güzelleştirme

listen to the pronunciation of güzelleştirme
Türkçe - İngilizce
adornment
embellishment
embellishing
beautification
embellish
güzel
{s} good

Attendance should be good provided the weather is favorable. - Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.

This sure tastes good! - Gerçekten güzel bir tadı var.

güzel
{s} lovely

We had a lovely meal. - Biz güzel bir yemek yedik.

Because you're a sweet and lovely girl. - Çünkü sen tatlı ve güzel bir kızsın.

güzel
pleasant

Today was a pleasant day. - Bugün güzel bir gündü.

It is very pleasant to cross the ocean by ship. - Gemi ile okyanusu geçmek çok güzel.

güzel
{s} beautiful

Switzerland is a very beautiful country and well worth visiting. - İsviçre, çok güzel bir ülkedir ve ziyaret edilmeye değerdir.

What a beautiful rainbow! - Ne güzel bir gökkuşağı!

güzelleştirmek
beautify

Hundreds of years ago, married Japanese women would blacken their teeth to beautify themselves. - Yüzyıllar önce evli Japon kadınlar kendilerini güzelleştirmek için dişlerini karartırlardı.

güzel
pretty

My mother bought me a pretty dress this past Sunday. - Geçtiğimiz Pazar annem bana güzel bir elbise aldı.

Betty is a pretty girl, isn't she? - Betty güzel bir kızdır, değil mi?

güzel
nice

I hope it will be nice. - Havanın güzel olacağını umuyorum.

What a nice surprise! - Ne güzel bir sürpriz!

güzel
{s} fine

Effort produces fine results. - Çaba güzel sonuçlar üretir.

He wrote a fine preface to the play. - O, oyun için güzel bir önsöz yazdı.

güzel
smart

She's smarter than Mary, but not as beautiful. - O, Mary'den daha akıllı fakat onun kadar güzel değil.

Mary is not only beautiful, she's smart, too. - Mary sadece güzel değil, o akıllı da.

güzel
beauty

Japan is famous for her scenic beauty. - Japonya manzara güzelliğiyle ünlüdür.

Words cannot express the beauty of the scene. - Kelimeler manzaranın güzelliğini ifade edemez.

güzel
likely

It is likely to be fine tomorrow. - Yarın hava muhtemelen güzel olacak.

güzel
beautiful, good-looking, elegant; pretty, nice, lovely; good, fine; (hava) fine, pleasant, favourable; shapely; enjoyable; beautifully; well; nicely; beauty; beauty queen; Fine! Good! Well!
güzel
prettily
güzel
beautifully

The actress was dressed beautifully. - Aktris güzel giyinmişti.

She played the piano beautifully. - O, güzelce piyano çaldı.

güzel
handsome

A very handsome prince met an exceptionally beautiful princess. - Çok yakışıklı bir prens istisnai güzel bir prensesle tanıştı.

He had handsome dark eyes with long lashes. - Onun uzun kirpikli güzel koyu gözleri vardı.

güzel
{s} nifty
güzel
{s} well

She sang pretty well. - O oldukça güzel söyledi.

Mariko speaks English well. - Mariko İngilizceyi güzel konuşur.

güzel
comely
güzel
the beautiful

What should we do to protect the beautiful earth from pollution? - Güzel dünyayı kirlilikten korumak için ne yapmalıyız?

We stood looking at the beautiful scenery. - Biz güzel manzaraya bakarak ayakta durduk.

güzel
delight
güzel
spiffy
güzel
dilly
güzel
enjoyable
güzel
{s} beauteous
güzel
(Argo) bad

One of the nice things about being bald is that you never have a bad hair day. - Kel olmakla ilgili güzel şeylerden biri, asla kötü bir saçlı bir gününün olmamasıdır.

I can't help but feel like the ending of Breaking Bad was ridiculously rushed, still an amazing show but it could've been better. - Kendimi Breaking Bad'in sonunun gülünç bir şekilde aceleye getirildiğini düşünmekten alıkoyamıyorum - yine de çok güzel bir dizi ama daha iyi olabilirdi.

güzel
wellfavored
güzel
favourable
güzel
sightly
güzel
nicely

Tom's creative thinking nicely complemented Mary's organizational talents. - Tom'un yaratıcı düşüncesi Mary'nin örgütsel yeteneklerini güzelce tamamladı.

Tom was nicely dressed. - Tom güzel giyinmişti.

güzel
{s} well favoured
güzel
sharp

The most beautiful flowers have the sharpest thorns. - En güzel çiçeklerin en keskin dikenleri vardır.

güzel
treacly
güzel
(Konuşma Dili) bully for you
güzel
cherub
güzel
charming

Jane is fat and rude, and smokes too much. However, Ken thinks she's lovely and charming. That's why they say love is blind. - Jane şişman ve kaba ve çok sigara içiyor. Fakat, Ken onun güzel ve çekici olduğunu düşünüyor. Aşkın gözü kördür demelerinin nedeni bu.

güzel
elegant

How about spending an elegant and blissful time at a beauty salon? - Bir güzellik salonunda hoş ve mutlu bir zaman geçirmeye ne dersin?

Fifth Avenue is an elegant street. - Beşinci sokak güzel bir sokaktır.

güzel
enviable
güzel
dreamy
güzel
sheene
güzel
delightful
güzel
self sufficiency
güzel
rosy

She has beautiful rosy cheeks. - Onun güzel al yanakları var.

güzel
good-looking

Mary is a good-looking woman. - Mary güzel bir kadın.

That girl is good-looking. - O kız güzel görünümlü.

güzel
(Argo) def

You're definitely prettier than Mary. - Kesinlikle Mary'den daha güzelsin.

Mary was definitely the prettiest girl at the party. - Mary kesinlikle partide en güzel kızdı.

güzel
grateful
güzel
gaiiant
güzel
winsome
güzel
well-favored
güzel
delicious
güzel
agreeable
güzel
well-favoured
güzel
good-looker
güzel
delicate
güzelleştirmek
{f} gild
güzelleştirmek
enhance
güzelleştirmek
glorify
güzel
grand

My grandfather goes for a walk on fine days. - Dedem güzel günlerde yürüyüşe gider.

Every day grandfather and grandmother gave the kitten plenty of milk, and soon the kitten grew nice and plump. - Büyük babam ve büyük annem kedi yavrusuna her gün bir sürü süt verdi ve kısa sürede yavru güzel ve tombul oldu.

güzel
bracing
güzel
glorious
güzel
graceful

Ice skating can be graceful and beautiful. - Buz pateni zarif ve güzel olabilir.

She is beautiful, and what is more, very graceful. - O güzel ve ayrıca çok zarif.

güzel
shapely
güzel
gallant
güzel
attractive

She is very pretty, I mean, she is attractive and beautiful. - O çok sevimlidir, yani, çekici ve güzeldir.

Mary isn't as beautiful as her sister, but she's still quite attractive. - Mary kız kardeşi kadar güzel değil fakat hâlâ oldukça çekici.

güzel
stunning

She was stunningly beautiful. - O şaşırtıcı bir şekilde güzeldi.

Alice has stunning legs. - Alice çok güzel bacaklara sahip.

güzel
personable
güzel
fair

She was the fairest in the whole land. - O bütün ülkenin en güzeliydi.

The sky promises fair weather. - Gökyüzü güzel hava vaadediyor.

güzel
princely
güzelleştirmek
relieve
güzelleştirmek
do up
güzelleştirmek
prettify
güzelleştirmek
adorn
güzel
nice looking
güzel
prettier

She is getting prettier and prettier. - Gittikçe güzelleşiyor.

No girl in my class is prettier than Linda. - Sınıfımdaki hiçbir kız Linda'dan daha güzel değildir.

güzel
beautifull
güzel
dilly peach
güzel
bully
güzelleştirmek
embellish
güzel
{s} sapid
güzel
{s} plummy
güzel
copesetic
güzel
good looking

That lady is very good looking. - O hanım çok güzel gözüküyor.

What did you think of Tom? He's got a nice voice. Just a nice voice? Well, his face is nothing special, right? Really! I think he's pretty good looking. - Tom hakkında ne düşünüyorsun? Onun güzel bir sesi var. Sadece güzel bir ses mi? Pekala, onun yüzü özel bir şey değil, değil mi? Gerçekten mi! Sanırım o oldukça yakışıklı.

güzel
{s} ducky
güzel
{s} well favored
güzel
{s} pulchritudinous
güzel
favorable

Attendance should be good provided the weather is favorable. - Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.

güzel
{i} belle

Mary looked like Belle from the Beauty and the Beast. - Mary Güzel ve Çirkin'den Belle'ye benziyordu.

güzel
{s} appealing

It is possible to launder language to make it more appealing and uplifting. - Onu daha güzel ve çekici yapmak için dili aklamak mümkündür.

güzel
swell
güzel
beautiful, pretty
güzel
beauty queen
güzel
goodly
güzel
sweet

Because you're a sweet and lovely girl. - Çünkü sen tatlı ve güzel bir kızsın.

This flower smells sweet. - Bu çiçek güzel kokuyor.

güzel
beautifully, well
güzel
bonny
güzel
goluptious
güzel
junoesque
güzel
good, excellent, fine
güzel
goodlooking
güzelleştirmek
trig
güzelleştirmek
pretty up
güzelleştirmek
face-lift
güzelleştirmek
face lift
güzelleştirmek
perk up
güzelleştirmek
to beautify, to embellish, to smarten
güzelleştirmek
to beautify, make (something) beautiful
kent güzelleştirme
urban beautification
güzelleştirme