kontrollü teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı
- restrained
- controlled
The concrete layer of the nuclear reactor's shielding will be destroyed using controlled explosions.
- Nükleer reaktörün koruyucu somut tabakası kontrollü patlamalar kullanılarak imha edilecek.
Mary was a controlled wife.
- Mary kontrollü bir eşti.
- restricted
- under control
- controled
- kontrol
- check
Hope is when you suddenly run to the kitchen like a mad man to check if the empty chocolate cookie box you just finished an hour ago is magically full again.
- Ümit; bir saat önce bitirdiğin çikolatalı çörek kutusunun sihirle tekrar dolup dolmadığını kontrol etmek için çılgın bir adam gibi birdenbire mutfağa doğru koştuğundadır.
He checked that all the doors were safely shut.
- Bütün kapıların güvenli bir şekilde kapatılıp kapatılmadığını kontrol etti.
- kontrol
- control
Inflation is getting out of control.
- Enflasyon kontrolün dışına çıkıyor.
Water law is the field of law dealing with the ownership, control, and use of water as a resource.
- Su yasası bir kaynak olarak suya sahip olma, kontrolü ve kullanımı ile ilgili hukuk alanıdır.
- kontrollü atmosfer
- controlled atmosphere
- kontrollü değişken
- controlled variable
- kontrollü soğutma
- controlled cooling
- kontrollü teslimat
- (Hukuk) controlled delivery
- kontrol
- governance
- kontrol
- supervision
- kontrol
- countenance
- kontrol
- {i} rein
- kontrol
- grip
Tom got a grip on his emotions.
- Tom duygularını kontrol altına aldı.
- kontrol
- command
- kontrol
- (Bilgisayar) control desk
- kontrol
- controlling
The police were controlling the crowd.
- Polis kalabalığı kontrol ediyordu.
I'm controlling myself not to lose my head.
- Başımı kaybetmemek için kendimi kontrol ediyorum.
- kontrol
- disposal
- kontrol
- hand
Tom's right hand began to shake uncontrollably.
- Tom'un sağ eli kontrol edilemez bir biçimde titremeye başladı.
Hand washing is one way to control bacteria.
- El yıkama, bakterileri kontrol etmek için bir yoldur.
- kontrol
- (Ticaret) working papers
- kontrol
- curb
- kontrol
- (Ticaret) audit
- kontrol
- composure
- kontrol
- metering
- kontrol
- (Ticaret) visitation
- kontrol
- direction
- kontrol
- rounds
- kontrol
- inspection
Korea received an inspection from the International Atomic Energy Agency.
- Kore, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından kontrol edilmiştir.
- kontrol
- superintendence
- kontrol
- checking
He was checking a ticket.
- Bilet kontrol ediyordu.
Why are you checking Mary's mailbox?
- Neden Mary'nin posta kutusunu kontrol ediyorsun?
- kontrol
- {i} overhaul
- kontrol
- checkout
- kontrol
- {i} clutch
- kontrol
- pilot
The pilot controls the engine power using the throttle.
- Pilot, valf kullanarak motor gücünü kontrol eder.
The pilot was having trouble controlling the aircraft.
- Pilot, uçağı kontrol ederken zorluk yaşadı.
- kontrol
- helm
- kontrol
- diagnostic
- kontrol
- control of
- kontrol
- controling
- Birleşik Devletler kontrollü gemiler
- (Askeri) effective United States controlled ships
- bilgisayar kontrollü
- computer controled
- bilgisayar kontrollü
- program controlled
- bilgisayar kontrollü
- computer controlled
- erken uyarı/yer-kontrollü önleme
- (Askeri) early warning/ground-controlled intercept
- gerilme kontrollü test
- controlled stress test
- kaynak kontrollü
- (Askeri) originator controlled
- kontrol
- clutches
- kontrol
- examination
- kontrol
- checking, inspecting
- kontrol
- wire
The puppets are controlled by wires.
- Kuklalar teller tarafından kontrol edilir.
- kontrol
- inspector
- kontrol
- control, check; inspection; command; composure
- kontrol
- (Hukuk) control, supervising
- radyo kontrollü
- radio controlled
- uçak gemisi kontrollü yaklaşma; merkezi sözleşme makamı; devre kart montajı; kon
- (Askeri) carrier-controlled approach; central contracting authority; circuit card assembly; container control activity; contamination control area; contingency capabilities assessment; contract construction agent (DOD)
- yer kontrollü yaklaşma
- (Askeri) ground controlled approach
- yerden kontrollü iniş
- (Havacılık) ground controlled landing
- yerden kontrollü lazer hedef planlayıcısı
- (Askeri) ground laser target designator
- yerden kontrollü radar
- (Askeri) ground-based radar
- yerden kontrollü yaklaşma
- (Askeri) ground control approach
- yerden kontrollü yaklaşma
- (Askeri) ground-controlled approach
- yerden kontrollü önleme
- (Askeri) ground control intercept
- yerden kontrollü önleme
- (Askeri) ground-control interception