dağıtılmış

listen to the pronunciation of dağıtılmış
Türkisch - Englisch
diversified
scattered
dispensed
broadcast
strewn
disheveled
dispersive
{s} dissipated
dağıt
disrupt
dağıt
{f} distributed

New blankets were distributed to the poor. - Yeni battaniyeler yoksullara dağıtıldı.

The teacher distributed the leaflets. - Öğretmen kitapçıkları dağıttı.

dağıt
distribute

New blankets were distributed to the poor. - Yeni battaniyeler yoksullara dağıtıldı.

The teacher distributed the question papers. - Öğretmen sınav kağıtlarını dağıttı.

dağıt
(Bilgisayar) deal

Please deal the cards. - Lütfen kartları dağıt.

Whose turn is it to deal the cards? - Kartları dağıtmak için kimin sırası?

dağıt
dispense

I guess I've reached the age where I have to dispense advice to my underlings. - Sanırım astlarıma öğüt dağıtmak zorunda olduğum yaşa ulaştım.

This refrigerator has an integrated ice and water dispenser. - Bu buzdolabının entegre buz ve su dağıtıcısı vardır.

dağıt
despatch
dağıt
portion out
dağıt
strew
dağıt
dissipate
dağıt
disperse

The police dispersed the crowd. - Polisler kalabalığı dağıttı.

dağıt
{f} strewed
dağıt
dish out
dağıt
{f} dispatch
dağıt
{f} strewn
dağıt
disband
dağıt
gave out
dağıt
dispel

Dear Brothers and Sisters, Jesus Christ is risen! Love has triumphed over hatred, life has conquered death, light has dispelled the darkness! - Sevgili kardeşlerim, Hazreti İsa yükseldi! Sevgi nefret üzerinde zafer kazandı, hayat ölümü ele geçirdi, ışık karanlığı dağıttı.

dağıt
{f} scatter

The sudden noise scattered the birds. - Ani ses kuşları dağıttı.

Sami scattered Layla's body parts around the city. - Sami, Leyla'nın ceset parçalarını şehir çevresine dağıttı.

dağıt
{f} distracted

I was distracted by those protesters outside. - Benim dışarıda bu protestocular tarafından dikkatim dağıtıldı.

While she distracted Tom, her boyfriend stole his wallet. - O, Tom'un dikkatini dağıtırken onun erkek arkadaşı onun cüzdanını çaldı.

dağıt
given out
dağıt
distract

While she distracted Tom, her boyfriend stole his wallet. - O, Tom'un dikkatini dağıtırken onun erkek arkadaşı onun cüzdanını çaldı.

Don't let Tom distract you. - Tom'un dikkatini dağıtmasına izin verme.

dağıt
give out
dağıt
{f} dissipated
dağıt
{f} dispensed

The Red Cross dispensed food and medical supplies to the victims. - Kızıl Haç kurbanlara yiyecek ve tıbbi malzemeler dağıttı.

dağıt
hand out

The rescue workers are going to hand out supplies to the victims of the earthquake. - Kurtarma ekipleri depremin kurbanlarına malzeme dağıtacak.

I didn't hand out anything. - Herhangi bir şey dağıtmadım.

dağıt
{f} scattered

Sami scattered Layla's body parts around the city. - Sami, Leyla'nın ceset parçalarını şehir çevresine dağıttı.

The sudden noise scattered the birds. - Ani ses kuşları dağıttı.

dağıt
decentralize
dağıt
giveout
dağıt
disheveled
dağıt
portionout
dağıt
dispersed

The police dispersed the crowd. - Polisler kalabalığı dağıttı.

dağıt
givenout
dağıt
clutter
dağıt
disincorporate
dağıt
dishout
dağıt
gaveout
veri yama paneli; dağıtılmış üretim programı
(Askeri) data patch panel; distributed production program
Türkisch - Türkisch

Definition von dağıtılmış im Türkisch Türkisch wörterbuch

DAĞIT
(Osmanlı Dönemi) Emin
DAĞIT
(Osmanlı Dönemi) Nâzır, bakan
DAĞIT
(Osmanlı Dönemi) Şiddet veren
DAĞIT
(Osmanlı Dönemi) Üzüm toplamada kullanılan âlet
dağıtılmış
Favoriten