öfkeli

listen to the pronunciation of öfkeli
Türkisch - Englisch
angry

The angry mob overturned cars and smashed storefront windows. - Öfkeli kalabalık, arabaları devirdi ve mağazaların önündeki camları kırdı.

The angry mob attacked the building. - Öfkeli kalabalık binaya saldırdı.

waxy
spunky
red hot
ill-conditioned
heated
enraged
with his hackles up
inflamed
white-hot
in a pet
ireful
purple in the face
hot-blooded
pissed off [sl.]
incensed

She was somehow incensed against me. - Her nedense bana karşı öfkeliydi.

vehement
furious

Colorless green ideas sleep furiously. - Renksiz yeşil fikirler öfkeli bir şekilde uyur.

Colorless green ideas sleep furiously. - Renksiz yeşil fikirler öfkeli uyur.

dyspeptic
furious, angry, mad, irate
rabid
indignant

She was indignant when I said she was lying. - Yalan söylediğini söylediğimde o öfkeliydi.

Mike wore an indignant look. - Mike öfkeli bir görüntü takındı.

bristly
snotty
sore

You're not still sore, are you? - Hâlâ öfkeli değilsin, değil mi?

rampant
wrathful
frantic
vitriol
frenzied
irritated

Tom looked irritated. - Tom öfkeli görünüyordu.

surly
hot blooded
huffy
{i} glowering
savage
snappish
pissed off
exasperated
irate
splenetic
hot headed
hotheaded
raging

He's raging because his wish hasn't been granted. - Onun isteği yerine getirilmediği için o öfkeli.

redhot
{s} wrought up
white hot
{s} wroth
rampageous
exasperate
whitehot
shorttempered
spunk
bristle
{s} wrathy
ill conditioned
öfke
anger

We were shocked by the intensity of our mother's anger. - Annemizin öfkesinin şiddetiyle şok olduk.

Her voice was quivering with anger. - Onun sesi öfkeden titriyordu.

öfke
rage

Tom cried tears of rage. - Tom öfke gözyaşlarıyla ağladı.

The child is helpless in his rage. - Çocuk öfkesinde çaresizdir.

öfkeli bakmak
glower
öfkeli olmak
be in a wax
öfkeli olmak
be in a paddy
öfkeli sözler
hot words
öfkeli öfkeli
angrily
öfke
{i} fury

The storm remitted its fury. - Fırtına onun öfkesini azalttı.

Music gives sound to fury, shape to joy. - Müzik öfkeye ses, eğlenceye şekil verir.

öfke
indignation
öfke
{i} exasperation
öfke
temper

Cathy has a hot temper. - Cathy'nin öfkesi var.

He couldn't hold his temper any longer. - O artık öfkesini tutamadı.

öfke
pet
öfke
{i} ire
öfke
storm

The storm remitted its fury. - Fırtına onun öfkesini azalttı.

Tom stormed into his office and slammed the door. - Tom ofisine öfkeyle girdi ve kapıyı çaptı.

öfke
dander
öfke
{i} huff
öfke
irritation
öfke
vehemence
öfke
furiousness
öfke
berserker rage
öfke
{i} steam
öfke
{i} Passion
öfke
{i} displeasure

A frown may express anger or displeasure. - Kaş çatma öfke ya da hoşnutsuzluk ifade edebilir.

öfke
{i} spunk
öfke
huffiness
öfke
{i} frenzy
öfke
paddy
öfke
{i} dudgeon
öfke
wax
öfke
choler
öfke
flare up
öfke
fume
öfke
heat
öfke
bate
öfke
sound and fury
öfke
flare
öfke
anger, rage, fury
öfke
wrath
öfke
paddywhack
öfke
pash
öfke
exasperate

Sami was exasperated by Layla's behavior. - Sami, Leyla'nın davranışlarından öfkelendi.

öfke
(Tekstil) distaff
Türkisch - Türkisch
Öfkelenmiş, kızgın, hiddetli, gazup
Öfkelenmiş, kızgın, hiddetli, gazup: "Meydan okuyan öfkeli bekleyiş karşısında sustum."- H. E. Adıvar
gazup
furioso
öfke
Engelleme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi, kızgınlık, hışım, hiddet, gazap
öfke
Engelleme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi, kızgınlık, hışım, hiddet, gazap: "Eve gelinceye kadar hiç öfkesi kalmadı."- Ö. Seyfettin
öfkeli
Favoriten