I wish you good luck.
- Sana iyi şanslar diliyorum.
Luckily, I was able to get the tickets yesterday.
- Şansa bak ki, biletleri dün almıştım.
You'll make a fortune by taking a chance.
- Bir şans elde ederek bir kader yaratacaksın.
Her ability to amass a fortune is due to luck and hard work.
- Biriktirdiği serveti şansına ve çok çalışmasına borçlu.
This is your only chance.
- Bu senin yegâne şansın.
This is the chance of a lifetime.
- Bu bir ömür boyu şanstır.
Happiness in marriage is entirely a matter of chance.
- Evlilikte mutluluk tamamen şans işi.
I want to believe there's still a chance for us to be happy together.
- Halen birlikte mutlu olma şansımızın olduğuna inanmak istiyorum.
By good fortune, they escaped.
- Iyi şans sayesinde onlar kaçtı.
He had the good fortune to find a good wife.
- Onun iyi bir karı bulmak için iyi şansı vardı.
This is our only shot.
- Bu bizim tek şansımız.
Tom didn't think he had a chance to succeed, but he at least wanted to give it a shot.
- Tom başarmak için bir şansı olduğunu düşünmüyordu fakat o hiç olmazsa bir fırsat vermek istedi.
Tom can't catch a break.
- Tom bir şans yakalayamaz.
Do you believe that you will get seven years of bad luck if you break a mirror?
- Bir ayna kırarsan yedi yıl kötü şansa uğrayacağına inanıyor musun?
You're lucky Tom didn't hit you.
- Tom sana çarpmadığı için şanslısın.
I happened along when the car hit the boy.
- Araba çocuğa çarptığında şans eseri karşılaştım.
Tom wished Mary good luck.
- Tom Mary'ye iyi şans diledi.
The people exulted over their good luck.
- İnsanlar iyi şanslarıyla övündüler.
I am giving you a star.
- Sana bir şans veriyorum.
I thank my lucky stars that I'm still alive.
- Hala hayatta olduğum için şansıma şükrediyorum.
Tom deserves another opportunity.
- Tom başka bir şansı hak ediyor.
Sami went to Canada, looking for opportunity.
- Sami şans aramak için Kanada'ya gitti.
The people exulted over their good luck.
- İnsanlar iyi şanslarıyla övündüler.
I wish you good luck.
- Sana iyi şanslar diliyorum.