sözde

listen to the pronunciation of sözde
Türkçe - İngilizce
(Hukuk) so-called

I hate so-called 30 days language courses. - Sözde 30 günlük dil kurslarından nefret ediyorum.

So-called winter time is expected to enhance the college reform. - Sözde kış döneminin üniversite reformunu geliştirmesi bekleniyor.

quasi
nominal
would-be
alleged

Tom was Mary's alleged accomplice. - Tom Mary'nin sözde suç ortağıydı.

allegedly
as if

People from the so-called first world look at us Latinos as if we hadn't invented the wheel yet. - Sözde birinci dünyadan insanlar biz Latinlere tekerleği henüz icat etmemiş gibi bakıyor.

as though
nominally
professedly
supposed

I can't believe that someone who's supposed to be my friend would say things like that about me. - Sözde benim arkadaşım olacak birinin, benim hakkımda böyle şeyler söyleyebileceğine inanamıyorum.

Tom is supposedly cleaning his bedroom. - Tom sözde yatak odasını temizliyor.

ostensible
soi disant
self styled
professed
reputed
supposedly; ostensible, would-be, so-called
of a sort
of sorts
purported
socalled
if
so to say
fictive
assumed
pseudo

Creationism is a pseudo-science. - Yaratılışçılık, bir sözde-bilimdir.

What's the difference between science and pseudo-science? - Bilim ve sözde bilim arasındaki fark nedir?

seeming
so called
dummy
self-styled
pseudorange
soidisant
the so called
so to speak
reputedly
wouldbe
supposedly

They supposedly have reached a deal. - Onlar sözde bir anlaşmaya vardılar.

Mary was supposedly on business in Boston, but Tom claimed to have seen her in New York last night. - Mary sözde iş için Boston'daydı ama Tom onu dün gece New York'ta gördüğünü iddia etti.

{i} would be
söz
statement

I'm going to ascertain the truth of his statement. - Onun sözünün aslını araştıracağım.

I could not believe his statement. - Ben onun sözüne inanamadım.

söz
promise

He promised to meet him at the coffee shop. - Onunla kahve dükkanında buluşmaya söz verdi.

Your stomach won't be full from promises. - Miden sözlerden dolu olmayacaktır.

söz
word

A lot of English words are derived from Latin. - Birçok İngilizce sözcük, Latince'den türemiştir.

The dictionary contains about half a million words. - Sözlük, yaklaşık yarım milyon kelime içeriyor.

sözde ermeni soykırımı
(Politika Siyaset) So-called Armenian genocide
sözde aday
(Hukuk) candidate in name
sözde akıllı
sapient
sözde bağlılık
lip service
sözde bağlılık göstermek
pay lip service to
sözde gürültü
(Askeri) pseudonoise
sözde kalmak
not to be carried out, not to be realized
sözde mahcup
demure
sözde rasgele gürültü
(Askeri) pseudorandom noise
sözde rasgele ikili dizi
(Askeri) pseudorandom binary sequence
sözde sentetik video
(Askeri) pseudosynthetic video
söz
expression

I'll look up the expression in the dictionary. - Ben ifadeye sözlükte bakacağım.

söz
{s} wordy
söz
upon my word
söz
{i} plight
söz
iron
söz
gossip
söz
dixit
söz
fluent
söz
(Dilbilim) parole
söz
commitment

I'm sorry, I already have another commitment. - Üzgünüm, benim zaten başka bir sözüm var.

Unfortunately, I have a commitment. - Ne yazık ki bir sözüm var.

söz
rumour
söz
asseverate
söz
{i} say

Gentlemen, allow me to say a few words in greeting. - Baylar, karşılamada birkaç söz söylemem için bana izin verin.

Tom doesn't have a say in that matter. - Tom'un o konuda bir sözü yok.

söz
asseveration
söz
{i} term

The short term contract employees were dismissed without notice. - Kısa vadeli sözleşmeli personel haber vermeden işten çıkarıldı.

The union and the company have come to terms on a new contract. - Sendika ve şirket yeni bir sözleşme üzerinde anlaşma sağladılar.

söz
pledge

The pledge to stop smoking cigarettes ranks among the top ten New Year's resolutions year after year. - Sigarayı bırakma sözü her yıl ilk on Yeni Yıl kararı arasında yer alıyor.

She pledged herself never to do it again. - Bunu bir daha asla yapmayacağına dair kendi kendine söz verdi.

söz
remark

My remarks were not aimed at you. - Sözlerim size yönelik değildi.

She seems to have taken my remark as an insult. - Benim sözümü hakaret olarak almış gibi görünüyor.

söz
foregoing
söz
undertaking
söz
assurance
söz
saying

Tom left without saying a word. - Tom bir söz söylemeden ayrıldı.

As the saying goes: Speech is silver, silence is gold. - Atasözünde dendiği gibi; söz gümüşse, sükut altındır.

söz
wording
söz
spoken of
söz
vocable
söz
mentions

Mary becomes angry when Tom mentions her weight. - Mary, Tom onun ağırlığından söz ettiği zaman sinirlenir.

Nobody mentions my country. - Hiç kimse ülkemden söz etmiyor.

söz
{i} sentence

Let's find sentences with new vocabulary on this topic, add them to the following list: _____; and translate them. - Haydi bu konuda yeni sözcük haznesiyle cümleler bulun, yandaki _____ listesine onları ekleyin; ve çevirin.

But that's not the whole picture. Tatoeba is not just an open, collaborative, multilingual dictionary of sentences. It's part of an ecosystem that we want to build. - Ama bütün resim bu değil. Tatoeba sadece açık, işbirlikçi, çok dilli cümleler sözlüğü değildir. O, yapmak istediğimiz bir ekosistemin parçasıdır.

söz
talk

She cut in when we were talking. - Biz konuşurken sözümüzü kesti.

It is not polite to interrupt someone while he is talking. - Konuşurken birinin sözünü kesmek kibarlık değildir.

söz
voice
söz
committal
söz
word, remark; speech, talk; saying; rumour, gossip; promise, assurance, commitment; engagement
söz
rumor

The media got wind of a rumor about his engagement and came quickly. - Medyanın onun sözleşmesi ile ilgili bir söylenti rüzgarı vardı ve hızlı geldi.

söz
faith

You must be faithful to your word. - Sözüne sadık olmalısın.

söz
remark, utterance; expression; statement; word
söz
engagement

The media got wind of a rumor about his engagement and came quickly. - Medyanın onun sözleşmesi ile ilgili bir söylenti rüzgarı vardı ve hızlı geldi.

I have a previous engagement. - Bir önceki sözleşmem var.

söz
{i} verbalism
söz
{i} spiel
söz
{f} contracting
söz
discourse
Türkçe - Türkçe
Soru anlamı taşımayan cümlelerde anlatılan düşüncenin gerçekte var olmayıp öyle sanıldığını gösterir, sözüm ona, sanki, güya: "Yazı yazmakta o kadar tembelim ki sözde hislerimi, hatıralarımı günü gününe yazacaktım."- Ö. Seyfettin
Gerçekte öyle olmayıp öyle geçinen veya bilinen
Soru anlamı taşımayan cümlelerde anlatılan düşüncenin gerçekte var olmayıp öyle sanıldığını gösterir, sözüm ona, sanki, güya
sözde özne
Edilgen fiilin özne görevini yüklenmiş nesnesi: Kapı açıldı cümlesindeki kapı sözde öznedir
Söz
(Hukuk) KAVİL
Söz
(Osmanlı Dönemi) LEFZ
Söz
(Osmanlı Dönemi) SERVA
Söz
(Hukuk) KELAM
Söz
bahis
söz
Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi, lakırtı, kelam, kavil: "Söz var, iş bitirir; söz var, baş yitirir."- Atasözü
söz
Kesinlik kazanmayan haber, söylenti
söz
Bir konuyu yazılı veya sözlü olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi: "Yer yer birçok türküde rastladığımız beylik sözler de vardı içinde."- B. R. Eyuboğlu
söz
Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi, lakırtı, kelâm, kavil
söz
Müzik parçalarının yazılı metni, güfte
söz
Bir veya birkaç heceden oluşan ve anlamı olan ses birliği, kelime, sözcük
söz
Bir işi yapacağını kesin olarak vadetme
söz
(Osmanlı Dönemi) kâl
söz
Bir konuyu yazılı olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi
sözde