ateşten

listen to the pronunciation of ateşten
Türkçe - İngilizce
igneous
fiery
ateş
fever

You have a little fever today, don't you? - Senin bugün biraz ateşin var, değil mi?

They took him to the hospital for his fever. - Ateşi için onu hastaneye götürdüler.

Ateş
(isim) Fire

Animals are afraid of fire. - Hayvanlar ateşten korkar.

Where there's smoke there's fire. - Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

ateşten gömlek
ordeal
ateşten gömlek
(deyim) bed of nails
ateşten gömlek
(deyim) A fiery trial
ateşten geçirme
singe
ateşten geçirmek
singe
ateşten korkma
pyrophobia
ateşten oluşan
pyrogenous
ateş
fire; fever, temperature; ardour, zeal, fervour; gunfire, discharge; light
ateş
{i} temperature

I seem to have a temperature. - Ateşim var gibi görünüyorum.

A nurse took my temperature. - Bir hemşire ateşimi ölçtü.

ateş
element

According to the Chinese, the five elements are metal, earth, fire, water and wood. - Çinlilere göre beş element, metal, toprak, ateş, su ve odundur.

Our body was formed out of four elements: earth, fire, water, and air. - Bizim bedenimiz dört elementten oluşur: toprak, ateş, su ve hava.

ateş
fervor
ateş
shooting

The soldier disdained shooting an unarmed enemy. - Asker silahsız bir düşmana ateş etmeyi reddetti.

A group of militia saw him and began shooting. - Bir grup milis onu gördü ve ateş açmaya başladı.

ateş
light

The difference between the right word and almost the right word is the difference between lightning and the lightning bug. - Doğru kelime ve doğruya yakın kelime arasındaki fark şimşek ve ateş böceği arasındaki farktır.

Give me a light for my cigarette. - Sigaram için bana bir ateş ver.

ateş
shoot

The man suddenly started shooting his gun. - Adam aniden silahını ateşlemeye başladı.

Tom didn't have the guts to shoot Mary. - Tom'un Mary'ye ateş edecek cesareti yoktu.

ateş
gunfire

They were exposed to the enemy's gunfire. - Düşmanın ateşine maruz bırakıldılar.

The street fight was interrupted with a hail of gunfire. - Sokak kavgası, silah ateşi yağmuru ile kesildi.

ateş
glow

You could see the glow of the fire for miles. - Ateşin parıltısını millerce görebildiniz.

A bright fire was glowing in the old-fashioned Waterloo stove. - Eski moda Waterloo sobasında parlak bir ateş parlıyordu.

ateş
fervency
ateş
flame

The car turned over and burst into flames. - Araba devrildi ve ateş aldı.

The bread was scorched from being cooked on the open flame of the camp fire. - Ekmek kamp ateşinin açık alevi üzerinde pişirilmekten yakılmıştı.

ateş
ardour
ateş
blaze
Ateş
(Tıp) ignis
Ateş
(Diş Hekimliği) pyrexia fever
ateş
danger; catastrophe
ateş
blaze; heat
ateş
a light (for a cigarette)
ateş
gunfire; artillery fire
ateş
pyro
ateş
zeal, ardor, fervor, vehemence
ateş
fever, temperature
ateş
vivacity, exuberance
ateş
temperature; mettle
ateş
flush

Do you have a fever? You look flushed. - Ateşin var mı? Kızarmış görünüyorsun.

ateş
{i} discharge
ateş
{i} mettle
ateş
{i} heat

Tom had a heated argument with Mary. - Tom'un Mary ile ateşli bir tartışması vardı.

Tom and Mary were in the middle of a heated argument when John walked into the room. - John odaya girdiğinde Tom ve Marry ateşli bir tartışmanın ortasındaydı.

ateş
pyrexia
ateş
ardor
ateş
(Askeriye) Fire!
Türkçe - Türkçe

ateşten teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

ateşten gömlek
Acı, üzüntü veren, dayanılmaz, sıkıntılı durum
ATEŞ
(Osmanlı Dönemi) Harb, savaş.Ateş unsuru, kâinatın bütün kısımlarını istilâ etmiş pek büyük bir unsurdur. Bir damar gibi kâinatın yaratılışından başlayarak her tarafa dalbudak salıp gelen şu şecere-i nâriyeye nazar-ı hikmetle dikkat edilirse, bu şecerenin başında, yani sonunda büyük bir meyvenin bulunduğu anlaşılır. Evet, toprağın iç
ATEŞ
(Osmanlı Dönemi) f. Odun vs. gibi maddelerin yanmasından hasıl olan hâl. Od, nâr
ATEŞ
(Osmanlı Dönemi) Hastalık
ATEŞ
(Osmanlı Dönemi) Hiddet, gazab, şiddet
ATEŞ
(Osmanlı Dönemi) Gözyaşı
ATEŞ
(Osmanlı Dönemi) Kızgınlık, hararet
ATEŞ
(Osmanlı Dönemi) Yangın
ATEŞ
(Osmanlı Dönemi) Hayvanın çevik, hareketli ve oynak olması
Ateş
(Hukuk) NAR
Ateş
sam
Ateş
zer
Ateş
kor
Ateş
cız
Ateş
hov
Ateş
od
ateş
Patlayıcı silahların atılması
ateş
(Osmanlı Dönemi) nâr
ateş
Yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık, od, nâr
ateş
Vücut ısısı
ateş
Seneler geçtikçe daha alevleniyor
ateş
Kırmızı, alev renginde olan
ateş
Büyük üzüntü, acı
ateş
Isıtma veya pişirme için kullanılan yer veya araç
ateş
Evlat acısı bu ..."- H. R. Gürpınar
ateş
Tehlike, felaket
ateş
Öfke, hırs, hınç
ateş
Coşkunluk: "Nejat Efendinin çalışında Peregrini'nin ihtirası, ateşi yoktu."- H. E. Adıvar
ateş
Vücut ısısı: "Ateşi kırktan aşağıya düşmezdi."- S. F. Abasıyanık
ateş
Tutuşmuş olan cisim
ateş
Büyük üzüntü, acı: "İçimin ateşi hiç küllenmedi
ateş
Coşkunluk
ateş
Yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık, od
ateş
Kırmızı, alev renginde olan. Öfke, hırs, hınç: "Fırlayıp ayağa kalkmış, bir duvara yaslanarak ateş fışkıran gözlerle onu seyre başlamıştı."- T. Buğra
ateşten