bağsız

listen to the pronunciation of bağsız
Türkisch - Englisch
unbound
loose
off-line
foot loose
apart
free
bağ
connection

He has no connection with this affair. - Onun bu işle ile hiçbir bağlantısı yoktur.

He got the job by virtue of his father's connections. - O, babasının bağlantıları sayesinde işi aldı.

bağ
link

The world's tropical rainforests are critical links in the ecological chain of life on the planet. - Dünyadaki tropikal yağmur ormanları, gezegende yaşamın ekolojik zincirine kritik bağlantılıdır.

It is a prevalent belief, according to a nationwide poll in the United States, that Muslims are linked with terrorism. - ABD'de ülke çapındaki bir ankete göre Müslümanların terörle bağlantılı olduğu yaygın bir inançtır.

bağ
{i} vineyard
bağ
bond

Which is longer, a single bond or a double bond? - Hangisi daha uzun? Bir tek bağ mı yoksa bir çift bağ mı?

You can't destroy the precious bond between mother and child. - Anne ve çocuk arasındaki değerli bağları yok edemezsiniz.

bağ
tie

I can't tie a very good knot. - Ben çok iyi bir fiyonk bağlayamam.

We were tied to our decision because we signed the contract. - Sözleşme imzaladığımız için kararımıza bağlıydık.

bağ
{i} relationship
bağ
{i} daughter

Your daughter is a drug addict. - Senin kızın bir uyuşturucu bağımlısı.

Mary felt guilty about yelling at her daughter. - Mary onun kızına bağırmakla ilgili kendini suçlu hissetti.

bağ
chain

The boat is attached to the anchor by a chain. - Tekne bir zincirle çapaya bağlıdır.

The prisoner is in chains. - Tutsak zincirle bağlıydı.

bağ
{i} cord

He connected the cord to the machine. - O, kordonu makineye bağladı.

A developing embryo connects to the placenta via the umbilical cord. - Gelişmekte olan bir embriyo, göbek kordonu yoluyla plasentaya bağlanır.

bağ
tie, cord; bandage; bunch, sheaf; relation, connection; bond; ligament; impediment, restraint
bağ
so
bağ
nexus
bağ
{i} knot

I can't tie a very good knot. - Ben çok iyi bir fiyonk bağlayamam.

Check all the loose knots and fasten them tight. - Tüm gevşek düğümleri kontrol edin ve onları sıkı bağlayın.

bağ
as
bağ
{i} noose
bağ
{i} lace

Tom tied his shoe laces. - Tom ayakkabı bağlarını bağladı.

Mary laced up her boots. - Mary çizmelerini bağladı.

bağ
string

Tom attached the string to the kite. - Tom ipi uçurtmaya bağladı.

Tom wrapped the package and tied it with strings. - Tom paketi sardı ve iplerle bağladı.

bağ
couple
bağ
(Bilgisayar) hyperlink
bağ
(Bilgisayar,Teknik) connector
bağ
interconnect

Tatoeba is really multilingual. All the languages are interconnected. - Tatoeba gerçekten çok dilli. Bütün diller birbirine bağlıdır.

Everything is interconnected. - Her şey birbirine bağlıdır.

bağ
(Biyoloji) isthmus
bağ
contact

Even though we were supposed to meet at 10, I've had no contact with them. I wonder if they've had an accident. - Saat onda buluşmamız gerekiyorken, onlarla bağlantı kuramadım. Onların kaza geçirip geçirmediğini merak ediyorum.

He comes into contact with all kinds of people. - Her türlü insanla bağlantı kurar.

bağ
(Askeri) ammunition clip
bağ
restraint
bağ
(İnşaat) anchorage
bağ
though

Even though we were supposed to meet at 10, I've had no contact with them. I wonder if they've had an accident. - Saat onda buluşmamız gerekiyorken, onlarla bağlantı kuramadım. Onların kaza geçirip geçirmediğini merak ediyorum.

She thought that she could become economically independent from her parents if she went to college. - Eğer üniversiteye gidebilirse ebeveynlerinden ekonomik olarak bağımsız olabileceğini düşündü.

bağ
like

I like being independent. - Bağımsız olmayı severim.

What did the experimental set-up look like? What was connected to what and how? - Deneysel kurulum neye benziyordu? Ne neye ve nasıl bağlıydı?

bağ
brace
bağ
yoke
bağ
fastener

Push buttons are a practical fastener for children's clothes. - İtmeli düğmeler, çocuk kıyafetleri için pratik bir bağlayıcıdır.

bağ
ligature

Sami used a ligature to strangle Layla. - Sami, Leyla'yı boğmak için bir bağlama ipi kullandı.

bağ
ligament

Tendons and ligaments are more fragile than you might think. - Tendonlar ve bağlar düşündüğünüzden daha kırılgandır.

He tore his ligament. - O, bağ dokusunu yırttı.

bağ
{i} copula
bağ
{i} bonding
bağ
{i} bandage
bağ
syndesmo
bağ
{i} fascia
bağ
{i} linkup
bağ
{i} binder
bağ
{i} alliance
bağ
hitch

He hitched the caravan to his car. - O, karavanı arabasına bağladı.

Tom tied his horse to the hitching post. - Tom atını bağlama direğine bağladı.

bağ
{i} vinculum
bağ
than

Thank you for the link. - Bağlantı için teşekkürler.

Seeing something in a different context than the accustomed one can be surprising. - Alışılmış olandan farklı bir bağlamda bir şey görmek şaşırtıcı olabilir.

bağ
lest
bağ
correlate
bağ
beginnings
bağ
{i} fastening
bağ
{i} header
bağ
fasten

She advised him to fasten his seat belt. - O ona emniyet kemerini bağlamasını tavsiye etti.

Fasten your seat belt. - Emniyet kemerini bağla.

bağ
whence
bağ
{i} copulation
bağ
whereas
bağ
poet. garden; orchard
bağ
connexion
bağ
neither
bağ
noose; relation
bağ
desmo
bağ
bridle
bağ
while

For a while, I was really addicted to cola and drank it every day. - Bir süredir kola bağımlısı oldum ve onu her gün içtim.

He tied his dog up to the tree while he went into the store. - O dükkana giderken köpeğini ağaca bağladı

bağ
coupling
bağ
{i} truss
bağ
whether

Your success depends upon whether you work hard or not. - Sizin başarınız, sıkı çalışıp çalışmamanıza bağlıdır.

Whether you will succeed or not depends on your efforts. - Başarılı olup olmayacağın çabalarına bağlıdır.

bağ
{f} binding

It's not legally binding. - O yasal olarak bağlayıcı değil.

This agreement is binding on all of us. - Bu anlaşma hepimizi bağlıyor.

bağ
{i} relation

Health is the greatest gift; satisfaction the greatest wealth; fidelity the greatest relation. - En büyük nimet sağlık, en büyük zenginlik kanaat, en büyük bağ da vefadır.

bağ
{i} linkage
bağ
trabecula
bağ
till
Türkisch - Türkisch
Bağı bulunmayan
(Osmanlı Dönemi) MUNTALİK
BAĞ
(Osmanlı Dönemi) Üzüm asmaları bulunan yer
BAĞ
(Osmanlı Dönemi) f. Büyük bahçe. Bostan
BAĞ
(Osmanlı Dönemi) Üzüm asması
bağ
Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası
bağ
üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu, üzüm yetiştirilen toprak parçası
bağ
üzüm bahçesi
bağ
Bağlam, deste, demet
bağ
Meyve bahçesi
bağ
Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel gibi düğümlenebilir nesne
bağ
Bir halat üzerine atılan sağlam, düzgün ve istendiğinde kolayca çözülebilen her türlü düğüm
bağ
Nota yazarken yan yana gelen aynı veya farklı değerdeki notaların birbirine bağlanarak çalınacağını belirtmek için yapılan yay biçimindeki işaret. Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası: "Üzümünü ye de bağını sorma."- Atasözü
bağ
Bağlam, deste, demet. İlgi, ilişki, rabıta: "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür."- Anayasa
bağ
Sargı
bağ
İlgi, ilişki, rabıta
bağ
Asmalık
bağ
Kemikleri birbirine bağlamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti
bağsız
Favoriten