to her

listen to the pronunciation of to her
Englisch - Türkisch
ona
ona

Banka ona 500 dolar ödünç verdi. - The bank lent her 500 dollars.

Banka ona 500 dolar ödünç verdi. - The bank loaned her 500 dollars.

to them
onlara

O, uzun süredir onlara yazmadı. - He hasn't written to them in a long time.

Tom romanı onlara önerdi. - Tom recommended the novel to them.

her
o
her
onun

Onun ailesi ile ilgili hiçbir şey bilmiyorum. - I don't know anything about her family.

Onunla kahve dükkanında buluşmaya söz verdi. - She promised to meet her at the coffee shop.

her
kendine

Jane'nin hayali kendine yaşlı ve zengin bir sevgili bulmaktı. - Jane's dream was to find herself a sugar daddy.

Emi kendine yeni bir elbise ısmarladı. - Emi ordered herself a new dress.

her
dişil onun
her
{z} dişil onu; ona; ondan; onun: He loves her. Onu seviyor. He looked at her. Ona baktı. They hated her. Ondan nefret ettiler. It pleased
her
kendisi

Kendisine HAYIR dedi. Yüksek sesle EVET dedi. - She said NO to herself. She said YES aloud.

Yeni bir araba satın alması için babasına baskı yaptığında Catherine'nin bir art niyeti vardı; O, arabayı kendisinin sürebileceğini umuyordu. - Catherine had an ulterior motive when she urged her father to buy a new car. She hoped that she'd be able to drive it herself.

her
ondan

Bu eski madeni paraları ondan aldım. - I got these old coins from her.

Herkes ondan iyi şekilde bahseder. - Everybody speaks well of her.

her
dişil onu
her
onu

Aşk onu rüyalarında görmektir. - Love is seeing her in your dreams.

Onunla kahve dükkanında buluşmaya söz verdi. - She promised to meet her at the coffee shop.

to me
bana göre

O bana göre altı yıl kıdemli. - She is senior to me by six years.

Sen bana göre her şeysin. - You are everything to me.

to you
sana

Bu kitap sana epey faydalı olabilir. - This book may well be useful to you.

Bir kuş olsam, sana uçabilirim. - If I were a bird, I would have been able to fly to you.

to us
bize

Avukat yeni yasayı bize açıkladı. - The lawyer explained the new law to us.

Tom bize yazacağını söyledi. - Tom said he would write to us.

her
kendi

Bu, onun kendi çizimi olan bir resimdir. - This is a picture of her own painting.

Ona kendi odamı gösterdim. - I showed her my room.

to it
ona
to somebody
birine

Çek birine para ödeme yöntemidir. - A check is a method of paying money to somebody.

Bunu başka birine söyle. - Tell it to somebody else.

to somebody
birini

Birlikte çalıştığım birinin yanında yaşıyorsun - You live next to somebody I work with.

to someone
birini

Tom tanımadığı birinin yanında oturdu. - Tom sat down next to someone he didn't know.

to you
size

Ben size yazabildiğim kadar kısa sürede yazacağım. - I will write to you as soon as I can.

Siz sadece onu istemek zorundasınız ve o size verilecektir. - You have only to ask for it and it will be given to you.

her
(dişil) onu
to someone
birine

Sabah ereksiyonu olmayan birine ödünç para verme. - Don't lend money to someone who can't have a morning erection.

Bunu istemiyorsan onu başka birine vereceğim. - If you don't want this, I'll give it to someone else.

Toher
İrlandalı Çingene
to it
o
to me
bendene
to this
Bunun

Bunun için anahtarınız var mı? - Do you have the key to this?

Bunun için görünenden daha fazlası varsa, umarım bana söylersin. - If there's more to this than meets the eye, I hope you'll tell me.

to you
senine
to you
sizlerin
to your
için
to him
ona

Meseleyi ona bırakmaktan başka çaremiz yoktu. - We had no choice but to leave the matter to him.

Ona beş dolar ödedim. - I paid five dollars to him.

to someone
hatır için as a favor
to this
buna

Buna alışabildiğimi düşünüyorum. - I think I could get used to this.

Buna alışkın değilim. - I'm not used to this.

Türkisch - Türkisch
(Osmanlı Dönemi) f. Bütün, hep, tamamen
Tekil isimlere tamlayan görevinde getirilerek birer birer olarak, "...-in hepsi" anlamını verir: "Bir hafta, her gece çalışmak suretiyle hikâyesini bitirdi."- H. E. Adıvar
Tekil isimlere tamlayan görevinde getirilerek birer birer olarak, "...-in hepsi" anlamını verir
Englisch - Englisch
The form of she used after a preposition or as the object of a verb; that woman, that ship, etc

The lady with the green feathers in her hat. A big Gainsborough hat. I am quite sure it was Miss Hartuff..

Belonging to her

This is her book.

High Efficiency Red
adv: here 32
The hard error rate is the frequency of errors caused by permanent physical defect in the memory system The hard error rate is usually much lower than the soft error rate
Sah'english | adronato
her WEAK STRONG Her is a third person singular pronoun. Her is used as the object of a verb or a preposition. Her is also a possessive determiner
You use her to refer to a woman, girl, or female animal. I went in the room and told her I had something to say to her I really thought I'd lost her. Everybody kept asking me, `Have you found your cat?' Her is also a possessive determiner. Liz travelled round the world for a year with her boyfriend James
pron. specific female; possessive form of she
Of them; their
{p} belonging to a female or woman
To it
thereto
To that
thereto
her
Her is sometimes used to refer to a country or nation. Her is also a possessive determiner. Our reporter looks at reactions to Britain's apparently deep-rooted distrust of her EU partner
her
le
her
The form of the objective and the possessive case of the personal pronoun she; as, I saw her with her purse out
her
In written English, her is sometimes used to refer to a person without saying whether that person is a man or a woman. Some people dislike this use and prefer to use `him or her' or `them'. Talk to your baby, play games, and show her how much you enjoy her company. Her is also a possessive determiner. The non-drinking, non smoking model should do nothing to risk her reputation
her
adj [{referring to something that belongs to a female} (This is ~ book )] punya dia (dia) 2 pron [{object pron referring to a female} (Please give ~ this letter )] dia
her
Herpa 1: 43 resin Germany
to it
to that; "with all the appurtenances fitting thereto"
to this
hereto
Türkisch - Englisch
every

Do you study English every day? - Her gün İngilizce çalışıyor musun?

Don't worry, everything will be OK. - Üzülmeyin, her şey düzelecek.

any

His daughter is eager to go with him anywhere. - Kızı onunla her yere gitmeye hevesli.

Give help to anyone who needs it. - Her kimin ihtiyacı olursa ona yardım et.

(Askeri) each

The president appointed each man to the post. - Genel müdür her bir adamı görevine atadı.

Brush your teeth after each meal. - Her yemekten sonra dişlerini fırçala.

all

Can you see anything at all there? - Orada herhangi bir şey görebiliyor musun?

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

pan

She planted some pansies in the flower bed. - Çiçekliğe bazı hercai menekşeler dikti.

Everybody started to panic. - Herkes panik yapmaya başladı.

omni

Some humans believe that there exists a god who is omniscient, omnipotent and omnipresent. - Bazı insanlar; her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve her yerde olan bir tanrının var olduğuna inanıyorlar.

Tom is omnilingual. He can speak every language on Earth. - Tom omnilingualdir. O, Dünya'daki her dili konuşabilir.

ladyship
per

Everyone has the right to rest and leisure, including reasonable limitation of working hours and periodic holidays with pay. - Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, bilhassa çalışma müddetinin makul surette sınırlandırılmasına ve muayyen devrelerde ücretli tatillere hakkı vardır.

Each person paid one thousand dollars. - Her biri bin dolar ödedi.

every single

Every single word you say is a lie. - Söylediğin her söz bir yalan.

I think about that every single day. - Her gün onu düşünürüm.

either

I don't like either of them. - Ben, onlardan herhangi birini sevmiyorum.

You may take either of the two books. - İki kitaptan herhangi birini alabilirsin.

(Bilgisayar) start every
(Bilgisayar) for all

For all his genius, he is as unknown as ever. - Bütün dehasına rağmen, o her zaman olduğu kadar bilinmiyor.

He was in favor of equality for all. - O, herkes için eşitliğin lehindeydi.

(Bilgisayar) refresh every
(Bilgisayar) recur every
soever
whatever

I'll do whatever you want me to do. - Ben senin yapmamı istediğin her şeyi yapacağım.

I will lend you whatever book you need. - İhtiyacın olan her kitabı sana ödünç vereceğim.

whoever

Whoever comes will be welcomed. - Her gelen sıcak karşılanacak.

Give it to whoever wants it. - Onu her kim isterse ona ver.

every; each
to her

    Türkische aussprache

    tı hır

    Aussprache

    /tə hər/ /tə hɜr/

    Videos

    ... Or, we've got to get her a new throat, or whatever. ...
    ... directing this video with her ourselves. ...

    Wort des Tages

    fait accompli
Favoriten