tepede

listen to the pronunciation of tepede
Türkisch - Englisch
atop
at the top
overhead
above
tepe
hill

The person with the dog was so slow on the hill. - Köpekli birisi, tepede bayağı yavaştı.

The hill was all covered with snow. - Tepe tamamen karla kaplıydı.

tepe
peak

Can you see that mountain with the snow-covered peak? - Tepesi karla kaplı olan şu dağı görebiliyor musun?

Mount Everest is the world's highest peak. - Everest Dağı Dünyanın en yüksek tepesidir.

tepe
top

Everyone knows that he worked hard to get to the top of the company. - Şirketin tepesine gelmek için, onun sıkı çalıştığını herkes biliyor.

At last, they reached the top of the mountain. - Sonunda, onlar dağın tepesine ulaştı.

tepede olan
vertical
tepede toplanmış
(saç) upswept
tepede toplanmış saç
upsweep
tepe
{i} ridge

The tower occupied a prominent spot on the ridge. - Kule tepede önemli bir yer işgal etti.

tepe
{i} tip

It's the tip of the iceberg. - Bu, buzdağının tepesi.

That's only the tip of the iceberg. - O sadece buz dağının tepesi.

tepe
{i} fell

He fell head over heels into the water. - O suya tepetaklak düştü.

The boy next door fell head first from a tree. - Komşunun çocuğu bir ağaçtan tepe üstü düştü.

tepe
{i} head

He fell head over heels into the water. - O suya tepetaklak düştü.

She was soaked from head to foot. - Tepeden tırnağa sırılsıklam olmuştu.

tepe
hood
tepe
{i} rise
tepe
mound
tepe
topping
tepe
tuft
tepe
comb

The beautiful maiden sat on the top of the rock and combed her golden hair in the sunshine. - Güzel genç kız kayanın tepesine oturdu ve güneşte altın rengi saçlarını taradı.

The art of modern warfare does not necessarily require soldiers to be armed to the teeth to be effective as combatants. - Modern savaş sanatı dövüşçüler gibi etkili olmak için tepeden tırnağa silahlandırılacak askerleri muhakkak gerektirmez.

tepe
djebel
tepe
brow
tepe
corona
tepe
jebel
tepe
crown
tepe
{i} down

Nick looks down on anyone who comes from a rural area. - Nick kırsal alandan gelen birine tepeden bakıyor.

He never looks down upon others. - O, asla diğerlerine tepeden bakmaz.

tepe
crest

The surfer tried to ride the crest of the wave. - Sörfçü dalganın tepesinde gitmeye çalıştı.

tepe
mount

Mount Everest is the world's highest peak. - Everest dağı dünyanın en yüksek tepesidir.

Look at the mountain whose top is covered with snow. - Tepesi karla kaplı olan dağa bak.

tepe
topknot
tepe
{i} roof

Dan jumped onto the roof of a passing train. - Dan geçen bir trenin tepesine atladı.

tepe
the hill
tepe
vertex
tepe
{i} Eminence
tepe
{i} Eminency
tepe
barrow
tepe
eminencecy
tepe
sinciput
tepe
crown, topmost part (of one's head)
tepe
apex
tepe
climax
tepe
(Konuşma Dili) the space right beside one: Tepemde dikilme öyle! Don't stand here breathing down my neck!
tepe
crest, crown (of a bird)
tepe
(Anatomi) collis
tepe
hump
tepe
cap
tepe
hill; top; summit, peak; crest
tepe
top, top part: ağacın tepesinde at/in the top of the tree/on top of the tree
tepe
apical
tepe
height

I just finished reading Wuthering Heights. - Ben sadece Uğultulu Tepeler'i okumayı bitirdim.

I just finished reading Wuthering Heights. - Ben Uğultulu Tepeler'i okumayı yeni bitirdim.

tepe
knap
tepe
(Matematik) vertex
tepe
dome
Türkisch - Türkisch

Definition von tepede im Türkisch Türkisch wörterbuch

Tepe
(Osmanlı Dönemi) TÂR
Tepe
kaban
tepe
Bir şeyin en üstteki bölümü
tepe
Başın üst, kafatasının iki kulak arasında kalan bölümü
tepe
Bir şeyin en üstteki bölümü: "Pencere önünde dimdik durmuş, kocaman ağaçların tepesine bakıyordunuz."- S. F. Abasıyanık
tepe
Bir yerin, bir nesnenin vb. nin üstü, tam hizası: "Ekşisu'da trenden indikleri sırada güneş tam tepelerindeydi."- N. Cumalı
tepe
Başın üst, kafatasının iki kulak arasında kalan bölümü: "Güneş sanki yalnız sizin tepenize ışık ve sıcaklık aksettirmeye çalışıyor."- R. H. Karay. a) çokgende veya çok yüzlüde köşelerden her biri; b) ikiz kenar bir üçgende eşit kenarların kesişme noktası; c) bakışım ekseni bulunan bir eğrinin veya yüzeyin bu eksenle kesişme noktalarından her biri
tepe
Birinin yanı başı, baş ucu
tepe
Yüksekliği genellikle birkaç yüz metreyi geçmeyen, çok kez tek başına, yamaçları yatık yer biçimi: "Derenin sağ tarafına yükselenen tepenin yamaçları daha hafif eğimli, daha genişti."- N. Cumalı
tepe
Bir yerin, bir nesnenin vb. nin üstü, tam hizası
tepe
Yüksekliği genellikle birkaç yüz metreyi geçmeyen, çok kez tek başına, yamaçları yatık yer biçimi
tepede
Favoriten