

-e doğru
toward
e doğru
towards
geriye doğru
backwards

Tom took a step backwards. - Tom, geriye doğru bir adım attı.

Tom bends over backwards to please Mary. - Tom Mary'yi memnun etmek için geriye doğru eğilir.

doğru
authentic
doğru
for

He is the proper person for the job. - O, iş için doğru kişidir.

The ship made for the shore. - Gemi kıyıya doğru gitti.

doğru
(Hukuk) fair

Tom is telling the truth, I'm fairly certain. - Tom doğruyu söylüyor, ben oldukça eminim.

As soon as the three doctors had left the room, the Fairy went to Pinocchio's bed and, touching him on the forehead, noticed that he was burning with fever. - Üç doktor odadan çıkar çıkmaz Peri, Pinokyo'nun yatağına doğru gitti ve alnına dokununca onun ateşler içinde yandığını gördü.

doğru
fair enough
askerlik yapmayı doğru bulmayan kimse
conscientious objector
doğru
due

Due to Tom's behavior, the court is convinced that Mary's account is accurate. - Tom'un davranışı nedeniyle mahkeme Mary'nin hesabının doğru olduğuna inanıyor.

doğru varsaymak
postulate
doğru yol
the right way

Is this the right way to the station? - Bu, istasyona giden doğru yol mu?

Is this the right way to the museum? - Bu, müzeye giden doğru yol mu?

geriye doğru
backward

The dog walked backward. - Köpek geriye doğru yürüdü.

Tom is walking backwards. - Tom geriye doğru yürüyor.

-e doğru yönelmek
(Dilbilim) head towards
doğru dürüst
straight
doğru dürüst
aright
doğru dürüst
decently
doğru dürüst
real
doğru dürüst
duly
doğru dürüst
decent
doğru düzgün
straight
doğru ve dürüst
fair and square
eve doğru
homeward-bound
geriye doğru sürmek
back up
gerçek doğru
(Bilgisayar) real line
ileri doğru
forward
ileriye doğru
forwardly
ileriye doğru
frontward
ileriye doğru
on
ileriye doğru eğilmek
(Dilbilim) lean forward
ileriye doğru hareket
course
ileriye doğru sürmek
propel
kesik çizgili doğru
dotted line
tepeden köke doğru kurumak
die back
geriye doğru sürmek
back
doğru
faithful
başını öne doğru eğmek
lower one's head
başını öne doğru eğmek
bow one's head
başını öne doğru eğmek
bend one's head
bir yere doğru bakan (ev, oda vb.)
minister to a place (house, room, etc.)
doğru
above board
doğru bir biçimde
properly
doğru cevap
right answer
doğru cevap
correct answer
doğru söz
correct words
yukarı doğru hareket ettirmek
move up
doğru doğru
expression of agreement
doğru doğru
hear! hear!
doğru doğru dosdoğru .... The exact truth
(of the matter) is that
(-e doğru)yönelmek