tamlık

listen to the pronunciation of tamlık
Turkish - English
completeness
nicety
exactitude
plenitude
entirety
accuracy
exactness
preciseness
thoroughness
precision
truth
faithfulness
complement
wholeness
precision, integrity, accuracy
integrity
particularity
totality
tam
{s} whole

She got full marks by memorizing the whole lesson. - O, bütün dersi ezberleyerek tam not aldı.

The patrol cars cover the whole of the area. - Devriye arabaları alanının tamamını kapsamaktadır.

tam
{s} complete

All is completed with this. - Hepsi bununla tamamlandı.

He was completely absorbed in his work. - Tamamen işine dalmıştı.

tam
exact

You can search words, and get translations. But it's not exactly a typical dictionary. - Sözcükleri arayabilir ve çevirileri alabilirsiniz. Ama o, tam olarak tipik bir sözlük değildir.

It's exactly what I wanted. - O, tam olarak benim istediğimdir.

tam
{s} full

He fully realizes that he was the cause of the accident. - Kazanın sebebi olduğunun tamamen farkındadır.

The cherry trees are in full blossom. - Kiraz ağaçları tamamen çiçeklenmişler.

tam
{s} overall
tam
{s} accurate

This seems entirely accurate. - Bu tamamen doğru gibi görünüyor.

I don't remember my grandmother's face accurately. - Ben büyük annemin yüzünü tam olarak hatırlamıyorum.

tam
proper

The facts weren't properly understood. - Gerçekler tam olarak anlaşılmadı.

Did you clean your room properly? There's still dust over here. - Odanı tam olarak temizledin mi? Burada hala toz var.

tam
just

Just as we were leaving the exam room the doctor waved his hand saying, 'bye-bye'. - Muayene odasından tam ayrılırken doktor hoşça kal diyerek elini salladı.

Idiot! She's not being honest when she says she loves you. Haven't you figured it out yet? She's just a gold digger. - Aptal! Seni sevdiğini söylediğinde dürüst olmuyor. Hâlâ anlamadın mı? O, tam bir altın arayıcısı.

tam
{s} thorough

They got thoroughly wet in the rain. - Onlar yağmurda tamamen ıslandılar.

The police thoroughly searched the house. - Polis evi tamamen aradı.

tam
(Ticaret) total

Lunar eclipses can be total or partial. - Güneş tutulmaları tam ya da bölümlü olabilir.

Tom looks totally wiped out. - Tom tamamen yok olmuş görünüyor.

tam
{s} literal

I was literally stunned by what I saw. - Gördüğüm şey karşısında tam anlamıyla afallamıştım.

I took what she said literally. - Onun söylediğini tam olarak anladım.

tam
quite

I don't quite agree with you. - Sizinle tamamen aynı fikirde değilim.

Tom still hasn't quite learned the rules of the game. - Tom hâlâ oyunun kurallarını tamamen öğrenmemişti.

tam
{s} simple

It wasn't quite that simple. - O tam olarak o kadar basit değildi.

tam
{s} correct

Since my watch was broken, I didn't know the correct time. - Saatim bozuk olduğu için, saati tam bilmiyordum.

Your English is grammatically correct, but sometimes what you say just doesn't sound like what a native speaker would say. - İngilizcen dil bilgisi bakımından doğru fakat bazen söylediğin tam olarak bir yerlinin söylediğine benzemiyor.

tam
flat

Her girlfriend is completely flat-chested. - Onun kız arkadaşı tamamen düz göğüslü.

Could you please fix this flat tire? - Lütfen bu düz lastiği tamir eder misiniz?

tam
sound

Your English is grammatically correct, but sometimes what you say just doesn't sound like what a native speaker would say. - İngilizcen dil bilgisi bakımından doğru fakat bazen söylediğin tam olarak bir yerlinin söylediğine benzemiyor.

This story may sound strange, but it's absolutely true. - Bu hikaye kulağa acayip gelebilir ama tamamen gerçektir.

tam
undivided

Tom had Mary's undivided attention. - Tom Mary'nin tam ilgisine sahipti.

tam
definite

It's definitely a full-time job. - O kesinlikle tam zamanlı bir iştir.

Tom definitely knows exactly what happened. - Tom kesinlikle tam olarak ne olduğunu biliyor.

tam
smack in
tam
every bit

He is every bit a gentleman. - O, tam bir beyefendi.

tam
literally

Does the city literally owe its existence to Mussolini? - Şehir varlığını tam anlamıyla Mussolini'ye mi borçlu?

I was literally stunned by what I saw. - Gördüğüm şey karşısında tam anlamıyla afallamıştım.

tam
particular
tam
slipt
tam
integrate
tam
smack into
tam
on the beam
tam
as well
tam
grand

I don't remember my grandmother's face exactly. - Babaannemin yüzünü tam olarak hatırlamıyorum.

I don't remember my grandmother's face accurately. - Ben büyük annemin yüzünü tam olarak hatırlamıyorum.

tam
refined
tam
diagnostic
tam
superb
tam
smack onto
tam
from a to z
tam
definitive
tam
unerring
tam
precision
tam
smack on
tam
perfect

I'm perfectly normal. - Ben tamamen normalim.

I can understand your position perfectly. - Pozisyonunuzu tamamen anlayabiliyorum.

tam
immaculate
tam
bang
tam
implicit
tam
unadulterated
tam
finished

Tom finished eating all the ice cream that was in the freezer. - Tom dondurucudaki dondurmayı tamamen bitirdi.

Tom finished off the ice cream that was in the freezer. - Tom dondurucudaki dondurmayı tamamen bitirdi.

tam
direct

I don't know exactly where Kyoko lives, but it's in the direction of Sannomiya. - Ben tam olarak Kyoko'nun nerede yaşadığını bilmiyorum, ama Sannomiya yönünde.

tam
intact
tam
truly
tam
true

The statement is not wholly true. - İfade tamamen gerçek değil.

Tom couldn't completely rule out the possibility that what Mary said was true. - Tom, Mary'nin söylediğinin gerçek olduğu ihtimalini tamamen görmezden gelemedi.

tam
precisely

What precisely are you doing? - Tam olarak ne yapıyorsun?

Tom knows precisely how Mary feels. - Tom Mary'nin nasıl hissettiğini tam olarak biliyor.

tam
entire

See how Lenny can swallow an entire hot dog without chewing or choking? That's why upper management loves him so much. - Lenny'nin nasıl çiğnemeden veya boğulmadan tam bir sosisli sandvici yutabildiğine bak? Bu nedenle üst idare onu bu kadar fazla sever.

I don't entirely understand what he said. - Ben, onun söylediğini tamamen anlamıyorum.

tam
absolute

It's an absolute waste of time to wait any longer. - Daha fazla beklemek tam bir zaman kaybıdır.

This story may sound strange, but it's absolutely true. - Bu hikaye kulağa acayip gelebilir ama tamamen gerçektir.

tam
unqualified
tam
outright

This translation is outright wrong. - Bu çeviri tamamen yanlış.

tam
sharp

Be at the station at 11 o'clock sharp. - Tam 11:00'de istasyonda olun.

The meeting will start at four o'clock sharp. - Toplantı tam dörtte başlayacak.

tam
exactly

I couldn't say when exactly in my life it occurred to me that I would be a pilot someday. - Bir gün pilot olma fikrinin hayatımda tam olarak ne zaman oluştuğunu söyleyemem.

You can search words, and get translations. But it's not exactly a typical dictionary. - Sözcükleri arayabilir ve çevirileri alabilirsiniz. Ama o, tam olarak tipik bir sözlük değildir.

tam
due

Due to global warming, cities could be completely submerged. - Küresel ısınmadan dolayı, şehirler tamamen batırılmış olabilir.

Due to recent events, it is completely impossible for me to focus on my work. - Son zamanlardaki olaylar sebebiyle, kendimi işime vermem tamamen imkansız.

tam
precise

Come here at precisely six o'clock. - Tam altıda buraya gel.

Tom knows precisely how Mary feels. - Tom Mary'nin nasıl hissettiğini tam olarak biliyor.

tam
strict

Our relationship is strictly professional. - İlişkimiz tam anlamıyla profesyonel.

My interest in politics is strictly academic. - Siyasete ilgim tamamen akademik.

tam
utter

The shy boy was utterly embarrassed in her presence. - Utangaç erkek çocuğu onun varlığında tamamen sıkıldı.

It is utterly impossible to finish the work within a month. - Bir ayda işi tamamen bitirmek imkansız.

tam
very

He left his last job for very this reason - İşinde tam bu yüzden ayrıldı.

The traffic was very heavy. The cars were lined up bumper to bumper. - Trafik çok yoğundu. Arabalar tampon tampona dizilmişti.

He was detected in the very act of stealing. - O, tam çalma anında tespit edildi.

tam
crass
tam
good

He, just like you, is a good golfer. - O, tam senin gibi, iyi bir golfçü.

Ted is good at fixing watches. - Ted saatleri tamir etmede iyidir.

tam
full-blown
tam
graphic
tam
unabridged
tam
unrelieved
tam
veritable
tam
regular
tam
desperately
tam
completely

Her words were completely meaningless. - Onun sözleri tamamen anlamsızdı.

He was completely absorbed in his work. - Tamamen işine dalmıştı.

tam
a full
tam
complete of
tam
just as

Just as we were leaving the exam room the doctor waved his hand saying, 'bye-bye'. - Muayene odasından tam ayrılırken doktor hoşça kal diyerek elini salladı.

When he whispered something into her ear, she moved just as he said, as if she had been hypnotized. - O onun kulağına bir şey fısıldadığında, o sanki hipnotize olmuş gibi, tam onun söylediği gibi hareket etti.

tam
{s} mathematical

Mathematically, everything's good. But it seems completely improbable to me. - Matematiksel olarak her şey iyi. Ama benim için tamamen muhtemel görünmüyor.

tam
at the time

I was right there with Tom at the time. - Ben o zaman Tom'la birlikte tam oradaydım.

tam
all out

Your ideas are all out of date. - Sizin fikirleriniz tamamen çağ dışıdır.

tam
to a t
tam
{s} rightdown
tam
slick
tam
{s} round

America did not invent human rights. In a very real sense, it is the other way round. Human rights invented America. - Amerika insan haklarını icat etmedi. Gerçek anlamda, tam tersidir. İnsan hakları Amerika'yı icat etti.

tam
{s} solid
tam
{s} even

Do you even remember Tom? - Tom'u tamamıyla hatırlıyor musun?

Prime numbers are like life; they are completely logical, but impossible to find the rules for, even if you spend all your time thinking about it. - Asal sayılar hayata benzer, onlar tamamen mantıksaldır fakat, eğer tüm zamanınızı onun hakkında düşünmek için harcarsanız kurallarının bulunması imkânsızdır.

tam
fully

He reported fully what he had seen to the police. - O, ne gördüğünü polise tam olarak bildirdi.

He fully realizes that he was the cause of the accident. - Kazanın sebebi olduğunun tamamen farkındadır.

tam
allout
tam
repair

This car needs repairing. - Bu arabanın tamire ihtiyacı var.

I will only buy the car if they repair the brakes first. - Frenleri tamir ederlerse, arabayı satın alacağım.

tam
slap bang
tam
{s} factual
tam
{s} clear

I still clearly remember. It was seven or eight years ago. Where exactly? Were you also there? - Hâlâ apaçık hatırlıyorum. Yedi ya da sekiz yıl önceydi. Tam olarak nerede? Sen de orada mıydın?

Before understanding the situation clearly, he hastily gave his opinion. - Meseleyi daha tam anlamadan, alelacele fikrini söyledi.

tam
{s} accomplished

The first stage of the operation has been accomplished. - Operasyonun ilk aşaması tamamlandı.

They accomplished their task without any difficulty. - Görevlerini bir zorluk olmadan tamamladılar.

tam
orthodox
tam
{s} thoroughgoing
tam
{s} stark
tam
{s} integral

Death is an integral part of life. - Ölüm hayatın tamamlayıcı bir parçasıdır.

tam
{s} sheer

It is a sheer waste of time. - O tamamen zaman kaybı.

It was sheer coincidence that Mary and I were on the same train. - Mary ve benim aynı trende olmamız, tamamen bir tesadüftü.

tam
{s} engrained
tam
{s} plumb

The plumber used many tools to fix our sink. - Tesisatçı bizim lavaboyu tamir etmek için birçok alet kullandı.

Are you the guy who's going to help us fix our plumbing? - Su tesisatımızı tamir etmemize yardım edecek adam sen misin?

tam
{s} square
tam
holo
tam
{s} unreserved
tam
{s} ingrained
tam
blank
tam
unobstructed
tam
root and branch
tam
out and out
tam
consummate
tam
bang on
tam
straight

She told the joke with a completely straight face. - O, tamamen gülmeyen bir suratla fıkra anlattı.

Tom sat alone, staring straight ahead. - Tom tam karşıda bakarken tek başına oturuyordu.

tam
{s} plenary
tam
prompt
tam
plunk
tam
complete, entire, whole; exact, precise, perfect; prompt, sharp; just, very; completely, exactly, precisely, bang
tam
fully, completely: tam teşekküllü bir hastane a fully equipped hospital. Görevini tam yapmanı istiyorum. I want you to carry out your duty to the full
tam
the very

I found the very thing you had been looking for. - Tam aradığın şeyi buldum.

He was detected in the very act of stealing. - O, tam çalma anında tespit edildi.

tam
exactly; right; immediately; precisely; just: Orada tam yedi yıl çalıştı. He worked there for exactly seven years. Tam zamanında geldin. You've come right on time. Tam karşımda oturuyordu. She was sitting immediately opposite me. Şimdi tam sırası! Now's just the right time! Tam istediğiniz gibi yaptım. I did it just as you wanted me to
tam
downright

It sounds downright frightening. - Bu tamamen korkutucu görünüyor.

This place is downright creepy. - Bu yer tamamen tüyler ürpertici.

tam
whole, full; complete, perfect: tam ekmek a whole loaf of bread. tam maaş full salary. tam iki kilo a full two kilos. tam yetki full authority/full power. tam istihdam full employment. tam üye full member. tam pansiyon full pension/full room and board. tam bir Fransız a Frenchman through and through. tam bir ziyafet a real banquet. tam bir rezalet an out-and-out disgrace
tam
trueborn
tam
{s} dead

The party was perfectly deadly. - Parti tamamen sıkıcıydı.

Tom was dead set against the idea. - Tom fikre tamamen karşıydı.

tam
{s} unalloyed
tam
{s} intimate
tam
{s} prize
tam
right

It must bother you to have taken a bad master. I'm stupid too. So, it's all right. - Kötü bir öğretmene sahip olmak sizi rahatsız ediyor olmalı. Ben de aptalım. Öyleyse, tamam.

Tom arrived at just the right moment. - Tom tam doğru zamanda geldi.

tam
ingrain
tam
{s} unambiguous
tam
{s} unredeemed
tam
{s} unmitigated

His speech was an unmitigated disaster. - Onun konuşması tam anlamıyla bir felaketti.

tam
{s} positive
tam
spot on
tam
according to Cocker
tam
{s} rank
Turkish - Turkish
Eksik olmama durumu, olgunluk
Eksik olmama durumu, olgunluk: "... bin bir çeşit meziyet, fazilet, tamlık ve kemal..."- R. H. Karay
tam
Gerçek, ehliyetli, yetkin, kusursuz: "Reşit Galip tam bir idealist gibi öldü."- O. S. Orhon
tam
Bütün, tüm
tam
Eksiksiz, kesintisiz
tam
Eksiksiz, kesintisiz: "Tam iki saat yalandan tamirle uğraştım."- A. Gündüz
tam
Zaman ve yer için anlamı kesinleştirir: "Bohçasını aldı, tam çıkacaktı..."- Ö. Seyfettin
tam
Amerikan doları
tam
Sırasında, anında: "Tam mağazaya gireceğim zaman arkamdan bir ses geldi."- Ö. Seyfettin
tam
Anlamı kesinleştirir
tam
Bakırcılıkta, yapımı bitirilmiş ve kalaylanmış dövme kap
tam
Sırasında, anında
tam
Küçük kulübe, ev
tam
Gerçek, ehliyetli, yetkin, kusursuz
tam
Uygun olarak, tıpkı, aynı
English - Turkish

Definition of tamlık in English Turkish dictionary

tam
iskoç beresi
tamlık
Favorites