teke

listen to the pronunciation of teke
Türkisch - Englisch
{i} goat
prawn
(Hayvan Bilim, Zooloji) billygoat
he-goat
male goat
billy goat
male goat, billy goat
he goat
male goat, billy goat; prawn
shrimp, prawn
(Hayvan Bilim, Zooloji) domestic goat
shrimp
tek
only

The only room available is a double. - Mevcut tek oda iki kişiliktir.

The only goal of the final match was scored by Andrés Iniesta. - Final maçındaki tek gol Andrés Iniesta tarafından atıldı.

tek
{i} one

Replace the old tires with new ones. - Eski tekerlekleri yenisiyle değiştir.

Kill two birds with one stone. - Tek bir taşla iki kuş öldür.

tek
single

There isn't a single cloud in the sky. - Gökyüzünde tek bir bulut yok.

She left without saying even a single word. - Tek bir kelime bile etmeden ayrıldı.

tek
sole

Being an only child, he was the sole heir. - Tek çocuk olduğu için, o tek varisti.

Being an only child, he was the sole inheritor. - O, tek çocuk olduğu için, tek mirasçıydı.

teke dikeni
(Botanik, Bitkibilim) lycium
teke sakalı
(Botanik, Bitkibilim) aruncus
teke tek
(Askeri) one-on-one
teke tek
One on one
teke tek
One to one
teke burunlu hook-nosed
(person)
teke böceği
(Tabiat Doğa) (böcek, haşere) long-horned beetle
teke sakalı
(Tabiat Doğa) (bitki, Fam: papatyagiller,bileşikgiller,mürekkebe) yellow goats-beard salsify
teke sakalı çiçeği
(Gıda) oyster plant
teke sakalı çiçeği
(Gıda) salsify plant
teke tek çarpışma
single combat
tek
unique

His technique was unique and absolutely amazing. - Tekniği eşsiz ve kesinlikle muhteşemdi.

His technique was unique and absolutely amazing. - Onun tekniği eşsiz ve kesinlikle şaşırtıcıydı.

tek
odd

Tapirs are odd-toed ungulates. - Tapirler tek toynaklıdır.

One, three, five, seven and nine are odd numbers. - Bir, üç, beş, yedi ve dokuz tek sayılardır.

tek
single, unique; alone; only, merely; (sayı) odd; single thing
tek
alone

Hiroko sat there all alone. - Hiroko orada tek başına oturdu.

Everyone has the right to own property alone as well as in association with others. - Her şahıs tek başına veya başkalarıyla birlikte mal ve mülk sahibi olma hakkına sahiptir.

tek
{s} exclusive
tek
solitary

She leads a solitary life in a remote area of Scotland. - O, İskoçya'nın uzak bir bölgesinde tek başına bir hayat sürüyor.

tek
one and the same
tek
turkish electricity authority
tek
suit

There are no wheels on this suitcase. - Bu bavulda tekerlekler yok.

Tom offered to carry Mary's suitcase, but she told him she wanted to carry it herself. - Tom, Mary'ye valizini taşımayı teklif etti ama Mary, valizi kendisinin taşımak istediğini söyledi.

tek
flat

The rear tire of my bicycle is flat. - Bisikletimin arka tekerleği patlak.

He flatly turned down our request. - Teklifimizi açıkca geri çevirdi.

tek
ceramics
tek
uni-
tek
particular
tek
pure and simple
tek
isolated
tek
merely

History is merely repeating itself. - Tarih sadece kendini tekrarlıyor.

tek
the one and only

This is the one and only thing he can do. He can't do anything else. - Bu onun yapabileceği tek şey. Başka bir şey yapamaz.

Tom's pissed off because he's not the one and only. - Tom tek olmadığından dolayı sinirli.

tek
(Denizbilim) add

She added in her letter that she would write again soon. - O yakında tekrar yazacağını mektubunda ekledi.

The opening address alone lasted one hour. - Açılış konuşması tek başına bir saat sürdü.

tek
companion

Sami's only companion was his dog. - Sami'nin tek arkadaşı onun köpeğiydi.

Tom's only companion is his dog. - Tom'un tek arkadaşı onun köpeğidir.

tek
(Biyokimya) mono-
tek
single thing
tek
individual

Individual atoms can combine with other atoms to form molecules. - Tekil atomlar, molekülleri oluşturmak için diğer atomlarla birleşebilirler.

tek
mono

He was opposed to monopolies. - O, tekellere karşıydı.

Postal services are a government monopoly. - Posta hizmetleri devlet tekelindedir.

tek
uni

His technique was unique and absolutely amazing. - Tekniği eşsiz ve kesinlikle muhteşemdi.

I know a girl who can ride a unicycle. - Tek tekerlekli bisiklete binebilen bir kız tanıyorum.

tek
solo

Charles Lindbergh made the first solo flight across the Atlantic Ocean in 1927. - Charles Lindbergh, Atlantik Okyanusu'nda, 1927 yılında ilk tek kişilik uçuşunu yaptı.

Lindbergh's solo nonstop transatlantic flight was a remarkable accomplishment. - Lindbergh'in tek başına sürekli transatlantik uçuşu kayda değer bir başarıydı.

enenmiş teke
goat castration was
tek
homo
tek
one and only

Tom's pissed off because he's not the one and only. - Tom tek olmadığından dolayı sinirli.

The one and only dessert my son eats is chocolate cake. - Oğlumun yediği bir çeşit ve tek tatlı çikolatalı pastadır.

tek
(sayı) uneven
tek
homoeo [Brit.]
tek
fellow

I bid you greetings and may there be peace through fellowship between us. - Sana selam teklif ediyorum ve aramızdaki arkadaşlık yoluyla barış olabilir mi.

All you have to do is to cultivate the ability to put yourself in the other fellow's place. - Tek yapmanız gereken, kendinizi diğer arkadaşın yerine koyma yeteneğini geliştirmek.

tek
singular

In English, we should use the pronouns a or an before singular nouns like house, dog, radio, computer, etc. - İngilizcede a ya da an gibi zamirleri house, dog, radio, computer, v.b. tekil isimlerin önünde kullanırız.

A noun can be singular or plural. - Bir isim tekil veya çoğul olabilir.

tek
lone

To Japanese, an American baby sleeping by himself seems lonely. - Japonlara göre, tek başına uyuyan bir Amerikan bebeği yalnız görünüyor.

When you're alone in your apartment, you feel independent. When you're alone in your room, you feel free. When you're alone in your bed, you feel lonely. - Apartmanında tek başına olduğunda, bağımsız hissedersin. Odanda tek başına olduğunda, özgür hissedersin. Yatağında tek başına olduğunda, yalnız hissedersin.

tek
mono , odd , single
tek
All I ask is ...; ... as long as ...: Tek yapsın da, nasıl yaparsa yapsın! I don't care how he does it; all I want is for him to get the thing done! Her şeye razıyım, tek ondan kurtulayım! I'm agreeable to anything as long as I can get shut of him!
tek
homeo
tek
dolly
tek
bellows
tek
homoeo
tek
res
tek
azygous
tek
running

Running was my only defense. - Koşu benim tek savunmamdı.

The deer was running by itself. - Geyik tek başına koşuyordu.

tek
several

I repeated the word several times for her. - Kelimeyi onun için birkaç kez tekrar ettim.

Tom lived alone for several years. - Tom yıllarca tek başına yaşadı.

tek
reindeer
tek
suigeneris
Englisch - Englisch

Definition von teke im Englisch Englisch wörterbuch

tek
A Siberian ibex
Türkisch - Türkisch
(Osmanlı Dönemi) Bir cilt defter
(Osmanlı Dönemi) f. Keçilerin erkeği. Sürü önünden giden kösemen
(Osmanlı Dönemi) Tezek
Batı Akdeniz ve Göller Yöresinde oynanan halk oyunlarının genel ismi
Tüylü devenin erkeği ile tek hörgüçlü dişi devenin geriye melezlenmesinden elde edilen bir deve türü
Antalya ve Fethiye körfezleri arasında yer alan yarımadanın adı
Daha çok deniz kıyılarındaki su birikintileri içinde yaşayan çok küçük boy karides
Bir karides türü
üç yaşındaki erkek keçi
Keçinin erkeği
Türkmen aşireti
Bir çeşit karides
TEKE'KÜ'
(Osmanlı Dönemi) Korkak olmak
TEKE'KÜ'
(Osmanlı Dönemi) Cem'olmak, birikmek, toplanmak
teke dikeni
Patlıcangiller familyasından yüksek çalı biçiminde dikenli bitki
teke tek
Bire karşı bir
TEK
(Osmanlı Dönemi) f. Koşma, seğirtme
Tek
bir
Tek
(Osmanlı Dönemi) TEVV
tek
Hiç, hiçbir: "Tek kelime konuşmadan bu yokuşu indik."- R. H. Karay
tek
Önüne getirildiği cümleye istek ve özlem kavramı katar
tek
Bir kadeh içki
tek
Eşi olmayan, biricik, yegâne
tek
Eşi olmayan, biricik, yegâne: "Hamit, biliyorsunuz edebiyatımızın tek dâhisidir."- Y. Z. Ortaç
tek
Yalnız, yalnızca, salt, sadece
tek
Sessiz, uslu
tek
Hiç, hiçbir
tek
Sessiz, hareketsiz, uslu
tek
Yalnız, yalnızca, salt, sadece. İki ile bölünemeyen (sayı)
tek
Birbirini tamamlayan veya aynı türden olan nesnelerden her biri: "Dirseği hafifçe dizime dokunuyor ve bir saçı, bir tek tel saçı kaşının ucuna sürünüyordu."- M. Ş. Esendal
tek
Birbirini tamamlayan veya aynı türden olan nesnelerden her biri
tek
İki ile bölünemeyen (sayı)
teke
Favoriten