ayakçı

listen to the pronunciation of ayakçı
Türkçe - İngilizce
errand boy

I'm not your errand boy. - Ben senin ayakçın değilim.

worker hired for a certain period or a particular job
boy sent out to take care of small jobs
boy employed to go on errands
errand-boy, footservant
runner
errand-boy
ayak
foot

If you put your mind into your foot, it becomes the foot. - Eğer zihninizi ayağınıza koyarsanız, o, ayak olur.

Football originally meant a game played with a ball on foot - unlike a game played on horseback, such as polo. - Polo gibi at sırtında oynanılan bir oyunun aksine futbol aslında ayakla oynanılan bir top oyunu demekti.

ayak
feet

The conclusion reached by a study is People who think their feet are smelly, have smelly feet; people who think they aren't, don't. - Bir çalışma ile ulaşılan sonuç ayaklarının pis koktuğunu düşünen insanların kötü kokan ayakları vardır; ayaklarının kötü kokmadığını düşünen insanların yoktur.

When I got out of prison, Tom helped me get back on my feet. - Hapishaneden çıktığımda, Tom tekrar ayaklarımın üstünde durmama yardımcı oldu.

ayak
plates
ayak
step

I don't want to step on Tom's toes. - Tom'un ayak parmaklarına basmak istemiyorum.

Tom did step on a lot of toes. - Tom birçok ayak parmağına bastı.

ayak
pod
ayak
pier

Tom sat on the pier with his feet in the water. - Tom ayakları suda iskelede oturdu.

Tom sat on the pier, dangling his feet in the water. - Tom ayaklarını suya sarkıtarak iskelede oturdu.

ayak
standard
ayak
(Jeoloji) face
ayak
rung
ayak
(Astronomi) rigel
ayak
pillar
ayak
mount

I heard that they discovered the footprints of an abominable snowman in the Himalayan mountains. - İğrenç bir kardan adamın ayak izlerini Himalaya dağlarında keşfettiklerini duydum.

I heard that footprints of an abominable snowman were found in the Himalayan mountains. - İğrenç bir kardan adamın ayak izlerinin Himalaya dağlarında bulunduğunu duydum.

ayak
counterfort
ayak
pous
ayak
stand

I could scarcely stand on my feet. - Ayaklarımın üzerinde güçlükle durabiliyordum.

The train was so crowded that I had to keep standing all the way. - Tren o kadar kalabalıktı ki ben bütün yol boyunca ayakta durmak zorunda kaldım.

ayak
act
ayak
stillage
ayak
pes
ayak
histrionics
ayak
foot of
ayak
foot steps
ayak
tootsie
ayak
easel
ayak
footsie; stand
ayak
step (in stairs)
ayak
treadle (of a sewing machine)
ayak
rocker
ayak
bearing
ayak
body part located at the end of the leg; hoof; footsy
ayak
buttress; plates
ayak
foot; leg; step, rung; tributary; gait, pace; rhyme; act, put-off , histrionics
ayak
shaft (of a loom)
ayak
stanchion
ayak
footer
ayak
leg

My hands and legs are swollen. - Benim ellerim ve ayaklarım şişti.

He did all the legwork. - O, tüm ayak işlerini yaptı.

ayak
tootsy
ayak
outlet (of a lake)
ayak
folk poetry rhyme; rhyme word
ayak
foot (measure)
ayak
base, pedestal, footing
ayak
{i} hoof

The shoe fell off the horse's hoof. - Ayakkabı atın toynağına düştü.

ayak
intersection between two lines or between a line and a plane
ayak
footpound
ayak
tod
ayak
snatch
ayak
{i} buttress
ayak
arch
ayak
gait, pace
Türkçe - Türkçe
Gezici satıcı, çerçi
Otobüs terminallerinde yolcuyu kendi şirketinden bilet almaya yönlendiren kimse
Ayak işlerinde kullanılan kimse
Bir iş süresince tutulan hizmetçi: "Bütün ayakçılar, başta parkın kiracısı, kaymakam beyin masasına pervane."- T. Buğra
Bir iş süresince tutulan hizmetçi
Ayak işlerinde çalıştırılan kimse
ayak
Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü
Ayak
gam
Ayak
(Hukuk) PA
Ayak
bukanak
Ayak
kadem
ayak
Yarım arşın veya 30,5 cm uzunluğundaki ölçü birimi, kadem
ayak
30,4 cm değerinde İngiliz uzunluk ölçüsü birimi, fut
ayak
Halk edebiyatında uyak
ayak
Birtakım şeylerin yerden yüksekte durmasını sağlayan destek
ayak
Türk halk müziğinde makama verilen ad
ayak
Halk edebiyatında kafiye: "Mânicilerin kafa yormadan buldukları ayaklar Cenab'ı şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükler."- S. Birsel
ayak
Buzdolabı için kullanılan ölçü birimi
ayak
Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi
ayak
Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizelere verilen ad
ayak
Büyük bir ırmağa karışan ikinci derecedeki akarsuların her biri
ayak
Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste
ayak
Kömürün maden ocaklarından kazılıp çıkarıldığı yer
ayak
Paye, taş ya da tuğladan örülmüş taşıyıcı mimari öğe
ayak
En büyük kımız bardağı
ayak
Aşağı düzeyde, sıradan, bayağı
ayak
Büyük bir ırmağa karışan ikinci derecdeki akarsulardan her biri
ayak
Vücudun belden aşağı bölümü
ayak
Halk şiirinde kafiye
ayak
Halk edebiyatında uyağa verilen ad
ayak
Bacak
ayak
Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta
ayak
Göl ayağı
ayak
Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri
ayak
Basamak
ayak
İngiliz ölçüsü futun küpü alınarak hesaplanan değer
ayak
Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri
ayak
Hile, dümen anlamında argo sözcük
ayak
Yarım arşın veya 30,5 cm uzunluğundaki ölçü birimi, kadem. 30,4 cm değerinde İngiliz uzunluk ölçüsü birimi, fut. İngiliz ölçüsü futun küpü alınarak hesaplanan değer
ayakçı