bu

listen to the pronunciation of bu
Turkish - English
this
quod
present
dies
so
such
this one
bundle
bu yüzden
so
bu nedenle
therefore

Sometimes Paris exhausts me, but often Brussels bores me. Therefore, I live between the two. - Bazen Paris beni tüketir fakat sık sık Brüksel beni sıkıyor. Bu nedenle, ben ikisi arasında yaşıyorum.

Four metres of this material cost nine francs; therefore, two metres cost four and a half francs. - Bu malzemenin dört metresi dokuz franka mal oluyor; Bu nedenle, iki metresi dört buçuk frank mal olur.

bu arada
by the way

By the way, how many of you keep diaries? - Bu arada kaç taneniz günlükler tutuyor?

By the way, do you play the violin? - Bu arada, keman çalar mısın?

bu günlerde
nowadays

Meat is expensive nowadays. - Et bu günlerde pahalı.

I don't know what Tom reads nowadays. - Tom'un bu günlerde ne okuduğunu bilmiyorum.

bu sebeple
therefore

I would therefore like to draw attention to the Report of the Committee on Invisible Members of Parliament. - Bu sebeple, Komite'nin Parlamento'nun Görünmez Üyeleri hakkındaki raporuna dikkat çekmek isterim.

bu kez
this time

This time is going to be different. - Bu kez farklı olacak.

I don't know if we can help Tom this time. - Bu kez Tom'a yardım edip edemeyeceğimizi bilmiyorum.

bu sefer
this time

Tom thinks it would be better not to change dollars into yen at this time. - Tom bu sefer doları yene çevirmemenin daha iyi olacağını düşünüyor.

This time Bob is likely to win. - Bu sefer Bob muhtemelen kazanacak.

bu nedenle
for this reason

For this reason, no one can blame Tom. - Bu nedenle, Tom'u hiç kimse suçlayamaz.

For this reason I cannot agree with you. - Bu nedenle seninle aynı düşüncede değilim.

bu sebepten
for this reason
bu yüzden
for this reason

It is for this reason that he left school. - O bu yüzden okulu bıraktı.

bu yüzden
therefore

They have a growing population; therefore they need more and more food. - Onlar artan bir nüfusa sahip, bu yüzden çok daha fazla yiyeceğe ihtiyaçları var.

He has a beard, and therefore he doesn't need to shave. - Sakalı var ve bu yüzden traş olmaya ihtiyaç duymaz.

bu arada
meanwhile

Meanwhile, I want to draw your attention to a point. - Bu arada, bir noktaya daha dikkatinizi çekmek istiyorum.

Meanwhile, time is running out. - Bu arada, zaman tükeniyor.

bu nedenle
thus

Many women pursue higher education and careers, thus delaying marriage and childbirth. - Birçok kadın yüksek öğretime ve kariyere devam ediyor, bu nedenle evlilik ve doğum gecikiyor.

Thus fought the Okinawan people. - Bu nedenle Okinava insanları savaştı.

bu sırada
meanwhile
bu nedenle
accordingly
bu nedenle
thereof
bu kadar
that

See how Lenny can swallow an entire hot dog without chewing or choking? That's why upper management loves him so much. - Lenny'nin nasıl çiğnemeden veya boğulmadan tam bir sosisli sandvici yutabildiğine bak? Bu nedenle üst idare onu bu kadar fazla sever.

Can a two-year-old boy run that fast? - İki yaşındaki bir çocuk bu kadar hızlı koşabilir mi?

bu nedenle
consequently

Cassava is a drought-tolerant crop and consequently a major staple food for millions of people. - Manyok kuraklığa dayanıklı bir ekindir ve bu nedenle milyonlarca insan için önemli bir temel gıdadır.

bu yüzden
that's why

I had a bad headache. That's why I went to bed early. - Başım çok kötü ağrıyordu. Bu yüzden erken yattım.

That's why I don't understand. - İşte bu yüzden anlamıyorum.

bu gibi
such

Such incidents are quite common. - Bu gibi olaylar oldukça yaygındır.

I do not know what to do in such cases. - Bu gibi durumlarda ne yapacağımı bilmiyorum.

bu arada
incidentally

Incidentally, I have to tell you something. - Bu arada sana bir şey söylemek zorundayım.

bu arada
meantime

What would you like to do in the meantime? - Bu arada ne yapmak istersiniz?

I got up an hour ago and in the meantime I've brushed my teeth, washed and shaved myself and done my morning gymnastics. - Ben bir saat önce kalktım ve bu arada dişlerimi fırçaladım ve tıraş oldum ve sabah cimnastiğimi yaptım.

bu nedenle
therefore, so, consequently, hence
bu yüzden
thus

He gone, Mary remained thus alone in this sentence. - O gitti, bu yüzden Mary bu cümlede yalnız kaldı.

Thus, the ethical issue remains: Should cigarette makers be allowed to target global markets? - Bu yüzden, etik sorun devam ediyor: sigara üreticilerine hedef küresel pazarlara izin verilmeli mi?

bu yüzden
accordingly

She is an adult, so you should treat her accordingly. - O bir yetişkin, bu yüzden ona ona uygun davranmalısın.

bu yüzden
because of this

Uranus tilts over so far on its axis that it rotates on its side. Because of this, its poles are sometimes pointed almost directly at the Sun. - Uranüs, ekseninde çok fazla yana yatar öyle ki yan tarafı etrafında döner. Bu yüzden, kutupları bazen neredeyse direk güneşi işaret eder.

bu nedenle
that's why

I think that's why Tom doesn't have any friends. - Bence bu nedenle Tom'un hiç arkadaşı yok.

That's why I share this news. - Bu nedenle bu haberi paylaşıyorum.

bu kadar
this

She'd never been this frightened before. - O, daha önce hiç bu kadar korkmamıştı.

Never be this late again. - Asla tekrar bu kadar geç kalma.

Bu yüzden
thereby
bu sebeple
consequently
bu amaçla
to this end
bu arada
meanwhile, in the meantime, in the interim, by the way, incidentally
bu arada
at this time
bu bağlamda
in this sense
bu günlerde
currently
bu kadar
so many

I never for a moment imagined that I'd be able to meet so many famous people. - Bu kadar çok ünlü insanlarla tanışabileceğimi bir an bile asla hayal etmedim.

Why do you always ask so many questions? - Neden her zaman bu kadar çok soru soruyorsun?

bu kadar
that's it

That's it. I'm not lending you any more money. - Bu kadar. Sana daha fazla ödünç para vermiyorum.

I believe that's it for now. - Şimdilik bu kadar olduğuna inanıyorum.

bu konuda
in this regard

I have nothing to say in this regard. - Bu konuda söyleyecek hiç bir şeyim yok.

bu konuda
hereof
bu nedenle
herewith
bu noktada
herein
bu sayede
(Konuşma Dili) through
bu tür
{s} such

There is no excuse for such behavior. - Bu tür bir davranış için hiçbir gerekçe yoktur.

It's my business to investigate such things. - Bu tür şeyleri araştırmak benim işim.

bu vesile ile
hereby

I hereby declare the opening of the Olympic Games. - Bu vesile ile Olimpiyat Oyunlarının açılışını ilan ediyorum.

bu vesileyle
by the way
bu yüzden
hence
bu yüzden
because of that
bu günlerde
recently
bu anlamda
in this sense

The word is frequently used in this sense. - Sözcük sık sık bu anlamda kullanılır.

bu arada
(Bilgisayar) between
bu arada
for the time being
bu arada
in the mean

I got up an hour ago and in the meantime I've brushed my teeth, washed and shaved myself and done my morning gymnastics. - Ben bir saat önce kalktım ve bu arada dişlerimi fırçaladım ve tıraş oldum ve sabah cimnastiğimi yaptım.

What can I do in the meantime? - Bu arada ne yapabilirim?

bu aralar
at this time

I'm very busy at this time. - Bu aralar çok meşgulüm.

At this time, there's no safer place to be than right here. - Bu aralar, bulunmak için buradan daha güvenli bir yer yok.

bu aralar
now

I don't know what Tom does nowadays. - Tom'un bu aralar ne yaptığını bilmiyorum.

The baby is growing teeth now. - Bebek diş çıkarıyor bu aralar.

bu aralar
at this moment
bu aralar
(Konuşma Dili) here and now
bu aralar
nowadays

I don't know what Tom does nowadays. - Tom'un bu aralar ne yaptığını bilmiyorum.

bu açıdan
from this point of
bu bağlamda
in this context
bu denli
such a

I don't think this was such a good idea. - Bunun bu denli iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum.

bu doğrultuda
accordingly
bu durumda
then
bu durumda
as it is

I wish I could go with you, but as it is, I can't. - Keşke seninle gidebilsem ama bu durumda, gidemem.

We're on pretty shaky ground as it is. - Biz bu durumda oldukça sallantılı bir zemin üzerindeydik.

bu durumda
at this stage
bu durumda
at that
bu durumda
under the circumstances
bu durumda
in the circumstances
bu günlerde
in our time
bu kadar
that much

I know that much myself. - Kendimi bu kadar tanıyorum.

How did you get that much money? - Bu kadar çok parayı nasıl kazandın?

bu kadar
this quantity
bu kadar
yay
bu kadar
such

You don't have to give yourself such airs. - Bu kadar çalım satmak zorunda değilsin.

I've never had such a large sum of money. - Ben hiç bu kadar büyük bir paraya sahip olmadım.

bu kadar
this thing
bu kez
in the present instance
bu kez
this once

I will side with you just this once. - Sadece bu kez yanında olacağım.

bu konuda
in this particular
bu nedenle
and so

I want a wife and children, and so I need a house. - Bir eş ve çocuk istiyorum ve bu nedenle bana bir ev lazım.

bu nedenle
and consequently

Cassava is a drought-tolerant crop and consequently a major staple food for millions of people. - Manyok kuraklığa dayanıklı bir ekindir ve bu nedenle milyonlarca insan için önemli bir temel gıdadır.

bu nedenle
and therefore

We want to re-tile our terrace and therefore removed the tiles with a power hammer yesterday. - Terasımızı yeniden döşemek istiyoruz ve bu nedenle dün bir çekiçle fayansları çıkardık.

He was born in England, and therefore speaks English. - İngiltere'de doğmuş ve bu nedenle İngilizce konuşuyor.

bu nedenle
as a consequence
bu nedenle
wherefore
bu nedenle
(Konuşma Dili) on that account
bu nedenle
hence
bu nedenle
thusly
bu nedenle
hereat
bu nedenle
that being the case

That being the case, he had little to say. - Bu nedenle, onun söyleyecek çok az şeyi vardı.

bu nedenle
in consequence
bu nedenle
so
bu nedenle
this is why
bu nedir
what's that
bu nedir
(Bilgisayar) what's this
bu sayede
(Konuşma Dili) by courtesy of
bu sayede
(Konuşma Dili) thanks to
bu sayede
by this means
bu sayede
thus
bu sebeple
that's why

Everybody makes mistakes. That's why they put erasers on pencils. - Herkes hatalar yapar, bu sebeple onlar kurşun kalemlere silgiler koyarlar.

bu sebeple
(Latin) ipso facto
bu sebepten
for as much as
bu sebepten
hence forth
bu sebepten
(Konuşma Dili) on that account
bu sefer
in this instance
bu suretle
in this way
bu vesile ile
on this opportunity
bu vesileyle
(Kısaltma) btw
bu vesileyle
on the nature of
bu yolla
by this way
bu yolla
in this way
bu yüzden
(Konuşma Dili) on that account
bu yüzden
whence
bu yüzden
wherefore
bu zamana kadar
up to now
bu zamana kadar
(Ticaret) here to
bu zamana kadar
thus far
bu zamana kadar
hereto
bu zamana kadar
until this time
bu şekilde
in this way

I solved the problem in this way. - Sorunu bu şekilde hallettim.

In this way, we waste a lot of time. - Bu şekilde, çok fazla zamanı boşa harcarız.

bu şekilde
thus and so
bu şekilde
thus
bu arada
in the meantime

So, what do we do in the meantime? - Öyleyse, bu arada ne yaparız?

What can I do in the meantime? - Bu arada ne yapabilirim?

bu aralar
recently

I've been spending a lot of time studying for IT certifications recently. - Bu aralar IT sertifikasyonlarına çalışmak için epey zaman harcıyorum.

bu durumda
in this instance
bu durumda
in this case

In this case, 100 euro please. - Bu durumda, 100 € lütfen.

The rule doesn't apply in this case. - Kural bu durumda geçerli değil.

bu esnada
meantime
bu gece
this night

This night was inevitable. - Bu gece kaçınılmazdı.

This night belongs to the fireflies and the bats—and the werewolves. - Bu gece ateşböcekleri ve yarasalar ve kurtadamlara aittir.

bu gece
tonight

I'll burn the midnight oil tonight. - Bu gece geç vakte kadar çalışacağım.

The weather will be good tonight for sure. - Hava bu gece kesinlikle iyi olacak.

bu gidişle
at that rate
bu gidişle
at this rate
bu gün
this day

I've dreamed of this day. - Bu günün hayalini kurdum.

In order to make us and everyone else remember this day, I ask everyone to plant a tree with us. - Bize ve başka herkese bu günü hatırlatmak için, bizimle birlikte herkese bir ağaç dikmesini rica ediyorum.

bu kadar
so
bu kadar
this much

My place isn't usually this much of a mess. - Benim yerim genellikle bu kadar karmaşa değil.

I can't eat this much food. - Bu kadar fazla yemek yiyemem.

bu sebepten
for that reason
bu suretle
by this means
bu vesileyle
hereby
bu şekilde
like this

I'm sorry that I'm dressed like this. - Bu şekilde giyindiğim için üzgünüm.

You never used to treat me like this. - Bana asla bu şekilde davranmazdın.

Bu bağlamda
in this respect
Bu gibi
such as this
Bu gün
these day
Bu gün
this days
Bu kadar
that far
Bu sebepten
thus
Bu tür
such kind
Bu şekilde
this manner
Bu şekilde
that way

I don't think people actually say it that way anymore. - İnsanların artık gerçekten bu şekilde söylediklerini sanmıyorum.

If you didn't know me that way then you simply didn't know me. - Eğer beni bu şekilde tanımıyor idiysen, kısaca beni tanımamışsın demektir.

bu amaçla
for that purpose
bu amaçla
for this purpose
bu açıdan
in that respect
bu durum
current state
bu durumda
In this situation
bu kadar
this far
bu kapsamda
within this context
bu konuda
on that
bu nedenle
there for
bu seferlik
for the nonce
bu sırada
the while
bu vesileyle
on this occasion
bu yönden
from that direction
bu yıl
this year

Is she going to go to America this year? - O, bu yıl Amerika'ya gidecek mi?

This year is an important year for me. - Bu yıl benim için önemli bir yıldır.

bu şekilde
in this manner

The accident happened in this manner. - Kaza bu şekilde oldu.

bu amaçla
(Hukuk) to that end
bu amaçla
with this object in my mind
bu arada
inter alia
bu arada
1. meanwhile. 2. among other things
bu arada
among other things

I noticed, among other things, that he was drunk. - Bu arada onun sarhoş olduğunu fark ettim.

Among other things, I don't know the recent members, nor their new songs at all. - Bu arada ben son üyeleri, ne de onların yeni şarkılarını biliyorum.

bu arada
in the meanwhile
bu aralar
nowadays, recently
bu durumda
at that rate
bu durumda
thus situated
bu durumda
in/under the circumstances, then
bu esnada
the while
bu gibi
such, of this kind, like this
bu gibi
suchlike
bu gidişle
at this rate, at that rate
bu günlerde
in this days
bu günlerde
latterly
bu günlerde
in these days
bu günlerde
today

The weather today is great, but lately it's been raining all the time. - Bugün hava harika fakat bu günlerde hep yağmur yağdı.

bu kadar
so much

Kuniko has never drunk so much before in her life. - Kuniko hayatında daha önce hiç bu kadar çok içmedi.

I wish you wouldn't smoke so much. - Keşke bu kadar çok sigara içmesen.

bu kadar
thus much
bu kadar
1. this much. 2. (after a number) and a little more
bu kadar
this much, such, this
bu konuda
in this respect

I fall behind him in this respect. - Bu konuda onun gerisinde kaldım.

bu ne
what's it
bu ne
what's this

All right, what's this about? - Pekala, bu ne hakkında?

Oh wow! What's this, you're having lunch without me! - Vay canına! Bu nedir, bensiz öğle yemeği yiyorsun!

bu nedenle
whence
bu noktada
at this juncture
bu sebeple
that's why, therefore
bu sebepten
wherefore
bu sebepten
hence
bu sebepten
thereof
bu sefer
for once

You are as stubborn as a mule! For once, accept that she is right. - Bir katır kadar inatçısın! Bu sefer onun haklı olduğunu kabul et.

bu sefer
this once

I'll forgive you just this once. - Sadece bu seferlik seni affedeceğim.

I will lend you money just this once. - Sadece bu sefer sana ödünç para vereceğim.

bu seferlik
for this time
bu suretle
in this wise
bu tür
of that ilk
bu vesile ile
herewith
bu vesileyle
(Hukuk) at this juncture, in this vein
bu yolla
in this wise
bu yüzden
thereof
bu yüzden
thence
bu yüzden
accordingly, so, therefore, that's why
bu zamana kadar
adhoc
bu zamana kadar
hereunto
bu zamana kadar
hitherto
bu şekilde
thus, in that way
bu şekilde
in this wise
English - English
Boston University
broken up; referring to the scrapping of a decommissioned ship
stammered version of but, usually spoken when in denial
bushel, a unit of weight or dry measure
"Military" or "warrior" A concept denoting the entire military dimension of feudal Japan
(boo) Martial
large private university located in Boston (Massachusetts, USA)
abbreviation for bushels
Footwork/Stances
"Martial" See Budo
Butadiene-binder
Martial
martial art (litt to stop a spear)
abbreviation for Brilliant Uncirculated
the grade of a coin without any signs of wear that has never been in circulation (identical to mint state or uncirculated)
martial arts
Business Unit
Bulgaria
Short for Brilliant Uncirculated
In Aikido, Bu signifies valor and indomitable spirit, not contention and strife Aikido is the ultimate expression of Bu, which originally meant to keep two weapons from coming together
Warrior
Bushel
buried
"Military" or "warrior " A concept denoting the entire military dimension of feudal Japan
Turkish - Turkish
(Osmanlı Dönemi) (Y) f. Koku, râyiha
Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösterir
En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılır (Çekim sırasında bunu, buna, bunda, bundan, biçimlerine girer. Çokluk biçimi bunlar)
Koku
Bu arada
bu meyanda
Bu gece
bece
Bu nedenle
bundan
bu arada
Bu süre içinde
bu arada
Birlikte, beraber
bu gidişle
Bu biçimde, bu tarzda
bu sefer
Bu defa, bu kez
English - Turkish

Definition of bu in English Turkish dictionary

bu yönüyle
From this aspect

From this aspect, therefore, the whole of economics can be reduced to a single lesson, and that lesson can be reduced to a single sentence.