güzellik

listen to the pronunciation of güzellik
Türkçe - İngilizce
beauty

She is a regular beauty. - O düzenli bir güzellik.

How about spending an elegant and blissful time at a beauty salon? - Bir güzellik salonunda hoş ve mutlu bir zaman geçirmeye ne dersin?

glory
loveliness
beautifulness
fine
picturesqueness
good looks
elegance
grace

Beauty without grace is like a rose without a scent. - Zarafeti olmayan güzellik kokusu olmayan bir gül gibidir.

fineness
goodness
fairness
comeliness
niceness
pulchritude
cosmetic

Time is a good physician, but a bad cosmetician. - Zaman iyi bir hekim ama kötü bir güzellik uzmanıdır.

feminene charms
prettiness
gentleness, kindness
charms
handsomeness
beauty; goodness; gentleness, kindness; grace, elegance
grandeur
pleasantness
beauteousness
picturesque
beaut

She is a real beauty. - O gerçek bir güzellik.

How about spending an elegant and blissful time at a beauty salon? - Bir güzellik salonunda hoş ve mutlu bir zaman geçirmeye ne dersin?

virtu
güzel
{s} good

It smelled really good. - Gerçekten güzel koktu.

This sure tastes good! - Gerçekten güzel bir tadı var.

güzel
{s} lovely

We had a lovely meal. - Biz güzel bir yemek yedik.

Whenever we have such lovely rain, I recall the two of us, several years ago. - Her nezaman böyle güzel bir yağmurumuz olsa, ben yıllar öncesini, ikimizi hatırlıyorum.

güzel
pleasant

Today was a pleasant day. - Bugün güzel bir gündü.

It was hard for me to act pleasantly to others. - Başkalarına güzel bir şekilde davranmak benim için çok zordu.

güzel
{s} beautiful

What a beautiful rainbow! - Ne güzel bir gökkuşağı!

I am more beautiful than you. - Ben senden daha güzelim.

güzel
pretty

She sang pretty well. - O oldukça güzel söyledi.

Betty is a pretty girl, isn't she? - Betty güzel bir kızdır, değil mi?

güzel
nice

What a nice surprise! - Ne güzel bir sürpriz!

I hope it will be nice. - Havanın güzel olacağını umuyorum.

güzellik bakımı
beauty culture
güzellik merkezi
beauty salon
güzellik merkezi
beauty parlour
güzellik merkezleri
beauty shops
güzellik tedavisi
(Tıp) beauty treatment
güzellik uykusu
(deyim) forty winks
güzellik uzmanı
expert of beauty
güzellik yarışması
beauty competition
güzellik anlayışı
sense of beauty
güzellik beni
beauty spot
güzellik enstitüsü/salonu
beauty parlor, beauty salon, beauty shop
güzellik ilkesi
(Pisikoloji, Ruhbilim) beauty principle
güzellik ilmi
esthetics
güzellik ilmi
aesthetics [Brit.]
güzellik kraliçesi
beauty queen
güzellik maskesi
face-pack
güzellik merkezi
beauty center
güzellik müstahzarları
cosmetics
güzellik salonu
beauty salon

How about spending an elegant and blissful time at a beauty salon? - Bir güzellik salonunda hoş ve mutlu bir zaman geçirmeye ne dersin?

There are three beauty salons on this street. - Bu caddede üç tane güzellik salonu var.

güzellik salonu
beauty shop

She runs a beauty shop. - O bir güzellik salonu çalıştırıyor.

My mother has gone to the beauty shop. - Annem güzellik salonuna gitti.

güzellik salonu
beauty parlor

Could you suggest a good beauty parlor near here? - Buraya yakın iyi bir güzellik salonu önerebilir misin?

She went to the beauty parlor. - O, güzellik salonuna gitti.

güzellik salonu
beauty center
güzellik salonu
beauty parlour, beauty shop
güzellik uykusu
beauty sleep
güzellik uzmanı
cosmetologist
güzellik ve bakım
beauty and care
güzellik yarışması
beauty contest
güzellik ürünü
beauty product
güzel
{s} fine

He wrote a fine preface to the play. - O, oyun için güzel bir önsöz yazdı.

She is studying fine art at school. - Okulda güzel sanatlar okuyor.

güzel
smart

I think it's the smart thing to do. - Sanırım o yapmak için güzel şey.

It's the smart thing to do. - Bu yapılacak güzel bir şey.

güzel
beauty

Japan is famous for her scenic beauty. - Japonya manzara güzelliğiyle ünlüdür.

The beauty of the scenery is beyond description. - Manzaranın güzelliği kelimelerle anlatılamaz.

güzel
beautifully

The trick worked beautifully. - Hile çok güzel çalıştı.

She writes beautifully. - O güzel şekilde yazar.

güzel
handsome

A very handsome prince met an exceptionally beautiful princess. - Çok yakışıklı bir prens istisnai güzel bir prensesle tanıştı.

He had handsome dark eyes with long lashes. - Onun uzun kirpikli güzel koyu gözleri vardı.

güzel
beautiful, good-looking, elegant; pretty, nice, lovely; good, fine; (hava) fine, pleasant, favourable; shapely; enjoyable; beautifully; well; nicely; beauty; beauty queen; Fine! Good! Well!
güzel
prettily
güzel
likely

It is likely to be fine tomorrow. - Yarın hava muhtemelen güzel olacak.

güzel
{s} nifty
güzel
{s} well

Mariko speaks English well. - Mariko İngilizceyi güzel konuşur.

Why sentences? …you may ask. Well, because sentences are more interesting. - Neden cümleler? ... diye sorabilirsiniz. Güzel, çünkü cümleler daha ilgi çekicidir.

güzel
comely
güzel
the beautiful

The beautiful girl with black hair was in the park. - Siyah saçlı güzel kız parkta idi.

We stood looking at the beautiful scenery. - Biz güzel manzaraya bakarak ayakta durduk.

güzel
delight
güzel
enjoyable
güzel
wellfavored
güzel
spiffy
güzel
{s} well favoured
güzel
(Argo) bad

I can't help but feel like the ending of Breaking Bad was ridiculously rushed, still an amazing show but it could've been better. - Kendimi Breaking Bad'in sonunun gülünç bir şekilde aceleye getirildiğini düşünmekten alıkoyamıyorum - yine de çok güzel bir dizi ama daha iyi olabilirdi.

One of the nice things about being bald is that you never have a bad hair day. - Kel olmakla ilgili güzel şeylerden biri, asla kötü bir saçlı bir gününün olmamasıdır.

güzel
nicely

Tom was nicely dressed. - Tom güzel giyinmişti.

The fire's blazing nicely now. - Ateş artık güzelce yanıyor.

güzel
dilly
güzel
favourable
güzel
{s} beauteous
güzel
sightly
doğal güzellik
natural beauty
güzel
gaiiant
güzel
winsome
güzel
sharp

The most beautiful flowers have the sharpest thorns. - En güzel çiçeklerin en keskin dikenleri vardır.

güzel
(Konuşma Dili) bully for you
güzel
delightful
güzel
agreeable
güzel
elegant

Fifth Avenue is an elegant street. - Beşinci sokak güzel bir sokaktır.

The Avenue of the Champs Elysées is very beautiful and very elegant. - Şanzelize Caddesi çok güzel ve çok şıktır.

güzel
dreamy
güzel
charming

Jane is fat and rude, and smokes too much. However, Ken thinks she's lovely and charming. That's why they say love is blind. - Jane şişman ve kaba ve çok sigara içiyor. Fakat, Ken onun güzel ve çekici olduğunu düşünüyor. Aşkın gözü kördür demelerinin nedeni bu.

güzel
sheene
güzel
treacly
güzel
well-favored
güzel
enviable
güzel
well-favoured
güzel
(Argo) def

A pretty girl like you will definitely be noticed. - Senin gibi güzel bir kız kesinlikle fark edilir.

The most beautiful victory is to defeat one's heart. - En güzel zafer, birinin kalbini kazanmaktır.

güzel
cherub
güzel
rosy

She has beautiful rosy cheeks. - Onun güzel al yanakları var.

güzel
good-looking

He wants to meet that good-looking girl. - Güzel bir kızla tanışmak istiyor.

Mary is a very good-looking woman. - Mary çok güzel bir kadın.

güzel
grateful
güzel
delicious
güzel
good-looker
güzel
self sufficiency
güzel
delicate
saf güzellik
pure beauty
güzel
princely
güzel
personable
güzel
attractive

Mary isn't as beautiful as her sister, but she's still quite attractive. - Mary kız kardeşi kadar güzel değil fakat hâlâ oldukça çekici.

She is very pretty, I mean, she is attractive and beautiful. - O çok sevimlidir, yani, çekici ve güzeldir.

güzel
fair

Life isn't fair, but it's still good. - Yaşam adil değil ama hala güzel.

She was the fairest in the whole land. - O bütün ülkenin en güzeliydi.

güzel
grand

Every day grandfather and grandmother gave the kitten plenty of milk, and soon the kitten grew nice and plump. - Büyük babam ve büyük annem kedi yavrusuna her gün bir sürü süt verdi ve kısa sürede yavru güzel ve tombul oldu.

My grandfather goes for a walk on fine days. - Dedem güzel günlerde yürüyüşe gider.

güzel
glorious
güzel
bracing
güzel
gallant
güzel
stunning

That dress looks stunning on you. - Şu elbise üstünde çok güzel görünür.

She is stunningly good-looking. - O şaşırtıcı bir şekilde güzeldir.

güzel
shapely
güzel
graceful

Ice skating can be graceful and beautiful. - Buz pateni zarif ve güzel olabilir.

She is beautiful, and what is more, very graceful. - O güzel ve ayrıca çok zarif.

güzel
dilly peach
güzel
beautifull
güzel
bully
güzel
prettier

No girl in my class is prettier than Linda. - Sınıfımdaki hiçbir kız Linda'dan daha güzel değildir.

You're definitely prettier than Mary. - Kesinlikle Mary'den daha güzelsin.

güzel
nice looking
Zorla güzellik olmaz
No good can be achieved by force
asıl güzellik yürektedir
physical beauty is superficial
asıl güzellik yürektedir
beauty is only skin-deep
asıl güzellik yürektedir
true beauty lies within
aşırı güzellik
raw beauty
bakir güzellik
unspoiled beauty
doğal güzellik
natural beauty, scenic beauty
doğal güzellik
scenic beauty
dış güzellik
gloss
el değmemiş güzellik
unspoiled beauty
fiziksel güzellik
physical beauty
güzel
junoesque
güzel
{s} goluptious
güzel
{s} bonny
güzel
good, excellent, fine
güzel
swell
güzel
goodlooking
güzel
{s} goodly
güzel
appealing

It is possible to launder language to make it more appealing and uplifting. - Onu daha güzel ve çekici yapmak için dili aklamak mümkündür.

güzel
sapid
güzel
beautiful, pretty
güzel
pulchritudinous
güzel
ducky
güzel
{s} well favored
güzel
{s} plummy
güzel
{i} belle

Mary looked like Belle from the Beauty and the Beast. - Mary Güzel ve Çirkin'den Belle'ye benziyordu.

güzel
good looking

What did you think of Tom? He's got a nice voice. Just a nice voice? Well, his face is nothing special, right? Really! I think he's pretty good looking. - Tom hakkında ne düşünüyorsun? Onun güzel bir sesi var. Sadece güzel bir ses mi? Pekala, onun yüzü özel bir şey değil, değil mi? Gerçekten mi! Sanırım o oldukça yakışıklı.

This woman is very good looking. - Bu kadın çok güzel görünüyor.

güzel
beautifully, well
güzel
favorable

Attendance should be good provided the weather is favorable. - Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.

güzel
sweet

Because you're a sweet and lovely girl. - Çünkü sen tatlı ve güzel bir kızsın.

This flower smells sweet. - Bu çiçek güzel kokuyor.

güzel
copesetic
güzel
beauty queen
ideal güzellik
beau geste
ideal güzellik
beau ideal
makyajlı güzellik
painted beauty
nefes kesici güzellik
breathtaking beauty
otelinizin güzellik salonu var mı
Does the hotel have a beauty shop
zorla güzellik olmaz
(Atasözü) If you try to bring something about by force, the results will be unsatisfactory
Türkçe - Türkçe
Güzel olan bir kimsenin niteliği: "Güzelliğin on para etmez / Bu bendeki aşk olmasa."- Âşık Veysel
Güzel olan bir kimsenin niteliği
Ahlak ve fikrî nitelikleriyle hayranlık uyandıran şey
Estetik bir zevk, coşku, hoşlanma duygusu uyandıran nitelik, hüsün: "Güzellik de uçar gider, zenginlik de erir biter."- H. Taner
Estetik bir zevk, coşku, hoşlanma duygusu uyandıran nitelik, hüsün
Okşayıcı söz veya davranış, iyilik, yumuşaklık
behçet
talat
(Osmanlı Dönemi) MEHAT
(Osmanlı Dönemi) TAL'AT
hüsün
(Osmanlı Dönemi) CEZALET
(Osmanlı Dönemi) KASAM
(Osmanlı Dönemi) PERVİZ
an
hüsn
(Osmanlı Dönemi) MELE'
güzellik enstitüsü
Kadınların yüz ve vücut bakımlarının yapıldığı yer
güzellik kraliçesi
Yüz ve vücut güzelliği göz önünde bulundurularak yapılan yarışmalarda birinciliği kazanan kız
güzellik malzemesi
Makyaj malzemesi
güzellik müstahzarları
Makyaj malzemelerinin genel adı
güzellik salonu
Kuaför
güzellik yarışması
Yalnız yüz ve vücut güzelliğinin ölçü olarak kabul edildiği yarışma
güzel
Pek iyi, doğru
güzel
Hoşa giden, beğenilen, iyi, doğru bir biçimde
Güzel
(Osmanlı Dönemi) BEHİYE
güzel
Görgü kurallarına uygun olan
güzel
Beklenene uygun düşen ve başarı düşüncesi uyandıran
güzel
Güzellik kraliçesi
güzel
Okşayıcı, aldatıcı, kandırıcı
Güzel
(Osmanlı Dönemi) BÂHİR
Güzel
cemil
Güzel
(Osmanlı Dönemi) CEMİL
Güzel
gökçe
Güzel
cıcık
Güzel
cemile
güzel
Güzel kız veya kadın
güzel
Biçimindeki uyum ve ölçülerindeki denge ile hoşa giderek hayranlık uyandıran. İyi, hoş: "Güzel şey canım, milletvekili olmak!"- Ç. Altan
güzel
Biçimindeki uyum ve ölçülerindeki denge ile hoşa giderek hayranlık uyandıran
güzel
Sakin, hoş
güzel
Sakin, hoş (hava)
güzel
İyi; hoş
güzel
Soyluluk ve ahlaki üstünlük düşüncesi uyandıran
iyilik güzellik
Sağlıklı olma durumu, iyilik sağlık
İngilizce - Türkçe

güzellik teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

güzellik
İnner beauty
güzellik