Sen çabuk olmak zorundasın.
- You have to be quick.
Çabuk ol yoksa treni kaçıracaksın.
- Be quick, or you will miss the train.
Lütfen mümkün olduğunca çabuk eve gel.
- Please come home as quickly as possible.
Ona mümkün olduğunca çabuk ihtiyacım var.
- I need it as quickly as possible.
Sadako uykuya dalmadan önce hızlı bir şekilde kağıdı katlamayı denedi.
- Quickly Sadako tried to fold the paper before she fell asleep.
Ağabeyim çok hızlı bir şekilde ev ödevini bitirdi.
- My elder brother finished his homework very quickly.
O, hızla yaşlanıyordu.
- She was aging quickly.
O hızla hareket etti ve yangını söndürdü.
- He acted quickly and put out the fire.
Zaman çabucak geçiyor.
- Time passes by quickly.
Bazen çok sayıda sorun ve stres, işi bırakmanıza yol açabilir. Çabucak onunla nasıl başa çıkacağınızı öğrenmeniz gerekir.
- Sometimes, many problems and a lot of stress can lead you to quit your job. You must learn how to handle it quickly.
Tom kıvrak zekalı, değil mi?
- Tom is quick-witted, isn't he?
O kıvrak zekalı bir adam.
- He is a quick-witted man.
Endişeli ev hanımı telefonun zilini duydu ve hemen ahizeyi kaldırdı.
- The worried housewife heard the telephone ring and quickly picked up the receiver.
İtfaiyeciler yangını hemen söndürdüler.
- The firemen quickly extinguished the blaze.
Dan, Linda için hızlıca bir yemek hazırladı.
- Dan fixed a quick meal for Linda.
Çabucak hazırlanmalısın.
- You must get ready quickly.
My father is old but he still has a quick wit.
That was a quick meal.
He's a quick runner.
Is black with grief eternal for thy sake.
Come here, quick!.
She was quick with child.
You have to be very quick to be able to compete in ad-lib theatrics.
... So let's take a quick look. ...
... ERIC SCHMIDT: Got to give quick answers. ...