taşmak

listen to the pronunciation of taşmak
Türkçe - İngilizce
overflow
brim over
spill over
overbrim
get over
pour forth
swell
slop over
flooding
boil over
(for something) to project or extend over the edge of or edges of (something)
swim
well over
to lose one's patience; to blow one's stack; to give vent to one's excitement
pour out
gush
run over
to overflow, run over; (for a river) to overflow its banks; (for a crowd) to spill over (into) (a place)
to overflow, to flood; to boil over, to run over; to lose one's patience
flow
bubbling over
effuse
spill
fill up
bubble
flood
slop
cascade
bubble over
exuberate
beetle
taş
stone

Could an almighty god create a stone that he would not be able to subsequently lift? - Yüce Allah sonradan kaldıramayacağı bir taş yaratabildi mi?

The house had a stone wall around it. - Evin etrafında taş bir duvar vardı.

taşma
overflowing

He tumbles down all the poor people's chimneys, and fills up the stockings to overflowing. - O bütün fakir insanların bacalarını düşürür ve çorapları taşmasına doldurur.

taşma
overflow

He tumbles down all the poor people's chimneys, and fills up the stockings to overflowing. - O bütün fakir insanların bacalarını düşürür ve çorapları taşmasına doldurur.

taş
rock

The rocks on this beach remind me of those summer days when Laura and I played in the sand until nightfall. - Bu sahildeki taşlar bana Laura ve benim gece karanlığına kadar kumda oynadığımız o yaz günlerini hatırlatıyor.

Tom knows better than to throw rocks at the other children. - Tom'un diğer çocuklara taş atmayacak kadar aklı var.

dolup taşmak
swarm
taş
{i} dig

The prisoner of war bore himself with great dignity. - Savaş tutuklusu kendini büyük bir onurla taşıdı.

dolup taşmak
to swarm with sb/sth
taş
stone, gem (in a piece of jewelry)
taş
playing piece, counter (used in a board game such as chess or checkers)
taş
{i} flint

The landscape was cold and sharp as flint. - Peyzaj çakmak taşı kadar soğuk ve keskin.

taş
(a) stone; (a) rock
taş
precious stone

Tom stole a precious stone and pawned it. - Tom değerli bir taş çaldı ve onu rehin bıraktı.

Tom analyzed the precious stone at his lab. - Tom Laboratuarda kıymetli taş analizi yaptı.

taş
piece

Hang on a minute. There's quite a few black chess pieces over there. - Biraz bekleyin. Orada fazlasıyla siyah satranç taşı var.

taş
(Askeri) rubble stone
taş
slang money, dough, rocks
taş
turbulence
taş
quip
taşma
overlap
taşma
brim
taşma
spill
taşma
(Bilgisayar) overrun
taşma
overspill
taşma
owerflow
taşma
(Sinema) ghost image
taşma
outflow
taşma
spillover
taş
scale
taş
{f} bubbling over
taş
brim over
taş
bubble over
taş
{f} flooded

The rivers were flooded by the heavy rain. - Irmaklar yoğun yağış yüzünden taştı.

Since Tom's Tavern has started offering a delivery service too, it has been flooded with phone calls. - Tom'un tavernası da bir teslimat hizmeti sunmaya başladığından beri taverna telefon görüşmeleriyle dolup taşıyor.

taş
{f} brim
taş
{f} flooding

The periodic flooding of the Nile is very important to Egypt. - Nil'in periyodik taşkınları Mısır için çok önemlidir.

taş
{f} well over
taş
masonry
taş
(Askeri) rubble
taş
concretion
taş
{f} overflowing

He wasn't exactly overflowing with enthusiasm. - O tam olarak coşku nedeniyle taşan biri değildi.

Modern society is overflowing with all sorts of information. - Modern toplum her türlü bilgi ile dolup taşıyor.

taş
{f} overflow

The stadium was overflowing with people. - Stadyum, insanlarla taşıyordu.

Modern society is overflowing with all sorts of information. - Modern toplum her türlü bilgi ile dolup taşıyor.

taş
{f} flood

Every spring the river floods here. - Her İlkbaharda nehir burada taşar.

Since Tom's Tavern has started offering a delivery service too, it has been flooded with phone calls. - Tom'un tavernası da bir teslimat hizmeti sunmaya başladığından beri taverna telefon görüşmeleriyle dolup taşıyor.

taşma
{i} brimming
taşma
{i} flooding
taşma
{i} well over
taşma
effusion
taşma
{i} bubbling over
Taş
(Tıp) lapis
dolup taşmak
seethe
dolup taşmak
overflow
dışına taşmak
overflow
sabrı taşmak
(one's patience) to be exhausted
sabrı taşmak
loose one's patience
sabırı taşmak/tükenmek
for one's patience to come to an end
taş
stone, rock, made of stone or rock
taş
brick
taş
jibe
taş
lapidary
taş
stone; rock; precious stone; piece, man; allusion, innuendo, dig (at sb); calculus, stone
taş
gibe; allusion
taş
small stones and pebbles; jeer
taş
dig, barbed allusion
taş
gem; gravel
taş
innuendo
taş
med. stone, calculus (e.g. kidney stone, gallstone)
taş
fixed but vacant (stare)
taş
(dama) piece
taş
{i} gibe
taş
{i} allusion
taş
{i} jeer
taş
{i} hit

Tom threw a rock at the bottle, hit it and broke it. - Tom şişeye taş attı, onu vurdu ve onu kırdı.

A typhoon hit Tokyo on Wednesday with strong winds and heavy rains stopping public transportation. - Bir tayfun kuvvetli rüzgarlarla ve toplu taşıma araçlarını durduran şiddetli yağmurlarla çarşamba günü Tokyo'yu vurdu.

taş
pavement
taş
brimming
taş
tile
taş
{i} gem

Rubies are one of most beautiful gems in the world. - Yakutlar dünyanın en güzel değerli taşlarından biridir.

At last, the gem was in his hands. - Sonunda, değerli taş onun ellerindeydi.

taş
stony
taşma
{i} gush
taşma
{i} ebullition
taşma
{i} surge
taşma
(Nükleer Bilimler) overrange
taşma
{i} outburst
taşma
overflow, effusion
taşma
outpouring
taşma
(İnşaat) protrusion
taşma
outpour
Türkçe - Türkçe
Yatağından çıkarak çevresini kaplamak
Bir yere veya şeye sığmamak: "Kasketinden taşmış siyah saçları yakına gelince çok kırçıllaştı."- S. F. Abasıyanık. Öfke, sabırsızlık veya heyecan yüzünden kendini tutamamak: "Acaba bizim taşıp köpürmelerimizi pek çocukça mı bulmuştu?"- Y. K. Karaosmanoğlu. İnsan, nesne vb
Bulunduğu yüzeyden geniş gelerek kenarları aşmak
çokça bulunmak, sayısı artmak
İnsan, nesne vb. çokça bulunmak, sayısı artmak
Akarsu yatağından çıkarak çevresini kaplamak
Öfke, sabırsızlık veya heyecan yüzünden kendini tutamamak
Sıvı maddeler, içinde bulundukları kaba sığmayacak kadar çoğalma ve kabarma yüzünden kenarları aşmak: "Hayvanın ağzından taşan beyaz köpüklere biraz da kan karıştı."- H. Taner
Sıvı maddeler, içinde bulundukları kaba sığmayacak kadar çoğalma ve kabarma yüzünden kenarları aşmak
Taş
(Osmanlı Dönemi) SİLAM
Taş
(Hukuk) SENG
Taş
(Osmanlı Dönemi) VAKA'
taş
Tavla pulu
taş
Kimyasal veya fiziksel durumu değişiklikler gösteren, rengini içindeki maden, tuz ve oksitlerden alan sert ve katı madde
taş
Birine dokunsun diye söylenen söz
taş
Dama, domino gibi oyunlarda kullanılan metal, kemik, plastik veya tahta parçalardan her biri
taş
Yapı işlerinde kullanılmak için bu maddeden hazırlanmış malzeme: "Tophane yukarılarında taştan bir binada oturuyordu."- S. F. Abasıyanık
taş
Taştan yapılmış, taştan oluşmuş
taş
Yapı işlerinde kullanılmak için bu maddeden hazırlanmış malzeme
taş
Bazı yerlerde ve işlerde kullanılmak için bu maddeden özel olarak hazırlanmış malzeme: "Ertesi günü kaldırıp Karacaahmet'e gömdüler, bir taş diken olmadı."- M. Ş. Esendal
taş
Mücevherlerde kullanılan yüksek değerli taş
taş
Bazı kütlelerden kopan veya koparılan parça. Üstü kapalı bir biçimde söylenen iğneleyici söz, tariz
taş
Mücevherlerde kullanılan yüksek değerli cevher
taş
Bazı organların içinde, özellikle idrar kesesi vb.nde oluşan, türlü biçim ve hacimdeki katı madde
taş
Alaylı halk şiiri
taş
Bazı kütlelerden kopan veya koparılan parça
taş
Üstü kapalı bir biçimde söylenen iğneleyici söz, tariz
taş
Bazı yerlerde ve işlerde kullanılmak için bu maddeden özel olarak hazırlanmış malzeme
taşma
Akarsu yatağından çıkarak çevresini kaplama
taşma
Yatağından çıkarak çevresini kaplama
taşma
Taşmak işi
taşmak