ateşiyle

listen to the pronunciation of ateşiyle
Türkçe - İngilizce
in blaze
ateş
fever

They took him to the hospital for his fever. - Ateşi için onu hastaneye götürdüler.

The child's body felt feverish. - Çocuğun vücudu ateşlendi.

Ateş
(isim) Fire

Animals are afraid of fire. - Hayvanlar ateşten korkar.

Where there's smoke there's fire. - Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

ateş
fire; fever, temperature; ardour, zeal, fervour; gunfire, discharge; light
ateş
{i} temperature

I took my temperature every six hours. - Her altı saatte ateşimi ölçtüm.

I think she is sick. She has a temperature. - Sanırım o hasta. Onun ateşi var.

ateş
element

Aristotle believed that everything on Earth was made from four elements: earth, air, fire and water. - Aristoteles dünyadaki her şeyin dört elementten yapılmış olduğuna inanıyordu: toprak, hava, ateş ve su.

According to the Chinese, the five elements are metal, earth, fire, water and wood. - Çinlilere göre beş element, metal, toprak, ateş, su ve odundur.

ateş
light

Give me a light for my cigarette. - Sigaram için bana bir ateş ver.

Tom ran out of matches so he couldn't light the fire. - Tom tüm kibriti tüketti bu yüzden ateşi yakamadı.

ateş
shooting

The soldier disdained shooting an unarmed enemy. - Asker silahsız bir düşmana ateş etmeyi reddetti.

This is the police. Would you mind coming down to the station? W-why? You can't think it's not a crime to go shooting guns off in the middle of town?! - Ben polis. Karakola kadar gelir misiniz? N-neden? Kasabanın ortasında tabancayla ateş etmeye gitmenin bir suç olmadığını düşünemiyor musun?!

ateş
shoot

Tom didn't have the guts to shoot Mary. - Tom'un Mary'ye ateş edecek cesareti yoktu.

The man suddenly started shooting his gun. - Adam aniden silahını ateşlemeye başladı.

ateş
fervor
ateş
ardour
ateş
flame

A small spark often ignites a big flame. - Küçük bir kıvılcım sık sık büyük bir alevi ateşler.

The bread was scorched from being cooked on the open flame of the camp fire. - Ekmek kamp ateşinin açık alevi üzerinde pişirilmekten yakılmıştı.

ateş
blaze
ateş
gunfire

The street fight was interrupted with a hail of gunfire. - Sokak kavgası, silah ateşi yağmuru ile kesildi.

The police came as soon as they heard the gunfire. - Polis silah ateşini duyar duymaz geldi.

ateş
fervency
ateş
glow

You could see the glow of the fire for miles. - Ateşin parıltısını millerce görebildiniz.

A bright fire was glowing in the old-fashioned Waterloo stove. - Eski moda Waterloo sobasında parlak bir ateş parlıyordu.

Ateş
(Diş Hekimliği) pyrexia fever
Ateş
(Tıp) ignis
ateş
danger; catastrophe
ateş
zeal, ardor, fervor, vehemence
ateş
blaze; heat
ateş
a light (for a cigarette)
ateş
gunfire; artillery fire
ateş
{i} mettle
ateş
pyro
ateş
fever, temperature
ateş
{i} heat

Tom and Mary were in the middle of a heated argument when John walked into the room. - John odaya girdiğinde Tom ve Marry ateşli bir tartışmanın ortasındaydı.

Tom had a heated argument with Mary. - Tom'un Mary ile ateşli bir tartışması vardı.

ateş
pyrexia
ateş
temperature; mettle
ateş
{i} discharge
ateş
flush

Do you have a fever? You look flushed. - Ateşin var mı? Kızarmış görünüyorsun.

ateş
ardor
ateş
vivacity, exuberance
ateş
(Askeriye) Fire!
Türkçe - Türkçe

ateşiyle teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

ATEŞ
(Osmanlı Dönemi) Gözyaşı
ATEŞ
(Osmanlı Dönemi) Hayvanın çevik, hareketli ve oynak olması
ATEŞ
(Osmanlı Dönemi) Yangın
ATEŞ
(Osmanlı Dönemi) Hastalık
ATEŞ
(Osmanlı Dönemi) Hiddet, gazab, şiddet
ATEŞ
(Osmanlı Dönemi) Kızgınlık, hararet
ATEŞ
(Osmanlı Dönemi) Harb, savaş.Ateş unsuru, kâinatın bütün kısımlarını istilâ etmiş pek büyük bir unsurdur. Bir damar gibi kâinatın yaratılışından başlayarak her tarafa dalbudak salıp gelen şu şecere-i nâriyeye nazar-ı hikmetle dikkat edilirse, bu şecerenin başında, yani sonunda büyük bir meyvenin bulunduğu anlaşılır. Evet, toprağın iç
ATEŞ
(Osmanlı Dönemi) f. Odun vs. gibi maddelerin yanmasından hasıl olan hâl. Od, nâr
Ateş
(Hukuk) NAR
Ateş
hov
Ateş
(Osmanlı Dönemi) SAM
Ateş
cız
Ateş
kor
Ateş
zer
Ateş
od
ateş
(Osmanlı Dönemi) nâr
ateş
Yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık, od, nâr
ateş
Vücut ısısı
ateş
Kırmızı, alev renginde olan. Öfke, hırs, hınç: "Fırlayıp ayağa kalkmış, bir duvara yaslanarak ateş fışkıran gözlerle onu seyre başlamıştı."- T. Buğra
ateş
Seneler geçtikçe daha alevleniyor
ateş
Büyük üzüntü, acı
ateş
Isıtma veya pişirme için kullanılan yer veya araç
ateş
Evlat acısı bu ..."- H. R. Gürpınar
ateş
Öfke, hırs, hınç
ateş
Coşkunluk: "Nejat Efendinin çalışında Peregrini'nin ihtirası, ateşi yoktu."- H. E. Adıvar
ateş
Vücut ısısı: "Ateşi kırktan aşağıya düşmezdi."- S. F. Abasıyanık
ateş
Coşkunluk
ateş
Kırmızı, alev renginde olan
ateş
Patlayıcı silahların atılması
ateş
Yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık, od
ateş
Büyük üzüntü, acı: "İçimin ateşi hiç küllenmedi
ateş
Tutuşmuş olan cisim
ateş
Tehlike, felaket
ateşiyle