Hava, sudan hafiftir.
- Luft ist leichter als Wasser.
Bu yeni bilgisayar programı kolayca öğrenilebilinir.
- Das neue Computerprogramm lässt sich leicht lernen.
Büyük bir alim gibi, soruyu kolayca yanıtladı.
- Ganz der große Gelehrte, beantwortete er die Frage mit Leichtigkeit.
Seni rahat ettirebilmek için elimden gelen her şeyi yaparım.
- I'll do whatever I can to make it easy for you.
İki kadın parktaki bir bankta rahat ediyorlar.
- Two women are taking it easy on a bench in the park.
Bu metni çevirmek çok kolay olacak.
- Translating this text will be very easy.
İngilizce konuşmak kolay değildir.
- Speaking English is not easy.
Soruna basit bir çözüm muhtemelen mevcut.
- There is probably an easy solution to the problem.
Şeyleri her zaman çok basite alıyorsun.
- You always take things too easy.
Evim istasyona kolayca ulaşılabilecek bir yerde.
- My house is within easy reach of the station.
Sami'nin her zaman kolayca ulaşabileceği hapları vardı.
- Sami always had pills within easy reach.
Bu elektronik sözlüğün işe yarar şeylerinden biri herhangi bir yere kolaylıkla taşınabilmesidir.
- The convenient thing about this electronic dictionary is that it's easy to carry anywhere.
Kendi ana dilinde doğal ses çıkarmak ve ana dilin olmayan bir dilde doğal olmayan ses çıkarmak çok kolaydır.
- It's very easy to sound natural in your own native language, and very easy to sound unnatural in your non-native language.
Radyoda doğal olarak konuşmak kolay değil.
- It is not easy to speak naturally on the radio.
Doğuştan oldukça uysal bir adam.
- He is by nature quite an easy-going man.
Tom babası kadar uysal görünüyor.
- Tom seems as easy-going as his father.
Angels can fly because they can take themselves lightly.
- Engel können fliegen, weil sie sich selbst leicht nehmen können.
When it lightly rains like that, I wish to go for a walk in a park.
- Wenn es nur so leicht regnet, dann möchte ich in einen Park gehen und spazieren.