sevme

listen to the pronunciation of sevme
Türkçe - İngilizce
(yemek) tooth
liking

I cannot help liking him in spite of his many faults. - Birçok hatalarına rağmen onu sevmekten kendimi alamıyorum.

When did you start liking baseball? - Ne zaman beyzbolu sevmeye başladın?

{f} dislike

Tom came to dislike Mary. - Tom Mary'yi sevmediği için geldi.

This is why I dislike cats. - Kedileri sevmememin nedeni budur.

love

I can wait to love in heaven. - Cennette sevmek için bekleyebilirim.

One should love one's own mother. - Bir insan kendi annesini sevmelidir.

sevmek
love

I can wait to love in heaven. - Cennette sevmek için bekleyebilirim.

How difficult a thing it is, to love, and to be wise, and both at once. - Ne kadar zor bir şey, sevmek ve akıllı olmak, ve her ikisi birden.

sevmek
{f} like

You can't help but like Tom. - Tom'u sevmekten başka çaren yok.

Tom couldn't help but like Mary. - Tom Mary'yi sevmekten kendini alamadı.

sevmek
{f} enjoy
sevmek
fancy
sev
{f} love

I no longer love you. - Artık seni sevmiyorum.

I love living with you. - Sizinle yaşamayı seviyorum.

sevmek
{f} affect
sev
{f} loved

Art is loved by everybody. - Sanat herkes tarafından sevilir.

She is loved by everyone. - O herkes tarafından sevilir.

sevmek
dandle
sevmek
be fond of
sevmek
to love; to like
sevmek
caress
sevmek
pet
sevmek
fondle
sevmek
care
kendini sevme
self-love
sevmek
go for
sevmek
cotton to
sevmek
to be fond of
sevmek
for

Tom has loved Mary for a long time. - Tom uzun süredir Mary'yi sevmektedir.

To love and to be loved, these are the biggest forms of happiness. - Sevmek ve sevilmek, bunlar mutluluğun büyük biçimleridir.

sevmek
fond of
sevmek
care for
sevmek
be sweet on somebody
delice sevme
nut
sev
{f} loving

Children need loving. - Çocukların sevilmeye ihtiyacı vardır.

One of the greatest secrets of happiness is moderating your wishes and loving what you already have. - Mutluluğun en büyük sırlarından biri isteklerini azaltmak ve önceden sahip olduklarını sevmektir.

sevmek
cherish
sevmek
fall in love
sevmek
dig
sevmek
be in love with
sev
relish
sevmek
be sweet on smb
sevmek
coo
sevmek
to love; to like, to enjoy, to be fond of, to care for sb/sth, to go for sb/sth; to fondle, to caress, to stroke (a cat, etc.)
sevmek
to fondle, caress. Sevsinler! (Konuşma Dili) Now isn't he/she something! (said sarcastically). Sev beni, seveyim seni. (Atasözü) You scratch my back and I'll scratch yours
şeker sevme
sweet tooth
Türkçe - Türkçe
Sevmek işi
(Osmanlı Dönemi) SEVİM
(Osmanlı Dönemi) TAALLUK
(Osmanlı Dönemi) İŞFAK
Sevmek
(Osmanlı Dönemi) Rİ'MAM
Sevmek
perestiş etmek
sevmek
Çok hoşlanmak
sevmek
Sevgi ve bağlılık duymak
sevmek
Birine sevgiyle bağlanmak, gönül vermek
sevmek
Okşamak
sevmek
Birine sevgiyle bağlanmak, gönül vermek: "Ne kadınlar sevdim zaten yoktular / Böyle bir sevmek görülmemiştir."- A. İlhan. Çok hoşlanmak: "Bazıları entari üstüne kürk giymeyi daha çok severlerdi."- R. H. Karay
sevmek
Sevgi ve bağlılık duymak: "Çok az lakırtı söylediği için, sevdiği arkadaşları bile kendisini iyice anlayamamışlardı."- Ö. Seyfettin
sevmek
Yerini, şartlarını uygun bulmak
sevme