sorunlar

listen to the pronunciation of sorunlar
Türkisch - Englisch
issues
problems

I'm having some problems compiling this software. - Bu yazılımı derlerken bazı sorunlarla karşılaşıyorum.

On TV someone with a serious look on his face is talking about the problems of our country's future. - Televizyonda, yüzünde ciddi bir görünümü olan birisi ülkemizin geleceği ile ilgili sorunlar hakkında konuşuyor.

sorun
trouble

The trouble is that my son does not want to go to school. - Sorun oğlumun okula gitmek istememesidir.

The new government has financial troubles. - Yeni hükümetin malî sorunları var.

sorun
issue

The request became a hot political issue in the presidential campaign. - İstek başkanlık kampanyasında sıcak bir siyasi sorun haline geldi.

It's not his ability, but his character that is at issue. - Sorun onun yeteneği değil, karakteridir.

sorun
problem

This could become a big problem. - Bu büyük bir sorun olabilirdi.

This problem is worth discussing. - Bu sorun tartışılmaya değer.

sorun
challenge

This problem is a real challenge. - Bu mesele gerçek bir sorundur.

Climate change is our greatest challenge. - İklim değişikliği en büyük sorunumuzdur.

sorun
chose

I chose to ignore the problem. - Ben sorunu görmezden gelmeyi seçtim.

sorun
drawback
sorun
complication
sorun
{i} difficulty

I had difficulty in making myself understood in French. - Derdimi Fransızca anlatmada sorun yaşadım.

We can get over the problem without difficulty. - Biz zorluk olmadan sorunun üstesinden gelebiliriz.

sorun
{i} grievance
sorun
cause

He behaves well in school but at home he causes problems. - O okulda iyi davranıyor ama evde sorunlara neden oluyor.

Tom didn't intend to cause Mary any trouble. - Tom'un niyeti Mary'ye sorun yaratmak değildi.

sorun
{i} ill

All the ills of democracy can be cured by more democracy. - Demokrasinin bütün sorunları daha fazla demokrasi ile tedavi edilebilir.

Illegal immigration is a serious problem. - Yasadışı göç ciddi bir sorundur.

sorun
problem, question, matter, strife, complication, affair, case problem, mesele
duygusal sorunlar
(Pisikoloji, Ruhbilim) emotional problems
güncel sorunlar
current problems
sorun
worry

You have enough on your mind without worrying about my problems. - Benim sorunlarım hakkında endişe etmeden senin aklında yeterince var.

Don't worry about such a trivial problem. - Böyle önemsiz bir sorun hakkında endişelenmeyin.

sorun
(Konuşma Dili) hornets' nest
sorun
(Konuşma Dili) a hornet's nest
sorun
strife
sorun
affair

A new affair is agitating the police administration. - Yeni bir sorun polis yönetimini tahrik ediyor.

The Japanese Dentists Association affair is an incident concerning secret donations from the Japanese Dentists Association to Diet members belonging to the LDP. - Japon Diş Hekimleri Birliği sorunu Japon Diş Hekimleri Birliğinden LDP ye ait olan Diyet üyelerine yapılan gizli bağışlarla ilgili bir olaydır.

sorun
puzzle
sorun
(Ticaret) job

My job is to anticipate problems. - Benim işim sorunları öngörmek.

By that, Boeing means that there may also have been other problems, but that an accident could have been avoided if the crew had done their job correctly. - Onunla, Boeing diğer sorunların da olabileceği, ama mürettabat işini doğru şekilde yaparsa bir kazadan kaçınılabileceği anlamına gelir.

sorun
snafu
sorun
(Kanun) dispute

Industrial disputes are still a problem. - Endüstriyel anlaşmazlıklar hala bir sorundur.

sorun
look-out
sorun
concern

Safety is the primary concern. - Güvenlik birincil sorundur.

Osteoporosis is more common in advanced age, and is often a concern for post-menopausal women. - Osteoporoz ileri yaşlarda daha yaygındır ve genellikle menopoz sonrası kadınlar için bir sorundur.

sorun
(Bilgisayar) error
toplumsal sorunlar
social problems
sorun
tribulation
sorun
matter

Is anything the matter with him? - Onun herhangi bir sorunu mu var?

Nothing is the matter with the car. It's just that you are a bad driver. - Arabada sorun yok, sadece sen kötü bir sürücüsün.

sorun
business

It's his problem. It's none of my business. - Bu onun sorunu. Benim işim değil.

sorun
case

I'll always stand by you in case of trouble. - Ben her zaman sorun durumunda hep yanında olacağım.

In case of trouble, please call me. - Sorun olursa, lütfen beni arayın.

sorun
question

There is not an answer for your question. - Sorun için cevap yok.

sorun
trouble of
sorun
{i} funeral
ekonomik sorunlar
economic problems
sorunlar
domestic affairs
sorun
problem, question, matter; issue, point under consideration
sorun
hurdle

The biggest hurdle for pupils writing the exam was question fourteen. - Sınava giren öğrencilerin en büyük engeli on dördüncü sorundu.

sorun
packet
sorun
{i} hangup
sorun
proposition
sorun
lookout
sorun
{i} knot
sorun
issue , problem
Türkisch - Türkisch
mesail
Sorun
dava
Sorun
mesele
sorun
Araştırılıp öğrenilmesi, düşünülüp çözümlenmesi, bir sonuca bağlanması gereken durum, mesele, problem
sorun
çözüm bekleyen karmakarışık durum
sorun
Sıkıntı veren durum, dert
sorunlar
Favoriten