Luckily, I was able to get the tickets yesterday.
- Şansa bak ki, biletleri dün almıştım.
I wish you good luck.
- Sana iyi şanslar diliyorum.
By good fortune, they escaped.
- Iyi şans sayesinde onlar kaçtı.
Her ability to amass a fortune is due to luck and hard work.
- Biriktirdiği serveti şansına ve çok çalışmasına borçlu.
Any chance you know where I put my keys?
- Anahtarlarımı nereye koyduğumu bilmen için şans var mı?
This is your only chance.
- Bu senin yegâne şansın.
You're very lucky you know! A such thing happen only once in a lifetime.
- Bilirsin çok şanslısın! Böyle bir şey bir ömür boyu sadece bir kez olur.
I am happy about your good luck.
- Ben senin iyi şansın hakkında mutluyum.
She had the good fortune to get into the school she wanted to.
- Şanslıydı ki istediği okula girdi.
By good fortune, they escaped.
- Iyi şans sayesinde onlar kaçtı.
Please give me one more shot.
- Lütfen bana bir şans daha verin.
This is our only shot.
- Bu bizim tek şansımız.
Tom can't catch a break.
- Tom bir şans yakalayamaz.
This is the big break I've been waiting for.
- Bu beklediğim büyük şans.
I should've hit Tom while I had the chance.
- Şansım varken Tom'u vurmalıydım.
You're lucky Tom didn't hit you.
- Tom sana çarpmadığı için şanslısın.
The people exulted over their good luck.
- İnsanlar iyi şanslarıyla övündüler.
Tom wished Mary good luck.
- Tom Mary'ye iyi şans diledi.
There is no one who is born under an unlucky star, there are only people who cannot read the sky.
- Şanssız bir yıldızın altında doğmuş olan kimse yoktur, sadece gökyüzünü okuyamayan insanlar vardır.
I am giving you a star.
- Sana bir şans veriyorum.
Sami went to Canada, looking for opportunity.
- Sami şans aramak için Kanada'ya gitti.
One day, all children in Malaysia will have the opportunity to attain an excellent education.
- Bir gün, Malezya'nın tüm çocukları mükemmel bir eğitime ulaşma şansına sahip olacak.
I wish you good luck.
- Sana iyi şanslar diliyorum.
Goodbye and good luck.
- Güle güle ve iyi şanslar.