Saatimi kaybettim, bu yüzden bir tane almak zorundayım.
- I lost my watch, so I have to buy one.
Şimdi üç yıldır İngilizce eğitimi almaktayız.
- We have been studying English for three years now.
İçeri girmeme izin vermek zorundasın.
- You have to let me in.
Gitmene izin vermek zorundayım.
- I have to let you go.
Yarına kadar görevi gözden geçirmek zorundayım.
- I have to go through the task by tomorrow.
Tom ile birkaç dakika yalnız geçirmek istiyorum.
- I'd like to have a few minutes alone with Tom.
Biz biraz şarap içmek istiyoruz.
- We'd like to have some wine.
Bir yerde içki içmek için dışarı çıkmak ister misiniz?
- Would you like to go out to have a drink somewhere?
Balinaların kendi diline sahip olduklarına inanılmaktadır.
- It is believed that whales have their own language.
Yüksek yerlerde arkadaşlara sahip olmak güzel olmalı.
- It must be nice to have friends in high places.
Bu akşam yemekte benimle olmak ister misin?
- Would you like to have dinner with me tonight?
Eğer yurt dışına gidiyorsanız, bir pasaporta sahip olmak gereklidir.
- If you are going abroad, it's necessary to have a passport.
Ben ne zaman hile yaptım?
- When have I ever cheated?
Ben hile yapma niyetim yok. Konu ne?
- I have no intention of cheating. What's the point?
Tom'un işini yapması için birini kabul etmek zorunda kalacağız.
- We will have to take on someone to do Tom's work.
Böyle uygunsuz bir öneriyi kabul etmek zorunda değildin.
- You didn't have to accept such an unfair proposal.
Adil payına katkıda bulunmak zorundasın.
- You have to contribute your fair share.
Siyasal etkinlikte bulunmak için zamanım yok.
- I have no time to engage in political activity.