eğilimli

listen to the pronunciation of eğilimli
Türkisch - Englisch
inclined

He is inclined to get mad. - O, kızmaya eğilimlidir.

I'm inclined to believe Tom. - Tom'a inanmaya eğilimliyim.

vulnerable
apt

He is apt to give vent to his feelings. - O hislerini açığa vurmaya eğilimlidir.

He is apt to be late. - O geç kalmaya eğilimli.

disposed
affected
liable

My wife is liable to catch a cold. - Karım üşütmeye eğilimli.

A newborn baby is liable to fall ill. - Yeni doğmuş bir bebek hasta olmaya eğilimlidir.

slanting
slant
apt (to do sth), liable, capable
(someone, something) who or which tends to or towards; (someone) who has an inclination or bent for
inclinable
capable
prone

He was prone to anger. - O öfkeye eğilimliydi.

Tom's prone to exaggeration. - Tom abartmaya eğilimlidir.

given
biased
eğilim
disposition
eğilim
tendency

He has a tendency to be pessimistic. - Onun kötümser olma eğilimi var.

You have a tendency to talk too fast. - Çok hızlı konuşma eğiliminiz var.

eğilim
leaning
eğilim
inclination

I don't have the time or the inclination to help Tom. - Tom'a yardım edecek vakte ve eğilime sahip değilim.

I don't have the time or the inclination. - Zamanım ya da eğilimim yok.

eğilimli olmak
be liable to
eğilimli olmak
to tend
eğilimli olmayan
unapt
eğilim
{i} trend

I don't think it's a trend. - Bunun bir eğilim olduğunu sanmıyorum.

Will those trends continue? - O eğilimler devam edecek mi?

eğilim
propensity

Sami has propensity for violence. - Sami'nin şiddete eğilimi var.

eğilim
drift
eğilim
predisposition
eğilim
{i} turn
eğilim
sense
eğilim
{i} tilt

The Earth is tilted at an angle of 23.4 degrees. - Dünya 23.4 derecelik bir açıyla eğilimlidir.

eğilim
predispose
eğilim
dip
eğilim
(Ticaret) leverage
eğilim
desiring
eğilim
propensity for
eğilim
(Dilbilim) central tendency
eğilim
predisposition to
eğilim
propensity to
eğilim
oblique
grev eğilimli
(Ticaret) strike-prone
hırsızlık yapmaya eğilimli
thievish
eğilim
penchant
eğilim
affinity
eğilim
convention
eğilim
stream
eğilim
liability
eğilim
mind

Tom tends to say the first thing that comes to his mind. - Tom aklına gelen ilk şeyi söyleme eğilimindedir.

eğilim
twist
eğilim
bent

He has a natural bent for music. - Onun müzik için doğal bir eğilimi var.

eğilim
bias

People tend to look at others with bias. - İnsanlar diğerlerine ön yargı ile bakmak eğilimindedir.

şiddet yanlısı; şiddet eğilimli
violent, violent
eğilim
{i} tenor
eğilim
{i} device
eğilim
{i} proneness
eğilim
{i} affection
eğilim
{i} notion
eğilim
{i} current

If current trends continue, the language will likely die in the near future. - Şimdiki eğilimler devam ederse, dil muhtemelen yakın gelecekte ölecektir.

eğilim
{i} proclivity
eğilim
{i} pulse
eğilim
obliquity
eğilim
squint
eğilim
ply
eğilim
(kötü) twist
eğilim
gravitation
eğilim
aptitude
eğilim
set
eğilim
tendency; inclination, bent
eğilim
{i} slant
eğilim
relish
eğilim
tendency, inclination, trend, leaning, bias, bent, propensity
grev eğilimli
(endüstri) strike prone
ira'nın değişik eğilimli üyesi
Provo
kazaya eğilimli
accident prone
netice eğilimli
result-oriented
sola eğilimli
sinistral
sonuç eğilimli
result-oriented
yükselmeye eğilimli
bullish
Türkisch - Türkisch
Eğilimi olan, istekli, meyyal, mail
Eğilim
trent
Eğilim
(Hukuk) TEMAYÜL
Eğilim
(Hukuk) TENDANCE
Eğilim
tandans
Eğilim
meyil

Tom mübalağa etmeye meyillidir. - Tom abartmaya eğilimlidir.

eğilim
Bir şeyi sevmeye, istemeye veya yapmaya içten yönelme, meyil, temayül: "İnsanoğlunun, yaradılıştan medeniliğe eğilimi vardır."- N. Ataç
eğilim
Para piyasalarında zamanla oluşan değişim, alım satım işlemleriyle ilgili iniş çıkış seyri
eğilim
Bir şeyi sevmeye, istemeye ya da yapmaya içten yönelme
eğilim
Bir şeyi sevmeye, istemeye veya yapmaya içten yönelme, meyil, temayül
sağ eğilimli
Dünya görüşü sağcılığa, muhafazakârlığa yatkın olan
sol eğilimli
Dünya görüşü solculuğa yatkın olan
eğilimli
Favoriten