içinden

listen to the pronunciation of içinden
Türkçe - İngilizce
within
inwardly
thro

The river flows through the town. - Nehir kasabanın içinden geçer.

The river which flows through Paris is the Seine. - Paris'in içinden akan nehir, Seine'dir.

from inside (of); through, thru
from inside

The sound is coming from inside the house. - Ses evin içinden geliyor.

through

The river flows through the town. - Nehir kasabanın içinden geçer.

The Maruyama river flows through Kinosaki. - Maruyama nehri Kinosaki'nin içinden akar.

across

I'll take a shortcut across the garden. - Ben bahçenin içinden kestirmeden gideceğim.

She darted across the house to her room and closed the door behind her. - Evin içinden hızla odasına fırladı ve arkasından kapıyı kapattı.

thru
from inside of
trans
per

Mary ran her perfectly manicured nails through her hair. - Mary mükemmel şekilde manikürlü tırnaklarını saçının içinden geçirdi.

iç
interior

You've done a wonderful job on the interior decoration. - İç dekorasyon üzerine harika bir iş yaptın.

She has aspirations to become an interior decorator. - Onun iç dekaratör olma özlemleri var.

iç
{s} domestic

My father is a pilot on the domestic line. - Babam iç hatlarda çalışan bir pilot.

I prefer to buy domestic rather than foreign products. - Yabancı ürünler yerine yerli ürünler almayı için tercih ederim.

iç
inner

Jupiter has four inner satellies: Metis, Adrastea, Amalthea, and Thebe. Their orbits are very close to the planet. - Jüpiterin dört iç uydusu vardır: Metis, Adrastea, Amalthea ve Thebe. Onların uyduları gezegene çok yakındır.

There's a button on the inner side of the door. - Kapının iç tarafında bir buton var.

iç
{s} internal

We dissected a frog to examine its internal organs. - Bir kurbağayı, iç organlarını incelemek için kesip parçalara ayırdık.

That is an internal affair of this country. - O, bu ülkenin iç işidir.

içinden gülmek
laugh up one's sleeve
içinden damar, sinir veya bir sıvı geçen yol
within blood vessels, nerves, or a liquid overpass
içinden doğmak
see
içinden edilen dua
private prayer
içinden gelerek
willingly
içinden gelme
spontaneity
içinden gelme
willingness
içinden gelmek
to feel like
içinden geçirmek
to consider, to think about
içinden geçmek
pierce
içinden geçmek
pass through
içinden gülmek
lough in one's sleeve
içinden okumak
to read to oneself
içinden okunan
silent
içinden su akan ağız
spout
içinden çıkamamak
to be unable to work (sth) out
içinden çıkmak
pull through
içinden çıkmak
to solve
içinden çıkmak successfully
to manage, carry out, or do (a difficult job); to solve (a difficult problem)
içinden çıkılmaz
inextricable
içinden çıkılmaz durum
labyrinth
içinden çıkılmaz durum
(Hukuk) impasse
içinden çıkılmaz hale getirmek
cock up
içinden çıkılmaz hale getirmek
complicate
içinden çıkılmaz hale getirmek
tangle
içinden çıkılmaz hale getirmek
becloud
içinden çıkılmaz hale getirmek
make it worse
içinden çıkılmaz impossible
(something) which seems insuperably difficult; insoluble, insolvable (problem): içinden çıkılmaz bir hal an impasse
içinden çıkılmaz iş
jigsaw puzzle
içinden çıkılmaz olmak
thicken
içinden çıkılmazlık
insolubility
iç
{i} inside

I opened the box and looked inside. - Kutuyu açtım ve içine baktım.

Outside of a dog, a book is man's best friend. Inside of a dog, it's too dark to read. - Bir köpeğin dışında, bir kitap insanın en iyi arkadaşıdır. Bir köpeğin içinde, okumak için çok karanlıktır.

iç
intrinsic
içinden geçmek
get through
iç
interrior
içinden gelmek
feel like
iç
interior equipment
iç
offal
iç
internus
iç
intestines
iç
stomach

The stomach is one of the internal organs. - Mide iç organlardan birisidir.

The doctor used X-rays to examine my stomach. - Doktor midemi incelemek için X-ışınları kullandı.

iç
indoor

Keep the kids indoors. - Çocukları içeride tutun.

Tom sometimes wears sunglasses indoors. - Tom bazen içerde güneş gözlüğü takar.

içinden geçirmek
consider
içinden geçirmek
think about
içinden geçmek
traverse
içinden geçmek
run through
iç
{f} swig

He drank a great swig from the bottle. - O, şişeden büyük bir yudum içti.

If I don't drink a swig of water, I can't swallow these tablets. - Eğer bir yudum su içmezsem bu hapları yutamam.

iç
in
iç
knock back
iç
{i} within

I will answer within three days. - Üç gün içinde cevap vereceğim.

The school is within walking distance of my house. - Okul evimin yürüme mesafesi içerisindedir.

iç
endo-
iç
intra

We have to measure your intraocular pressure. Please open both eyes wide and look fixedly at this object here. - Göz merceğiniz içindeki baskıyı ölçmeliyiz. Lütfen iki gözünüzü genişçe açın ve sabit bir şekilde buradaki bu objeye bakın.

iç
inland
iç
{f} drink

I'll buy you a drink. - Sana bir içecek ısmarlayacağım.

Do you have alcohol-free drinks? - Alkolsüz içecekleriniz var mı ?

iç
quaff
iç
{f} drinking

He began his meal by drinking half a glass of ale. - Yarım bardak bira içerek yemeğine başladı.

It's possible that the drinking water has chlorine, lead, or similar contaminants in it. - İçme suyunda klor, kurşun ya da benzer kirletici madde bulunması mümkün.

iç
drank

John drank many bottles of wine. - John birçok şişe şarap içti.

To compensate for his unpleasant experiences in the hospital, Tom drank a little more than was good for him. - Hastanedeki hoş olmayan deneyimlerini telafi etmek için Tom içmesi gerekenden biraz daha fazla içti.

içinden geçir
pass through
iç
stuffing
iç
bowels
Ağacın kurdu içinden olur
(Atasözü) Decline begins by internal strife
işin içinden ustalıkla çekilmek
to retreat from the mastery of work inside
işin içinden çıkamamak
to be unable to settle a matter
işin içinden çıkmak
To get the best of a
kötü durum, içinden çıkılmaz iş
worst case, jigsaw puzzle
iç
stuffing, filling (material used to stuff or fill something)
iç
the interior, the inside, the inner part or surface
iç
domestic, internal (as opposed to foreign)
iç
core
iç
inward

A ghost is an outward and visible sign of an inward fear. - Bir hayalet içe dönük bir korkunun dışa dönük ve görünür işaretidir.

You need to look inward. - İçeriye bakman gerek.

iç
intestine
iç
inland (as opposed to coastal)
iç
(a person's) true self, heart, soul: Merak etme, Safigül'ün içi temiz. Don't worry, Safigül's a good soul at heart. Eğer içinde varsa, bir yolunu bulup üniversiteyi bitirir. He'll find a way to finish university, if he really wants to do so
iç
inner, inside; interior; internal
iç
guts

People often spill their guts to bartenders. - İnsanlar genellikle içlerini barmenlerinine dökerler .

No one seems to have the guts to do that anymore. - Artık hiç kimsenin onu yapmak için cesareti var gibi görünmüyor.

iç
inner part (of a nut or seed), kernel; inner part (of a fruit), meat, flesh
iç
insides, innards (internal organs of a person or animal)
iç
inlying
iç
civil

There was a danger of civil war. - Bir iç savaş tehlikesi vardı.

The civil war in Greece ended. - Yunanistan'da iç savaş sona erdi.

iç
inside, interior; stomach, intestines, offal; heart, mind; internal, interior, inner, inside; domestic, home
iç
refill

Tom grabbed his mug and walked into the kitchen to get a refill. - Tom kupasını aldı ve yeniden doldurmak için mutfağa gitti.

Tom held his cup out for Mary to refill it. - Tom Mary'nin onu yeniden doldurması için kupasını uzattı.

iç
(Hukuk) domestic, inner, internal
iç
inside , internal , intrinsic
iç
endo
iç
{i} kernel

Virtual memory is a memory management technique developed for multitasking kernels. - Sanal bellek çoklu görev çekirdekleri için geliştirilmiş bir bellek yönetim tekniğidir.

iç
biennial
iç
knockback
iç
entrails
iç
inset
iç
breast

She is embarrassed to breastfeed in public. - O, halk içinde emzirmeye utanıyor.

2005 was a bad year for music sector. Because Kylie Minogue caught breast cancer. - 2005, müzik sektörü için kötü bir yıldı. Çünkü Kylie Minogue meme kanserine yakalandı.

iç
juvenilia
iç
nucleus

Helium is the second simplest atom. It consists of a nucleus containing 2 protons and two neutrons. Around the nucleus orbits 2 electrons. - Helium ikinci en basit atomdur. O, iki proton ve iki nötron içeren bir çekirdekten oluşur. Çekirdek etrafında 2 elektron döner.

içinden geçir
pass#through
içinden geçir
passthrough
işin içinden sıyrılmak
make the best of a bad bargain
işin içinden çıkamamak
to be unable to solve a problem
kaleyi içinden fethetmek
1. to conquer (a place) from within. 2. to get something by circumventing the underlings and dealing directly with the head man
ta içinden
from way down deep inside
Türkçe - Türkçe

içinden teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

iç
Pirinç, soğan ve baharatla hazırlanan, dolmalarda kullanılan karışım
iç
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevi varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri: "İçimizdeki sevinçleri, kederleri paylaşacak insan nerde?"- S. F. Abasıyanık
iç
Dolma yapmak için hazırlanan karışım
iç
Kabuğu olan veya dışı kabuk durumunda bulunan yiyeceklerde kabuğun sardığı bölüm
iç
Harem dairesi
iç
Değişik yemeklerde kullanılmak üzere et ile sebzelerin ince kıyımının karıştırılması ve yoğrulmasıyla meydana getirilen karışım
iç
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevî varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri
iç
Muhteva

Tabiat, her sayfasında mühim muhteva sunan yegâne kitaptır. - Doğa, her sayfasında önemli içerik sunan tek kitaptır.

Şayet bir şeyi anlamıyorsanız, onun muhtevasının farkında olmamanızdandır. - Eğer bir şeyi anlamıyorsanız, onun içeriğinin farkında olmamanızdandır.

iç
İki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan
iç
Kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne
iç
Mide, bağırsak, karın
iç
Bir ülke, şehir, topluluk vb.nde olan veya yapılan
iç
İnsanın manevî varlığıyla ilgili olan
iç
Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta
iç
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı
iç
Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan: "İç kapının perdesi yanlara doğru açıldı."- P. Safa. İnsanın manevi varlığıyla ilgili olan
iç
Oyuk olan veya oyuk sayılabilen şeylerin boşluğu
iç
Ten ile dış giysiler arası: "Boynumda kalın yün atkı, içimde çift kat fanila, gene de titriyorum."- E. Bener
iç
Toplu bir durumda bulunan kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne: "Ama hepiniz, hepiniz / Hepiniz geçim derdinde / Bir ben miyim keyif ehli içinizde?"- O. V. Kanık
iç
Bir ülkede, şehirde, toplulukta vb.de olan veya yapılan
iç
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı: "Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir."- Ç. Altan
iç
Ten ile dış giysiler arası
iç
derun
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Kalb, vicdan, gönül
İÇ
(Osmanlı Dönemi) t. Herşeyin içerisi, dâhil, derun
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin görünmez ciheti, bâtın
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Harem dairesi
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Karın, mide
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin ortasındaki kısım, göbek
İç
(Osmanlı Dönemi) ZAMİR