ayrı ayrı

listen to the pronunciation of ayrı ayrı
Türkçe - İngilizce
separately

Could you wrap them up separately? - Onları ayrı ayrı sarar mısınız?

Tom and Mary arrived separately. - Tom ve Mary ayrı ayrı geldi.

severally
Separately, one by one, severally, respectively, asunder
separately, singly, one by one
one by one
1. separate, distinct. 2. individual, separate. 3. one by one, separately
asunder
respectively
(Hukuk) respective
synthesis
singly
several
loose
in separately
separately for
seperately
individually
ayrı
apart

I like to take things apart to see what makes them tick. - Nasıl çalıştığını anlamak için ayrı şeyler almayı isterim.

I can't tell Tom and his younger brother apart. - Tom ve genç erkek kardeşinin ayrı olduğunu söyleyemem.

ayrı
separate

This is important enough for separate treatment. - Bu ayrı bir tedavi için yeterince önemli.

Writing two separate words when it should be written as one is a big problem in Norway. - Tek yazılması gereken iki kelimeyi, iki ayrı kelime olarak yazmak Norveç'te büyük bir problemdir.

ayrı yaşamak
separate
her biri ayrı olarak
respectively
ayrı
distinct

That's a distinct possibility. - Bu ayrı bir olasılık.

I can make a distinction between good and bad. - İyi ve kötü arasında ayrım yapabilirim.

ayrı cinsten
heterogeneous
ayrı
aside

Don't put aside such an important detail. - Böyle önemli bir ayrıntıyı kenara koymayın.

Don't put aside such an important detail. - Bu kadar önemli bir ayrıntıyı kenara koyma.

ayrı
separate, apart; different, dissimilar, distinct
ayrı
divergent
ayrı tutmak
sequester
birbirinden ayrı olarak
astride
tedricen ayrı düşmek
drift apart
ayrı düşmek
far apart
ayrı olmak
seperated
ayrı suç işleme kastı
separate criminal intent
ayrı tutulma
be kept separate
ana bir, baba ayrı
born of the same mother but of different fathers
annesi bir babası ayrı kardeş
uterine brother
annesi bir babası ayrı kardeş
uterine sister
annesi bir babası ayrı olan
uterine
ayrı
dissimilar
ayrı
discrete
ayrı
segregate

The buses in Montgomery were segregated. - Otobüsler Montgomery'de ayrıldı.

The buses in Montgomery were segregated. - Montgomery'de otobüslerin içinde ırk ayrımcılığı vardı.

ayrı
isolated

No nation can exist completely isolated from others. - Hiçbir ulus diğerlerinden tamamen ayrılmış olamaz.

ayrı
different, distinct
ayrı
separate, apart
ayrı
another

She won't leave the room, because she doesn't want to catch another cold. - O, başka bir soğuk algınlığına yakalanmak istemediğinden dolayı odadan ayrılmayacak.

The buses left one after another. - Otobüsler peş peşe ayrıldılar.

ayrı
unconnected
ayrı
especial
ayrı
aloof; detachedly
ayrı
discontinuous
ayrı
distanced
ayrı
hetero
ayrı
divided

The exam was divided into two parts. - Sınav iki bölüme ayrıldı.

African elephants are divided into two different species: savannah and forest elephants. - Afrika filleri savana ve orman filleri olmak üzere iki farklı türe ayrılır.

ayrı
exceptional
ayrı baskı
offprint
ayrı baş çekmek
to go one's own way
ayrı bir yere
apart
ayrı bir önem
a particular importance
ayrı bir önem vermek
place a particular importance
ayrı bölge
(Dilbilim) isolated area
ayrı durma
isolation
ayrı durmak
stand apart
ayrı durmak
stand aloof
ayrı düşmek
draw apart
ayrı düşmek
to be separated from each other
ayrı girişi olan
walk in
ayrı kalmak
stand apart
ayrı kalmak
stand aloof
ayrı kalmış
out on a limb
ayrı koymak
set off
ayrı olarak
apart

I think we should spend some time apart from each other. - Birbirimizden ayrı olarak biraz zaman geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Sami spent more and more time apart from his wife. - Sami karısından ayrı olarak, gittikçe daha fazla zaman geçirdi.

ayrı olarak
individually
ayrı olarak
separately

Could you wrap this separately, please? - Bunu ayrı olarak sarar mısınız, lütfen?

Seat cushions are sold separately. - Koltuk minderi ayrı olarak satılır.

ayrı olarak düşünmek
dissociate
ayrı olma
separation
ayrı olmak
hive off
ayrı paketleyin lütfen
Wrap them separately please
ayrı seçi olmak
to withdraw one's property, cease to share things
ayrı seçi yapmak
to differentiate
ayrı seçi yapmak
to be discriminatory
ayrı telden çalmak
talk at cross purposes
ayrı tutma
(Hukuk) exemption
ayrı tutma
sequestration
ayrı tutmak
to segregate, to make a distinction
ayrı tutmak
isolate
ayrı tutmak
to make a distinction (between), discriminate (between)
ayrı tutmak
make a distinction
ayrı tutmak
set apart
ayrı tutmak
take aside
ayrı tutmak
individualize
ayrı tutmak
segregate
ayrı tutmak
insulate
ayrı tutmak
set off
ayrı tutmak
discriminate
ayrı yaşamak
to separate
ayrı yıkayın
Wash separately
ayrı ödüyoruz
We are paying separately
bilinenden ayrı bambaşka bir hayat sürmek
lead a double life
binadan ayrı tuvalet
outhouse
birbirinden ayrı
asunder
din kurumlarından ayrı olma
secularity
eyaletlerin ayrı yönetildiği sistem
communalism
iki ayrı ve bağımsız ilkenin kabullenilmesi
dualism
karısından ayrı erkek
grass widower
kocasından ayrı yaşayan kadın
grass widow
otelde oda ve yemekleri ayrı ayrı ödeme sistemi
European plan
topluma ters düşerek ayrı duran kimse
dropout
üreme organları ayrı canlılara ait
dioecious
ayrı ayrı