used to

listen to the pronunciation of used to
İngilizce - Türkçe
alışkın

Erken kalkmaya alışkınım. - I'm used to getting up early.

Yalnız yaşamaya alışkın. - She is used to living alone.

alışkın olmak
alışkan
(eskiden) -erdi
öğür
-ardı
alışık olmak
ederdi

Mary, Tom'la evlenmeyi hayal ederdi. - Mary used to dream about marrying Tom.

Robert hafta sonlarında dükkânda babasına yardım ederdi. - Robert used to help his father in the store on weekends.

yapardı

O, arkadaşlarına karşı zorbalık yapardı. - He used to bully his friends.

Bir üniversite öğrencisi iken öyle yapardın. - You used to do so when you were a university student.

kullan

O, atmosferdeki karbon dioksit miktarlarının artmasından dolayı Dünyanın ısınmasını tanımlamak için kullanılan bir terimdir. - It is a term used to describe the warming of the earth due to increasing amounts of carbon dioxide in the atmosphere.

Twitter'ı kullanırdım, fakat sonra onu sıkıcı biraz buldum, bu yüzden onu kullanmayı durdurdum. - I used to use Twitter, but then found it a bit boring, so I stopped using it.

geçmiş zamanda yapılan
alışık

Askerler tehlikeye alışıktırlar. - Soldiers are used to danger.

Tom yalın ayak yürümeye alışık değildir. - Tom isn't used to walking barefooted.

be used to
alışık
used
{s} kullanılmış

Çocuk hırsızlarının ona yapmasını söyledikleri gibi Tom işaretlenmemiş, kullanılmış paralar halinde bir milyon dolar topladı. - Tom put together one million dollars in unmarked, used bills as the kidnappers had told him to do.

O araba satıcısı bu kullanılmış Toyota'nın iyi durumda olduğunu söylediğinde bana yanlış bilgi vermiş. - That car dealer gave me a bum steer when he told me this used Toyota was in good condition.

used
{s} kullanılmış; elden düşme, eski: He sells used books. Eski kitap satıyor. I don't want a used car. Kullanılmış araba istemem
be used to
alışkın olmak
to be used to
alışık olmak
used
{f} kullan

Doğum kontrolü için bir prezervatif kullandın, değil mi? - You used a condom for birth control, right?

Spor salonu, tören için kullanıldı. - The gym is used for the ceremony.

used
tükenmek
used
eskiden

Eskiden bir gece kuşuydum fakat şimdi bir erken kalkanım. - I used to be a night owl, but now I'm an early riser.

Ben eskiden olduğum gibi değilim. - I'm not what I used to be.

be used to
alışmak
to be used to
alışmak
used
elden düşme
used
alışkın

Erken kalkmaya alışkınım. - I'm used to getting up early.

Ne zaman yatmaya alışkınsın? - What time are you used to going to bed?

used
(Bilgisayar) kullanma

Uzun süredir Fransızcayı kullanmadım ve birçok kelime unuttum. - I haven't used French in a long time and I've forgotten a lot of words.

Twitter'ı kullanırdım, fakat sonra onu sıkıcı biraz buldum, bu yüzden onu kullanmayı durdurdum. - I used to use Twitter, but then found it a bit boring, so I stopped using it.

used
kullanılan

Dünyada en çok kullanılan işletim sistemi Windows'tur. - Windows is the most used operating system in the world.

Bu makarna sosunda kullanılan bitki maydanoz olabilir. - The herb used in that pasta sauce might be parsley.

be used to
alışık olmak
used
(to ile) alışkın
used
eski

Futbol Japonya'da eskisinden daha popüler. - Soccer is more popular in Japan than it used to be.

O artık eskisi gibi değil. - She is no longer what she used to be.

Used
kullanılmıştır
be used to
için kullanılabilir

Kum torbaları sele karşı korumak için geçici bir duvar inşa etmek için kullanılabilir. - Sandbags can be used to erect a temporary wall to protect against floods.

Mary'nin cümleleri İngilizce öğrenmek için kullanılabilir. - Mary's sentences can be used to learn English.

in the habit of
alışkanlık olarak
used
yap(mak)
used to be
eskiden

Eskiden bir gece kuşuydum fakat şimdi bir erken kalkanım. - I used to be a night owl, but now I'm an early riser.

Tom eskiden olduğu gibi gitarist değil. - Tom isn't the guitarist he used to be.

to be used to
alışkın olmak
used
alışık

Bay Kaifu halka açık konuşmalar yapmaya alışıktır. - Mr Kaifu is used to making speeches in public.

Bu ısıya alışık değilim. - I'm not used to this heat.

used
bitkin hale gelmek
used
idi

Biz eskiden komşu idik. - We used to be neighbours.

Tom bir özel eğitim öğretmeni idi. - Tom used to be a special education teacher.

used
be used up çok yorulmak
used
He used to come at eight Eskiden saat sekizde gelirdi
used
eskiden olduğu kadar

Vücudum eskiden olduğu kadar esnek değil. - My body is not as flexible as it used to be.

Tom eskiden olduğu kadar utangaç değil. - Tom isn't as heavy as he used to be.

used
{s} to -e alışık, -e alışkın: I'm used to it. Ona alışığım
used
used to alışmış
İngilizce - İngilizce
Formerly; once, but no longer; thus forming the imperfect tense

I used to know a guy from the UK who pronounced mother without the r.

accustomed to, tolerant or accepting of

He was shivering a little, for he had always been used to sleeping in a proper bed, and by this time his coat had worn so thin and threadbare from hugging that it was no longer any protection to him.

action that was accurate once but is not true at this time (e.g.: "Her parents used to live in Europe and now they live in the USA")
in the habit; "I am used to hitchhiking"; "you'll get used to the idea"; " was wont to complain that this is a cold world"- Henry David Thoreau
in the habit of
used
That is or has or have been used

The ground was littered with used syringes left behind by drug abusers.

used
That has or have previously been owned by someone else

He bought a used car.

used
Familiar through use; usual; accustomed

Nobody's ever taught you how to live out on the street and now you're gonna have to get used to it.

used
Simple past tense and past participle of use

You used me!.

used
to perform habitually; to be accustomed

He used to live here, but moved away last year.

used to.
usta

We usta have a rule that if a trusty shot an escaping convict, then the trusty would go free.

be used to
be accustomed to, be familiar with
used
be/get used to (doing) sth to have experienced something so that it no longer seems surprising, difficult, strange etc
used
past of use
used
abused, exploited, took unfair advantage of. [derogatory]
used
employed in accomplishing something; "the principle of surprise is the most used and misused of all the principles of war"- H
used
Arnold & I
used
Eaker
used
employed
used
made use
used
{s} second-hand, not new; usual, accustomed
used to