sallamak

listen to the pronunciation of sallamak
Türkçe - İngilizce
shake
swing
brandish
vibrate
dangle
to swing, to sway, to dangle; to rock; to shake, to wave, to wag, to brandish, to waggle; to wobble; to leave in suspense; to make up
jog
to wave or wag (something) (from side to side)
fling
jounce
wobble
flutter
make up
whisk
leave in suspense
to brandish (a sword)
wave

Mary and Tom came to wave us good-bye at the train station. - Mary ve Tom tren istasyonunda bize el sallamak için geldiler.

flap
wag
agitate
to nod (one's head)
rock

I don't plan on rocking the boat. - Tekneyi sallamak istemiyorum.

waggle
switch
roll
flirt
to put off, postpone
flourish
(baş) nod
joggle
slang to hit (someone), give (someone) a punch or a sock (with one's fist)
jolt
to rock; to swing; to cause (a building) to sway or shake
jiggle
(kafa) bob
sway
toss
bob
el sallamak
wave

Mary and Tom came to wave us good-bye at the train station. - Mary ve Tom tren istasyonunda bize el sallamak için geldiler.

sallamak (baş)
nod
sallamak (mendil, el, tabanca)
wave
sallamak (tenis raketi vb)
swing
sağa sola sallamak
swing smth. about
salla
shook

The buildings shook in the earthquake. - Depremde binalar sallandı.

The musician shook his head and pushed his little piano away. - Müzisyen kafasını salladı ve küçük piyanosunu itti.

sallama
{i} swing
salla
{f} shake

In an earthquake, the ground can shake up and down, or back and forth. - Bir depremde, yer yukarı ve aşağı ya da geriye ve ileriye sallanabilir.

I felt the house shake. - Ben evin sallandığını hissettim.

el sallamak
wave one's hand
kuyruk sallamak
(Argo) glad eye
kuyruk sallamak
(Argo) sheep's-eyes
kuyruk sallamak
(Argo) give a come hit-her look
kuyruk sallamak
(Argo) get-the-eye
kuyruk sallamak
cringe
kuyruk sallamak
toady to
kuyruk sallamak
wag the tail
kuyruk sallamak
play up to
kuyruk sallamak
flatter
kuyruk sallamak
(Argo) pash-eye
kuyruk sallamak
(Argo) googly-eyes
kuyruk sallamak
(Argo) mash-eye
kuyruk sallamak
(Argo) goo-goo eye
kuyruk sallamak
(Argo) goo-goo eyes
salla
forget about it
sallama
wag
sallama
wave of
sallama
rock

I don't plan on rocking the boat. - Tekneyi sallamak istemiyorum.

salla
{f} rocked

I rocked the baby on my knee. - Bebeği dizimde salladım.

Tom rocked back and forth in his chair. - Tom sandalyesinde ileri geri sallandı.

salla
{f} shaken
salla
{f} waggle

Tom waggled his finger at Mary. - Tom Mary'ye parmağını salladı.

salla
brandish

She shouted and threatened a policeman by brandishing a knife. - O, polise bağırdı ve bir bıçak sallayarak tehdit etti.

Tom brandished a shotgun on Mary. - Tom, Mary'nin üzerine bir av tüfeği salladı.

salla
{f} rock

Tom sat in his rocking chair, reading a novel. - Tom bir roman okurken sallanan sandalyesinde oturdu.

From what I've heard, their marriage is on the rocks. - Duyduğuma göre onların evliliği sallantıda.

salla
{f} shaking

Tom Skeleton was shaking and trembling in every limb. - Tom Skeleton'un her organı sallanıyordu ve titriyordu.

Don't you feel the house shaking? - Evin sallanışını hissetmiyor musun?

salla
{f} wag

The dog followed its master, wagging its tail. - Köpek kuyruğunu sallayarak, sahibini izledi.

Cookie wagged his tail and barked. - Cookie kuyruğunu salladı ve havladı.

sallama
{i} jog
sallama
toss
sallama
sweep
kuyruk sallamak
come-up-and-see-me-sometime-look
kuyruğunu sallamak
googly-eyes
kuyruğunu sallamak
come-up-and-see-me-sometime-look
kuyruğunu sallamak
get-the-eye
kuyruğunu sallamak
pash-eye
kuyruğunu sallamak
mash-eye
kuyruğunu sallamak
sheep's-eyes
Ahfeş'in keçisi gibi baş sallamak
to nod in agreement without understanding what is said
baş sallamak
to nod
başını sallamak
shake one's head
başını sallamak
move one's head from side to side
başını sallamak
to shake one's head
direksiyon sallamak
slang to be at the wheel
elini sallamak
wave one's hand
hafif ve çabuk sallamak
jiggle
havaya pala/kılıç sallamak
to waste one's energy
kafa sallamak
to rubber-stamp everything, be a yes-man
kafa sallamak
(olumlu) nod
kafa sallamak
(olumsuz) shake one's head
kavuk sallamak
to chime in obsequiously with (someone); always to say yes to (someone), toady to
kollarını sallamak
swing one's arms
kollarını sallamak
wave one's arms
kumpas sallamak
slang 1. to be absentminded. 2. to consider something unimportant
kuyruk sallamak
1. to wag its tail. 2. (Konuşma Dili) to fawn over someone, play up to someone
kuyruk sallamak
fawn
kuyruk sallamak
(at vb.) whisk
kuyruk sallamak
a) to wag the tail b) to play up to, to cringe
kuyyruk sallamak
frisk
külah sallamak
to truckle to, toady to
külah sallamak
to flatter, to toady
mendil sallamak
to wave one's handkerchief (in greeting or in farewell)
pala çalmak/sallamak
to try hard, make an all-out effort, struggle hard
parmağını sallamak
(kızmak) shake one's finger
salla
dandle
salla
wigwag
salla
jounce
sallama
agitation
sallama
waving

Everybody started waving his flag. - Herkes bayrağını sallamaya başladı.

sallama
shake

Tom drank a protein shake. - Tom bir protein sallaması içti.

sallama
wagging
sallama
brandish
sallama
swinging
sallama
{i} flourish
sallama
rocking

I don't plan on rocking the boat. - Tekneyi sallamak istemiyorum.

sallama
joggle
sallama
shaking
Türkçe - Türkçe
Vurmak, tokat atmak
Sarsmak
Düzenli bir biçimde ve hep aynı doğrultuda hareket ettirmek: "Sen yine anahtarını çıkar, salla, eğlendir."- H. E. Adıvar
Uydurmak, kafadan atmak
Bir işi sürekli olarak başka bir zamana ertelemek, savsaklamak
Bir işi sürekli olarak başka bir zamana ertelemek, savsaklamak: "Ev sahibinin gözünü boyarım, kalan borcu bir müddet daha sallarım diyordu."- S. M. Alus
Düzenli bir biçimde ve hep aynı doğrultuda hareket ettirmek
Beklenmedik bir başarı kazanmak
Zor durumda bırakmak
Vurmak, tokat atmak: "Sokaktan geçen bir adam, bunları ayırdı, ikisine birer tokat salladı..."- M. Ş. Esendal
SALLA
(Osmanlı Dönemi) (Salli) Duâ olsun, şânı yücelsin meâlinde söylenir
sallama
Mersin ve çevreside kaşık çakarak oynanan halay türü halk oyunu
sallama
Sallamak işi
sallamak