to that

listen to the pronunciation of to that
Englisch - Türkisch
(İnşaat) şu

Karlarla örtülü şu dağa bak. - Look at that mountain which is covered with snow.

Bu bir postane, şu ise bir bankadır. - This is a post office and that is a bank.

o
bağlaç ki
conj. şu
indeed
aslında

Aslında, dolabı kapalı tutarım. - Indeed, I keep the cupboard closed.

Aslında bir pınar vardı, ama kurumuştu. - There was a spring indeed, but it was dry.

that
{z} (çoğ. those)
that
bu kadar

İki yaşındaki bir çocuk bu kadar hızlı koşabilir mi? - Can a two-year-old boy run that fast?

Ver onu. Sahip olduğunun hepsi bu kadar mı? - Hand it over. That's all you've got?

indeed
Yok canım
to them
onlara

Onlar gitmeden önce onlara hoşça kal demeye git. - Go say goodbye to them before they leave.

O, onlara karşı çok nazikti. - He was very kind to them.

that
Keşke

Keşke Tom daha iyi bir Fransızca konuşanı olabilse. - Tom wishes that he could be a better French speaker.

Keşke o gitarı alabilsem. - I wish I could buy that guitar.

that
(sıfat) öteki
that
(bağlaç) şu, o, ki, diye, için
that
{s} öteki

Bu araba ötekinden daha iyi bir çalışmaya sahip. - This car has a better performance than that one.

indeed
indeed Elbette
indeed
ünlem hakikaten
indeed
gerçeği söylemek gerekirse
indeed
doğrusu

Doğrusunu söylemek gerekirse, o, dilini koparabilirdi. - Indeed, he could have bitten off his tongue.

Doğrusu çok şey biliyorsunuz ama onları öğretmede iyi değilsiniz. - Indeed you know a lot of things, but you're not good at teaching them.

that
böyle

Allah'a inanan kim böyle bir şey yapardı? - Who that believes in God would do such a thing?

Sen benimle nasıl böyle konuşabilirsin? - How dare you speak to me like that?

that
diye

Ek olarak yaşlılar birbirleriyle sosyalleşebilsin ve Amerikan hayatının aktif üyeleri olarak kalabilsinler diye birçok topluluk kurulmuştur. - In addition many groups have been formed so that the elderly can socialize with one another and remain active participants in American life.

Herkes işitebilsin diye lütfen yüksek sesle oku. - Please read it aloud so that everyone can hear.

that
{z} o, şu: Did you see that? Onu gördün mü? This is a verbena and that's a lantana. Bu mineçiçeği, o da ağaçminesi. After That cat has been up to O kedi yine marifetini göstermiş
that
için

Bu, bir kişi için küçük bir adımdır ama insanlık için dev bir sıçramadır. - That's one small step for man, one giant leap for mankind.

Şu gömlek için sadece on dolar ödedi. - He only paid ten dollars for that shirt.

to me
bana göre

O bana göre iki yıl kıdemli. - She is senior to me by two years.

O, bana göre üç yıl kıdemli. - She is senior to me by three years.

to you
sana

Bir kuş olsam, sana uçabilirim. - If I were a bird, I would have been able to fly to you.

Sana hikayeyi kim anlattı? - Who told the story to you?

that
in that mademki
that
O that
to us
bize

Avukat yeni yasayı bize açıkladı. - The lawyer explained the new law to us.

Tom bize yazacağını söyledi. - Tom said he would write to us.

indeed
gerçekte

Hayat gerçekten de iyi bir şeydir. - Life is indeed a good thing.

O gerçekten çok zeki. - He is very clever indeed.

indeed
doğrusu istenirse
to it
ona
to somebody
birini

Birlikte çalıştığım birinin yanında yaşıyorsun - You live next to somebody I work with.

to somebody
birine

Bunu başka birine söyle. - Tell it to somebody else.

Çek birine para ödeme yöntemidir. - A check is a method of paying money to somebody.

to someone
birini

Tom tanımadığı birinin yanında oturdu. - Tom sat down next to someone he didn't know.

to you
size

Siz sadece onu istemek zorundasınız ve o size verilecektir. - You have only to ask for it and it will be given to you.

Üzgünüm size yazmam uzun sürdü. - Sorry it took me so long to write to you.

indeed
hakikaten
indeed
sahiden
indeed
cidden
indeed
gerçekten

Hayat gerçekten de iyi bir şeydir. - Life is indeed a good thing.

Gerçekten teşekkürler, bu çok kullanışlı. - Thanks indeed, handy this!

that
-diği(ni)
that
adl.şu
that
öylesine

Erkek kardeşim okumaya öylesine dalmıştı ki odaya girdiğimde beni farketmedi. - My brother was so absorbed in reading that he did not notice me when I entered the room.

Öylesine sıcak bir gündü ki yüzmeye gittik. - It was such a hot day that we went swimming.

that
o kadar

O kadar kötü birisi ki kimse ondan hoşlanmaz. - He is such a bad person that everybody dislikes him.

John o kadar telaşlıydı ki konuşmaya vakti yoktu. - John was in such a hurry that he had no time for talking.

that
ki o

Erkek kardeşim okumaya öylesine dalmıştı ki odaya girdiğimde beni farketmedi. - My brother was so absorbed in reading that he did not notice me when I entered the room.

Babam o kadar yaşlıdır ki o çalışamaz. - My father is so old that he can't work.

that
-dığı
that
-en
that
ki onu

O gitar o kadar pahalı ki onu satın alamam. - That guitar is so expensive that I can't buy it.

Bu o kadar ağır bir kutu ki onu taşıyamam. - This is so heavy a box that I can't carry it.

that
-dığı(nı)
that
-diği
that
-an
that
ki ona

O, o kadar hızlı koştu ki ona yetişemedim. - He ran so fast that I couldn't catch up with him.

Tom o kadar hızlı yürüyüyordu ki ona yetişemedik. - Tom was walking so fast that we couldn't catch up with him.

that
ki
to someone
birine

Bunu istemiyorsan onu başka birine vereceğim. - If you don't want this, I'll give it to someone else.

Eğer uçağın kaza yapacağını birine söylersen, bu söylem hiç bir şey ifade etmeyecek. - If you say this to someone whose plane is going to crash, this phrase is not going to mean anything.

indeed
(ünlem) Hakikaten, gerçekten, doğrusu
indeed
(ünlem) Öyle mi? ; No,indeed! Hiç de öyle değil. Yok canım. Yes, indeed ! Elbette
that
yaptığı
to it
o
to me
bendene
to this
Bunun

Bunun için görünenden daha fazlası varsa, umarım bana söylersin. - If there's more to this than meets the eye, I hope you'll tell me.

Bununla ilgili olarak, ben suçlu değilim. - In relation to this, I am to blame.

to you
senine
to you
sizlerin
to your
için
indeed
ünlem Öyle mi? No
indeed
indeed! Hiç de öyle değil
to her
ona
to him
ona

Ona beş dolar ödedim. - I paid five dollars to him.

Ona söyleyecek hiçbir şeyim yok. - I've got nothing to say to him.

to someone
hatır için as a favor
to this
buna

O elbiseyi buna tercih ederim. - I prefer that dress to this one.

Buna asla alışmayacağım. - I'll never get used to this.

Englisch - Englisch
thereto
Which, who

I like the song that you wrote.

Connecting a subordinate clause indicating purpose

He must die that others might live.

So, so much; very

I did the run last year, and it wasn't that difficult.

Connecting noun clause (as involving reported speech etc.)

He told me that the book is a good read.

The (thing) being indicated (at a distance from the speaker, or previously mentioned, or at another time)

That battle was in 1450.

To a given extent or degree; particularly

I'm just not that sick.

indeed

That it is.

That thing

That was an interesting example.

to such a degree
That, as a demonstrative, may precede the noun to which it refers; as, that which he has said is true; those in the basket are good apples
pron. pronoun used to indicate a specific person or thing
singular and at a distance from the speaker
(pro ) mot, moht; rU, roo
As a demonstrative pronoun pl
As a relative pronoun, that is equivalent to who or which, serving to point out, and make definite, a person or thing spoken of, or alluded to, before, and may be either singular or plural
conj. in order for
{s} pronoun used to indicate a specific person or thing
As an adjective, that has the same demonstrative force as the pronoun, but is followed by a noun
{p} which, who, the thing
{c} because

I feel happy because I am quit of that trouble. - I'm glad to be rid of that trouble.

It was because of her that he lived so miserably. - It was down to her that he lived so miserably.

Those, that usually points out, or refers to, a person or thing previously mentioned, or supposed to be understood
To it
thereto
that
Connecting clauses involving reported speech etc
that
dat
that
as
to it
to that; "with all the appurtenances fitting thereto"
to this
hereto
to that

    Türkische aussprache

    tı dhıt

    Aussprache

    /tə ᴛʜət/ /tə ðət/

    Etymologie

    [ t&, tu, 'tü ] (preposition.) before 12th century. Middle English, from Old English tO; akin to Old High German zuo to, Latin donec as long as, until.

    Wort des Tages

    exigent
Favoriten