yapılı

listen to the pronunciation of yapılı
Türkçe - İngilizce
well knit
made; done; built, constructed; well-built, having a strong body
(something) which consists of (so many) buildings: dört yapılı bir okul a school housed in four buildings
sturdy
portly
built

New housing is being built. - Yeni konut yapılıyor.

A new building is being built in front of my house. - Evimin önünde yeni bir bina yapılıyor.

well-made
made of, constructed of: tuğla yapılı made of brick
bodied
(someone, something) who or which possesses (a certain kind of) build: iri yapılı bir adam a big-framed man
structured
done

It's done all the time. - Bu her zaman yapılır.

A lot of jobs are done by computers. - Bir çok iş bilgisayarlar tarafından yapılır.

(Biyokimya) bulky
made

Butter is made from cream. - Tereyağı kaymaktan yapılır.

Bottles of beer are made of glass. - Bira şişeleri camdan yapılır.

constructed
having a strong body
burly
buılt
well made
yapı
construction

The rightmost lane is now under construction. - En sağdaki şerit yapım aşamasındadır.

A new road is under construction. - Yeni bir yol yapım aşamasındadır.

yapı
structure

These structures would rarely, if ever, occur in spoken English. - Bu yapılar nadiren, kırk yılda bir, konuşma İngilizcesinde olurlar.

This is the most massive structure I have ever seen. - Bu şimdiye kadar gördüğüm en büyük yapıdır.

yapı
{i} mold

A man cannot be made in a mold. - Bir insan, bir kalıp içinde yapılamaz.

yapı
{i} mould
yapı
constitution

She has a robust constitution. - Onun sağlam bir yapısı var.

yapı
building

This building is a capsule hotel lodging men and women. - Bu yapı erkekleri ve kadınları konaklayan kapsül bir oteldir.

The money was appropriated for building the gymnasium. - Para spor salonunun yapımı için ayrılmıştır.

yapı
(a) building, edifice, (a) construction, (a) structure
yapı
{i} frame

I was dwarfed by his gigantic frame. - Onun dev gibi yapısı tarafından cüceleştim.

The whole framework was made of iron. - Bütün iskelet demirden yapıldı.

yapı
makeup, character, personality (of someone)
yapı
{i} habit
yapı
{i} architecture
yapı
structural

Chomsky is a structural linguist. - Chomsky bir yapısal dil bilimcidir.

This building is not structurally sound. - Bu bina yapısal olarak sağlam değil.

yapı
{i} form

No formal action was taken. - Resmi bir işlem yapılmadı.

It is important that you attach your photo to the application form. - Başvuru formuna fotoğrafınızı yapıştırmanız önemlidir.

yapı
{i} texture
yapı
{i} make

She knows how to make candy. - Nasıl şekerleme yapılacağını bilir.

He knows how to make a radio. - Nasıl bir radyo yapılacağını bilir.

narin yapılı
petite
selim yapılı deri tümörü
(Tıp) nevus
yapı
works

It works exactly as advertised. - O tamamen reklam yapıldığı gibi çalışır.

Tom works out in a gym near his house. - Tom evinin yakınındaki bir spor salonunda egzersiz yapıyor.

yapı
dwelling
yapı
{i} conformation
yapı
(Jeoloji) constraction
yapı
pattern

Those who intended to stay quickly adopted the island speech patterns, while those who did not, did not. - Niyetli olmayanlar uyum sağlamazken, kalmaya niyetli olanlar adanın konuşma yapılarına çabucak uyum sağladılar.

The tourists scare away the animals and disrupt their natural activity patterns. - Turistler hayvanları korkuturlar ve onların doğal aktivite yapılarını bozarlar.

yapı
configuration

It is necessary to look more carefully into the demographic configuration of this region. - Bu bölgenin demografik yapısına daha dikkatli bakılması gerekir.

You can adjust game configuration options when starting the game for the first time. - Oyuna ilk kez başlarken oyunu yapılandırma seçeneklerini ayarlayabilirsiniz.

yapı
design
yapı
make-up
yapı
set-up
yapı
(Denizbilim) strucure
yapı
(Bilgisayar) construct

A new road is under construction. - Yeni bir yol yapım aşamasındadır.

Tom worked for a construction company in Boston. - Tom Boston'da bir yapı şirketi için çalıştı.

yapı
civil work
yapı
(Dilbilim) usage
yapı
(Politika, Siyaset) breakdown
yapı
temperament
yapı
vein
yapı
build

This building is made of stone. - Bu bina taştan yapılmıştır.

This building is a capsule hotel lodging men and women. - Bu yapı erkekleri ve kadınları konaklayan kapsül bir oteldir.

yapı
morpho-
güçsüz, çelimsiz, zayıf yapılı
weak, feeble, weak structure
iri yapılı
massive
yapı
chemistry

Tom is majoring in chemistry. - Tom kimyada ihtisas yapıyor.

Do you study chemistry? - Kimya öğrenimi yapıyor musun?

yapı
stucture
atlet yapılı
(someone) who has an athletic build
aynı yapılı olan
homogeneous
basit yapılı hayvan
polyp
basit yapılı hayvan
polype
etken anlamlı edilgen yapılı
deponent
etken anlamlı edilgen yapılı fiil
deponent
ince yapılı
svelte
ince yapılı slightly built
(person)
kısa ama sağlam yapılı
stocky
ufak yapılı kimse
midget
yapı
{i} erection
yapı
{i} framework

The whole framework was made of iron. - Bütün iskelet demirden yapıldı.

The building will be made of concrete on a steel framework. - Yapı, çelik iskelet üzerine betondan yapılacaktır.

yapı
{i} Nature

Death is a disgusting thing that nature has to hide, and it does it well. - Ölüm, doğanın gizlemesi gereken iğrenç bir şey ve bunu iyi yapıyor.

yapı
{i} making

I object to his making private calls on this phone. - Ben bu telefondan özel arama yapılmasına karşıyım.

Peter is continually making phone calls to his mother. - Peter sürekli annesiyle telefon görüşmesi yapıyor.

yapı
{i} system

The majority of big banks are introducing this system. - Büyük bankaların çoğunluğu bu sisteme geçiş yapıyor.

More information on the system structure is available in the Features section. - Sistem yapısı hakkında daha fazla bilgi, özellikler bölümünde mevcuttur.

yapı
habit of body
yapı
{i} fabric

Use the highest heat settings only when you're ironing fabrics made of natural fibers like cotton or linen. - Sadece pamuk ve keten gibi doğal liflerden yapılmış kumaşları ütülerken en yüksek ısı ayarlarını kullanın.

The dress is made of a thin fabric. - Elbise ince bir kumaştan yapılmıştır.

yapı
{i} organism

Visible from space, the Great Barrier Reef is the largest structure on Earth made by living organisms. - Uzaydan görülebilen Great Barrier Reef, canlı organizmalar tarafından yapılan dünyadaki en büyük yapıdır.

yapı
{i} being

As a result, people have got so used to being paid this way that they're uncomfortable with any other. - Sonuçta, insanlar kendilerine bu şekilde ödeme yapılmasına öyle alışmışlar ki başka türlüsünden rahatsız oluyorlar.

Tom said he liked what she had made for dinner, but he was only being polite. - Tom onun akşam yemeği için yaptığını beğendiğini söyledi fakat o sadece kibarlık yapıyordu.

yapı
homologue
yapı
corpus
yapı
setup
yapı
blood

Tom was given a blood transfusion. - Tom'a kan nakli yapıldı.

yapı
building, construction, edifice " bina; structure" " strüktür; fabric; configuration, conformation; (beden) build; temperament, disposition
yapı
build, structure; constitution; physique; frame
yapı
building, construction: Herkeste bir yapı hevesi başladı. Everyone was seized with a desire to build
yapı
make, origin: Alman yapısı bir tabanca a revolver made in Germany/a German-made revolver
yapı
(Hukuk) construction, structure
yapı
{i} disposition
yapı
contexture
yapı
composition
yapı
fiber

These warm socks are made from alpaca fiber. - Bu kışlık çoraplar alpaka liften yapılır.

Muscles are made of hundreds of thin fibers. - Kaslar yüzlerce ince liften yapılmıştır.

yapı
{i} strain
yapı
gestalt
yapı
artifact
yapı
{i} fibre

These socks are made from bamboo fibre. - Bu çoraplar bambu lifinden yapılır.

yapı
{i} edifice

The new edifice of the theatre looks very splendid. - Tiyatronun yeni yapısı çok görkemli görünüyor.

yapı
{i} quality

The life preserver must be made of high quality materials. - Cankurtaran yüksek kaliteli malzemelerden yapılmış olmalıdır.

These hand-made articles differ in quality. - Bu el yapımı eşyalar kalite olarak farklıdır.

yapı
make up
yapı
{i} presence
Türkçe - Türkçe

yapılı teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

YAPILI
Yapısı herhangi bir nitelikte olan
YAPILI
Vücudu gelişmiş, iri
Yapı
mimari
Yapı
bina
Yapı
(Hukuk) STATÜ
Yapı
(Hukuk) EBNİYE
Yapı
konstrüksiyonstrüktür
Yapı
strüktür
Yapı
örgü
ince yapılı
Narin, nazik, zayıf
yapı
Yapma, oluşturma, ortaya konulma, meydana getirme
yapı
Canlı bir varlığın ruh veya beden özelliklerinin tümü, bünye, strüktür
yapı
Bütünün bir araya getirilişinde uyulan dizge, strüktür
yapı
Yapılmakta olan konut, yol, köprü vb. inşaat
yapı
Bal peteği
yapı
Ögeleriyle somut bağımlılığı olan bütün
yapı
Barınmak veya başka amaçlarla kullanılmak için yapılmış her türlü mimarlık eseri, bina
yapı
Parçaları ve ögeleri arasında yasaya uygunluk, durağan bağlar ve karşılıklı ilişkiler bulunan dizge veya bütün, strüktür
yapı
Canlı bir varlığın ruh veya beden özelliklerinin tümü, bünye, strüktür: "Yapısı sağlam, güzel bir erkekti."- Y. Z. Ortaç
yapı
Bütünün bir araya getirilişinde uyulan dizge, strüktür. Ögeleriyle somut bağımlılığı olan bütün
yapılı