yapılı

listen to the pronunciation of yapılı
Türkçe - İngilizce
well knit
made; done; built, constructed; well-built, having a strong body
(something) which consists of (so many) buildings: dört yapılı bir okul a school housed in four buildings
sturdy
portly
built

Our rocket is being built. - Bizim roket yapılıyor.

New housing is being built. - Yeni konut yapılıyor.

well-made
made of, constructed of: tuğla yapılı made of brick
bodied
(someone, something) who or which possesses (a certain kind of) build: iri yapılı bir adam a big-framed man
structured
done

Once the work is done, usually around half past five, I come home to have dinner. - İş yapılır yapılmaz, genellikle beş buçuk civarında, akşam yemeği yemek için eve gelirim.

Our business is done here. - İşimiz burada yapılır.

(Biyokimya) bulky
made

Butter is made from milk. - Tereyağı sütten yapılır.

Bottles of beer are made of glass. - Bira şişeleri camdan yapılır.

constructed
having a strong body
burly
buılt
well made
yapı
construction

Tom worked for a construction company in Boston. - Tom Boston'da bir yapı şirketi için çalıştı.

The building is under construction. - Bina yapım aşamasındadır.

yapı
structure

These structures would rarely, if ever, occur in spoken English. - Bu yapılar nadiren, kırk yılda bir, konuşma İngilizcesinde olurlar.

All the elements of a data structure are public by default. - Bir veri yapısının tüm bileşenleri varsayılan olarak herkese açıktır.

yapı
{i} mold

A man cannot be made in a mold. - Bir insan, bir kalıp içinde yapılamaz.

yapı
{i} mould
yapı
constitution

She has a robust constitution. - Onun sağlam bir yapısı var.

yapı
building

The money was appropriated for building the gymnasium. - Para spor salonunun yapımı için ayrılmıştır.

This building is made of stone. - Bu bina taştan yapılmıştır.

yapı
(a) building, edifice, (a) construction, (a) structure
yapı
{i} frame

The whole framework was made of iron. - Bütün iskelet demirden yapıldı.

This is a picture frame made of plastic. - Bu, plastikten yapılmış bir resim çerçevesi.

yapı
makeup, character, personality (of someone)
yapı
{i} habit
yapı
{i} architecture
yapı
structural

Chomsky is a structural linguist. - Chomsky bir yapısal dil bilimcidir.

This building is not structurally sound. - Bu bina yapısal olarak sağlam değil.

yapı
{i} form

No formal action was taken. - Resmi bir işlem yapılmadı.

It is important that you attach your photo to the application form. - Başvuru formuna fotoğrafınızı yapıştırmanız önemlidir.

yapı
{i} texture
yapı
{i} make

He knows how to make a radio. - Nasıl bir radyo yapılacağını bilir.

This vacuum cleaner makes a lot of noise. - Bu elektrikli süpürge çok gürültü yapıyor.

narin yapılı
petite
selim yapılı deri tümörü
(Tıp) nevus
yapı
works

Tom works out in a gym near his house. - Tom evinin yakınındaki bir spor salonunda egzersiz yapıyor.

It works exactly as advertised. - O tamamen reklam yapıldığı gibi çalışır.

yapı
dwelling
yapı
{i} conformation
yapı
(Jeoloji) constraction
yapı
pattern

India ink produces an interesting pattern when used as a dye. - Çini mürekkebi boya olarak kullanıldığı zaman ilginç bir yapı üretir.

The tourists scare away the animals and disrupt their natural activity patterns. - Turistler hayvanları korkuturlar ve onların doğal aktivite yapılarını bozarlar.

yapı
configuration

It is necessary to look more carefully into the demographic configuration of this region. - Bu bölgenin demografik yapısına daha dikkatli bakılması gerekir.

You can adjust game configuration options when starting the game for the first time. - Oyuna ilk kez başlarken oyunu yapılandırma seçeneklerini ayarlayabilirsiniz.

yapı
design
yapı
make-up
yapı
set-up
yapı
(Denizbilim) strucure
yapı
(Bilgisayar) construct

Tom worked for a construction company in Boston. - Tom Boston'da bir yapı şirketi için çalıştı.

I think we should use our time a bit more constructively. - Bizim zamanı biraz daha yapıcı kullanmamız gerektiğini düşünüyorum.

yapı
civil work
yapı
(Dilbilim) usage
yapı
(Politika, Siyaset) breakdown
yapı
temperament
yapı
vein
yapı
build

The money was appropriated for building the gymnasium. - Para spor salonunun yapımı için ayrılmıştır.

They are building a house. - Onlar bir ev yapıyorlar.

yapı
morpho-
güçsüz, çelimsiz, zayıf yapılı
weak, feeble, weak structure
iri yapılı
massive
yapı
stucture
yapı
chemistry

Tom is majoring in chemistry. - Tom kimyada ihtisas yapıyor.

Do you study chemistry? - Kimya öğrenimi yapıyor musun?

atlet yapılı
(someone) who has an athletic build
aynı yapılı olan
homogeneous
basit yapılı hayvan
polype
basit yapılı hayvan
polyp
etken anlamlı edilgen yapılı
deponent
etken anlamlı edilgen yapılı fiil
deponent
ince yapılı
svelte
ince yapılı slightly built
(person)
kısa ama sağlam yapılı
stocky
ufak yapılı kimse
midget
yapı
habit of body
yapı
{i} being

I was disappointed at there being so little to do. - Yapılacak çok az şey olması beni hayal kırıklığına uğrattı.

Tom couldn't just sit by and watch Mary being bullied. - Tom sadece yanında oturup Mary'ye zorbalık yapılmasını izleyemedi.

yapı
{i} organism

Visible from space, the Great Barrier Reef is the largest structure on Earth made by living organisms. - Uzaydan görülebilen Great Barrier Reef, canlı organizmalar tarafından yapılan dünyadaki en büyük yapıdır.

yapı
{i} fabric

Use the highest heat settings only when you're ironing fabrics made of natural fibers like cotton or linen. - Sadece pamuk ve keten gibi doğal liflerden yapılmış kumaşları ütülerken en yüksek ısı ayarlarını kullanın.

The dress is made of a thin fabric. - Elbise ince bir kumaştan yapılmıştır.

yapı
{i} Nature

Death is a disgusting thing that nature has to hide, and it does it well. - Ölüm, doğanın gizlemesi gereken iğrenç bir şey ve bunu iyi yapıyor.

yapı
{i} system

I need to configure this server with an appropriate firewall system. - Uygun bir güvenlik duvarı sistemiyle bu sunucuyu yapılandırmam gerekiyor.

Because the personal computer here cannot change the system, nothing can be done. - Buradaki kişisel bilgisayar sistemi değiştiremediği için hiçbir şey yapılamaz.

yapı
{i} making

My mother gave me a pair of gloves of her own making. - Annem bana kendi yapımı bir çift eldiven verdi.

My mother is making a cake. - Annem bir pasta yapıyor.

yapı
{i} erection
yapı
{i} framework

The building will be made of concrete on a steel framework. - Yapı, çelik iskelet üzerine betondan yapılacaktır.

The whole framework was made of iron. - Bütün iskelet demirden yapıldı.

yapı
homologue
yapı
corpus
yapı
setup
yapı
blood

Tom was given a blood transfusion. - Tom'a kan nakli yapıldı.

yapı
building, construction, edifice " bina; structure" " strüktür; fabric; configuration, conformation; (beden) build; temperament, disposition
yapı
build, structure; constitution; physique; frame
yapı
building, construction: Herkeste bir yapı hevesi başladı. Everyone was seized with a desire to build
yapı
make, origin: Alman yapısı bir tabanca a revolver made in Germany/a German-made revolver
yapı
(Hukuk) construction, structure
yapı
{i} disposition
yapı
contexture
yapı
composition
yapı
fiber

Use the highest heat settings only when you're ironing fabrics made of natural fibers like cotton or linen. - Sadece pamuk ve keten gibi doğal liflerden yapılmış kumaşları ütülerken en yüksek ısı ayarlarını kullanın.

Muscles are made of hundreds of thin fibers. - Kaslar yüzlerce ince liften yapılmıştır.

yapı
{i} strain
yapı
gestalt
yapı
artifact
yapı
{i} fibre

These socks are made from bamboo fibre. - Bu çoraplar bambu lifinden yapılır.

yapı
{i} edifice

The new edifice of the theatre looks very splendid. - Tiyatronun yeni yapısı çok görkemli görünüyor.

yapı
{i} quality

If you want quality, pay for it. - Eğer kalite istiyorsanız, bunun için ödeme yapın.

Tom is doing everything within his power to improve the patients quality of life. - Tom hastaların yaşam kalitesini iyileştirmek için gücü dahilinde her şeyi yapıyor.

yapı
make up
yapı
{i} presence
Türkçe - Türkçe

yapılı teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

YAPILI
Yapısı herhangi bir nitelikte olan
YAPILI
Vücudu gelişmiş, iri
Yapı
mimari
Yapı
bina
Yapı
(Hukuk) STATÜ
Yapı
(Hukuk) EBNİYE
Yapı
konstrüksiyonstrüktür
Yapı
strüktür
Yapı
örgü
ince yapılı
Narin, nazik, zayıf
yapı
Yapma, oluşturma, ortaya konulma, meydana getirme
yapı
Canlı bir varlığın ruh veya beden özelliklerinin tümü, bünye, strüktür
yapı
Bütünün bir araya getirilişinde uyulan dizge, strüktür
yapı
Yapılmakta olan konut, yol, köprü vb. inşaat
yapı
Bal peteği
yapı
Ögeleriyle somut bağımlılığı olan bütün
yapı
Barınmak veya başka amaçlarla kullanılmak için yapılmış her türlü mimarlık eseri, bina
yapı
Parçaları ve ögeleri arasında yasaya uygunluk, durağan bağlar ve karşılıklı ilişkiler bulunan dizge veya bütün, strüktür
yapı
Canlı bir varlığın ruh veya beden özelliklerinin tümü, bünye, strüktür: "Yapısı sağlam, güzel bir erkekti."- Y. Z. Ortaç
yapı
Bütünün bir araya getirilişinde uyulan dizge, strüktür. Ögeleriyle somut bağımlılığı olan bütün
yapılı