berbatlık

listen to the pronunciation of berbatlık
Türkçe - İngilizce
terribleness
rottenness; ropiness
awfulness
ropiness
nastiness
{i} atrocity
lousy
{i} rottenness
berbat
{s} awful

That singer has an awful voice. - O şarkıcının berbat bir sesi var.

I smell something awful. - Berbat bir şeyin kokusunu alıyorum.

berbat
{s} horrible

Their performance that year was horrible. - Bu yılki performansları çok berbattı.

I've made a horrible mistake. - Berbat bir hata yaptım.

berbat
terrible

I feel terrible today. - Ben bugün berbat hissediyorum.

I feel terrible, but I've just broken your ashtray. - Kendimi berbat hissediyorum, ama ben sadece kül tablanı kırdım.

berbat
miserable

Tom is sitting on a park bench, looking miserable. - Tom parktaki bankta oturuyor, berbat görünüyor.

What happened to you? You look miserable. - Sana ne oldu? Berbat görünüyorsun.

berbat
appalling
berbat
deuced
berbat
{s} stinking
berbat
egregious
berbat
badly

He badly exaggerated his ability to achieve a breakthrough. - O bir atılımı gerçekleştirmek için yeteneğini berbat bir şekilde abarttı.

Mary has been badly let down. - Mary berbat bir şekilde hayal kırıklığına uğratıldı.

berbat
wretch
berbat
{s} disgusting
berbat
dread

This morning the weather is dreadful. - Bu sabah hava berbat.

berbat
abysmal

Tom speaks excellent Russian, but his German is abysmal. - Tom mükemmel Rus konuşur ama onun Almancası berbattır.

berbat
bad

You had better not go out in this bad weather. - Bu berbat havada dışarı çıkmasan iyi olur.

I'm suffering from a bad headache. - Berbat bir baş ağrısı çekiyorum.

berbat
sorry

I'm sorry for my terrible French. I'm still a beginner. - Berbat Fransızcam için özür dilerim. Ben hala başlangıç düzeyindeyim.

berbat
{s} crappy

Stop listening to this crappy music. - Bu berbat müziği dinlemeyi kes.

It was a crappy time in my life. - Hayatımdaki berbat bir dönemdi.

berbat
{s} abominable
berbat
wretched
berbat
unsightly
berbat
hideous

Tom had a hideous hangover. - Tom'un berbat bir baş ağrısı vardı.

berbat
{s} atrocious
berbat
sticky
berbat
lousy

That was a lousy trick. - O berbat bir hileydi.

The food at this restaurant is not good, the prices expensive, and the service lousy. In short, don't go to this restaurant. - Bu restorandaki yemek iyi değil, ücretler pahalı ve servis berbat. Kısaca bu restorana gitme.

berbat
(deyim) take the biscuit
berbat
icky

It's rainy and icky here in Boston. - Burada Boston'da hava yağmurlu ve berbat.

berbat
dreadfull
berbat
nasty

I have a nasty feeling something awful is going to happen. - Berbat bir şey olacağına dair içimde kötü bir his var.

berbat
shocking
berbat
(deyim) take the cake
berbat
dire
berbat
indifferent
berbat
(Argo) it sucks
berbat
diabolical
berbat
{s} destroyed
berbat
dashed
berbat
beastly
berbat
poisonous
berbat
tough
berbat
up the creek
berbat
dreadful

This morning the weather is dreadful. - Bu sabah hava berbat.

berbat
frightful
berbat
horrid
berbat
grotty
berbat
shabby
berbat
execrable
berbat
foul
berbat
hellish
berbat
putrid
berbat
vile

The odor in that room was vile. - O odadaki koku berbattı.

berbat
flub
berbat
be the pits
berbat
fuck the up
berbat
{s} chronic
berbat
soiled, filthy; very bad, dreadful, disgusting
berbat
ghastly

He could not by any means tolerate the ghastly smell of rotting onion. - O, hiçbir şekilde berbat çürüyen soğan kokusuna tahammül edemedi.

berbat
{s} infamous
berbat
{s} villainous
berbat
{s} ungodly
berbat
{s} spoilt
berbat
{s} devilish
berbat
spoiled, injured, ruined
berbat
helluva
berbat
terrible, awful, dreadful,horrible, horrid, appalling, beastly, lousy, grotty, rotten, abominable, abysmal, atrocious, putrid, diabolical, chronic, execrable, dire
berbat
{s} vicious

We are entering a vicious circle. - Berbat bir döngüye giriyoruz.

berbat
rotten

Tom had a rotten summer. - Tom berbat bir yaz geçirdi.

berbat
{s} violent
berbat
{s} sickening
berbat
bum

I was totally bummed. - Ben bütünüyle berbattım.

berbat
{s} unsavoury
berbat
{s} unsavory
berbat
{s} accursed
berbat
{s} infernal
berbat
{i} hell
berbat
crappy [sl.]
berbat
{s} flagitious
berbat
unholy
berbat
hell of
berbat
fierce
berbat
{s} accurst
berbat
{s} ropy
berbat
{s} screwed

Tom screwed up big-time. - Tom büyük işi berbat etti.

That could've screwed everything up. - O her şeyi berbat edebilirdi.

berbat
fucked up
Türkçe - Türkçe

berbatlık teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

berbat
Kötü: "Eskisinden daha berbat, iyileşmek ne gezer."- M. A. Ersoy
berbat
Bozuk
berbat
Darmadağın, bakımsız, perişan, viran
berbat
Çirkin, beğenilmeyen
berbat
Darmadağın, bakımsız, perişan, viran: "Berbat bir han odası."- Y. Z. Ortaç
berbat
Bozuk: "Yol berbat, toz toprak üstümüze savruluyor."- S. M. Alus. Çirkin, beğenilmeyen: "Sanatta politika ne kadar berbatsa, politikada sanat da o kadar iğrenç olur."- B. Felek
berbat
(Osmanlı Dönemi) harab, kötü, bozuk
berbat
Kötü
berbatlık