the-whole

listen to the pronunciation of the-whole
İngilizce - Türkçe

the-whole teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

all
{i} hepsi

Onların hepsi lezzetliydi! - All of it was delicious!

Hepsi bununla tamamlandı. - All is completed with this.

all
{i} her şey

Yapmanız gereken her şey bu evrakı imzalamaktır. - All you have to do is sign this paper.

Aşkta ve savaşta her şey adildir. - All's fair in love and war.

the whole
tamam

Devriye arabaları alanının tamamını kapsamaktadır. - The patrol cars cover the whole of the area.

Tom bütün gece tamamen uyanık kaldı. - Tom remained wide awake the whole night.

all
bütün

Para bütün kötülüğün köküdür. - Money is the root of all evil.

Bahçedeki bütün çiçekler sarı. - All the flowers in the garden are yellow.

all
her iki taraf
all
tamamen

Tom tamamen bitkindi. - Tom was all worn out.

Haber tamamen Rusya'nın çöküşü hakkında idi. - The news was all about the collapse of the Soviet Union.

all
her biri

Her biri için bir dizüstü bilgisayar yerine bütün konularım için üç halkalı klasör kullanırım. - I use a three-ring binder for all my subjects instead of a notebook for each one.

Ben dünyadaki tüm kuşların efendisiyim ve sadece düdüğüme üflemek zorundayım ve her biri bana gelecektir. - I am master of all the birds in the world, and have only to blow my whistle and every one will come to me.

all
all fours dört ayak
all
all his life butun ömrünce
all
{s} özbeöz

O özbeöz Amerikalı bir adamla evlenmek istedi. - She wanted to marry an all-American man.

all
{s} her

Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır. - Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout.

Bill her zaman dürüsttür. - Bill is honest all the time.

all
tümü, tümünü
all
{s} tüm

Ben uyandığımda, diğer tüm yolcular inmişti. - When I woke up, all other passengers had gotten off.

Diğer tüm diller Uygurca'dan daha kolaydır. - All the other languages are easier than Uighur.

all
alayı
all
tümü

Sıcak suyun tümünü kullanma. - Don't use all the hot water.

Futbol takımımız kasabadaki diğer takımların tümünü yendi. - Our soccer team beat all the other teams in the town.

all
büsbütün

Tom büsbütün o kadar kötü olamaz. - Tom can't be all that bad.

all
all night bütün gece
all
diğe

Ben senin yaşındayken, Virgil ve diğerlerinin hepsini ezbere bilirdim. - When I was your age, I knew Virgil and all the others by heart.

Diğer tüm diller Uygurca'dan daha kolaydır. - All the other languages are easier than Uighur.

all
{s} bütün, tüm; hepsi: All roses have thorns. Bütün güller dikenlidir. He worked all day. Bütün gün çalıştı
the whole
bütün

Bütün öğleden sonrayı arkadaşlarla sohbet ederek geçirdim. - I spent the whole afternoon chatting with friends.

Karam, bütün okuldaki en iyi öğrencidir. - Karam is the best student in the whole school.

İngilizce - İngilizce
{n} universal
{n} all

I was in Boston almost all summer. - I was in Boston for almost the whole summer.

He ate all of the apple. - He ate the whole apple.

the-whole

    Videolar

    ... a whole second wave that ended up actually being, ...
    ... we didn’t have censuses that covered the whole world at that time.  So it’s a retrospective ...