ölümsüz

listen to the pronunciation of ölümsüz
Türkçe - İngilizce
immortal

Millions long for immortality who do not know what to do with themselves on a rainy Sunday afternoon. - Pazar öğleden sonra yağmurlu bir günde kendileriyle ilgili ne yapacaklarını bilmeyen milyonlarca insan ölümsüzlük için can atıyorlar.

Do you really want to be immortal? - Gerçekten ölümsüz olmak istiyor musun?

imperishable
immortal, everlasting, eternal; deathless, unforgettable
deathless
everlasting
endless
undying

Tom bought an eternity ring for Mary, as a token of his undying love for her. - Tom ona duyduğu ölümsüz aşkın bir simgesi olarak Mary'ye bir sonsuzluk yüzüğü satın aldı.

eternal

Change alone is eternal, perpetual, immortal. - Tek başına değişim, sürekli, sonsuz ve ölümsüzdür.

perpetual

Change alone is eternal, perpetual, immortal. - Tek başına değişim, sürekli, sonsuz ve ölümsüzdür.

eterne
timeless
ölüm
death

You shouldn't sleep with a coal stove on because it releases a very toxic gas called carbon monoxide. Sleeping with a coal stove running may result in death. - Kömür sobasıyla uyumamalısınız. Çünkü karbonmonoksit olarak adlandırılan çok zehirli bir gaz içerir. Kömür sobasıyla uyumak ölümle sonuçlanabilir.

A lot of human deaths are caused by smoking cigarettes. - İnsan ölümlerinin çoğuna, sigara dumanı neden olmuştur.

ölümsüz varlık
immortal
ölüm
decease
ölüm
passing away
ölüm
died

He died an unnatural death. - O doğal olmayan bir ölümle öldü.

She still hated him, even after he died. - O ondan hala nefret ediyordu, ölümünden sonra bile.

ölüm
{i} killing

This is a killing machine. - Bu bir ölüm makinesi.

ölüm
dying

Get busy living or get busy dying. - Ya hayata tutun ya da ölüme teslim ol.

Dying's nothing. Start instead by living - not only is it harder, but it's longer as well. - Ölüm hiçbir şeydir. Onun yerine yaşayarak başla - sadece daha zor değil fakat aynı zamanda daha uzundur.

ölüm
demise
ölüm
capital

I will abolish capital punishment. - Ölüm cezasını kaldıracağım.

Many countries have abolished capital punishment. - Birçok ülke ölüm cezasını kaldırdı.

ölüm
{i} tomb
ölüm
kiss-off
ölüm
(deyim) dying breath
ölüm
(deyim) last breath
ölüm
mortem
ölüm
(Denizbilim,Gıda) mortality

Despite medical advances, ectopic pregnancy remains a significant cause of maternal mortality worldwide. - Tıbbi gelişmelere karşın dış gebelik, dünya çapındaki anne ölümlerinin önemli bir nedeni olmaya devam etmektedir.

ölüm
longed-for rest
Ölüm
exitus
ölüm
quietus
ölüm
fatality

Life has a 100% fatality rate. - Hayat %100 ölüm oranına sahiptir.

ölüm
murder

In Texas, murder is a crime punishable by death. - Teksas'ta cinayet ölüm cezasını gerektiren bir suçtur.

Murder is punishable by death. - Cinayet ölümle cezalandırılabilir.

ölüm
human death
ölüm
doom
ölüm
{i} end

The story ends with his death. - Hikaye onun ölümü ile sona erer.

The novel ends with the heroine's death. - Roman bir kahramanın ölümü ile sona erer.

ölüm
{i} last

When only death remains, the last resort is to beg for food. - Sadece ölüm kaldığında, son çare yiyecek için yalvarmaktır.

Tom had a near death experience last summer. - Tom geçen yaz yakın bir ölüm deneyimi yaşadı.

ölüm
death for
ölüm
death of
ölüm
{i} sleep

Death is often compared to sleep. - Ölüm genellikle uykuyla karşılaştırılır.

People sometimes compare death to sleep. - İnsanlar bazen ölümle uykuyu karşılaştırır.

ölüm
{i} ending
cennetteki ölümsüz çiçek
asphodel
Ölüm
(Tıp) obitus
Ölüm
(Tıp) thanato
Ölüm
(Tıp) mors
ölüm
death, end, decease, demise; murder
ölüm
{i} dissolution
ölüm
the reaper
ölüm
way of death, manner of dying
ölüm
{s} mortuary
ölüm
{i} kiss off
ölüm
latter end
ölüm
parting
ölüm
mort

Tom was mortally injured. - Tom ölümcül şekilde yaralandı.

The people on this earth are all mortals. - Bu dünyadaki insanların hepsi ölümlüdür.

ölüm
{i} rest

Death penalty has been restored in this country. - Ölüm cezası bu ülkeye geri getirildi.

ölüm
fate

Death is everyone's fate. - Ölüm herkesin kaderidir.

Everybody was waiting the same fate - death. - Herkes aynı kaderi bekliyordu - ölüm.

ölüm
the great divide
ölüm
exit
ölüm
passing
ölüm
obituary

Tom Jackson's obituary said that he was born in Boston. - Tom Jackson'un ölüm ilanı Onun Boston'da doğduğunu söylüyordu.

ölüm
necro

Necromancers can resurrect the dead. - Ölümçelenler ölüyü diriltebilir.

ölüm
deadly

Can you recite the names of the seven deadly sins according to the Christian religion? - Hristiyan dinine göre yedi ölümcül günahın isimlerini ezberden okuyabilir misin?

The tip of the spear was dipped in a deadly poison. - Mızrağın ucu, ölümcül bir zehire batırıldı.

ölüm
longed for rest
ölüm
departure
ölüm
{s} mortal

Tom was mortally injured. - Tom ölümcül şekilde yaralandı.

We know that all men are mortal. - Tüm insanların ölümlü olduğunu biliyoruz.

ölüm
the grim reaper
ölüm
curtain
ölüm
latter
ölüm
bitter end
Türkçe - Türkçe
Hiçbir zaman ölmeyecek olan, ebedî, layemut: "Nerede o süngü takmış birliğinin önünde ölümsüz gibi saldıran genç subay?"- A. İlhan
Hiç unutulmayacak, daima anılacak olan, ebedî
Hiçbir zaman ölmeyecek olan, ebedî, lâyemut
Hiç unutulmayacak olan kimse
(Osmanlı Dönemi) lâyemut
Ölüm
(Osmanlı Dönemi) ŞİAR
Ölüm
emrihak
Ölüm
ebedi uyku
Ölüm
(Osmanlı Dönemi) LİZAM
Ölüm
vefat
Ölüm
(Osmanlı Dönemi) KAZIYE
Ölüm
(Hukuk) MEVT
Ölüm
(Osmanlı Dönemi) NEYT
Ölüm
(Osmanlı Dönemi) GUL
Ölüm
memat
ölüm
irtihal
ölüm
Ölme biçimi
ölüm
Çok büyük sıkıntı, üzüntü
ölüm
Bir insan, bir hayvan veya bitkide hayatın tam ve kesin olarak sona ermesi, mevt, irtihal, vefat
ölüm
Bir insan, bir hayvan veya bitkide hayatın tam ve kesin olarak sona ermesi, mevt, irtihal, vefat: "Çenesinde babamın ölüm günü gördüğüm asabi buruşmalar var."- Y. Z. Ortaç. Ölme biçimi. İdam cezası
ölüm
İdam cezası
ölüm
Sona erme, yok olma, ortadan kalkma. Çok büyük sıkıntı, üzüntü: "Sürgün benim için ölüm gibi bir şey olmuştu."- R. N. Güntekin. Ölmesi istenen canlı için kullanılan bir söz
ölüm
Sona erme, yok olma, ortadan kalkma
ölüm
Ölmesi istenen kimse veya şey için kullanılır
ölümsüz