Biz her zaman zıt yönlere gittik.
- We always went in opposite directions.
Onlar zıt yönlere gittiler.
- They went in opposite directions.
Tersini demek istedim.
- I meant the opposite.
Yanlışlıkla ters yöne giden bir trene bindim.
- By mistake I boarded a train going in the opposite direction.
Aksi yöne gitmen gerekir.
- You should go in the opposite direction.
Zengin olmak, yoksul olmanın karşıtıdır.
- Becoming rich is the opposite of becoming poor.
İkiz olmalarına karşın onların karşıt kişilikleri vardı.
- Although they were twins, they were of opposite personalities.
Bizim evin karşısındaki evde yaşarlar.
- They live in the house opposite to ours.
Parkın karşısında güzel bir nehir var.
- Opposite the park there is a beautiful river.
Benim görüşüm karşı yönde.
- My opinion is the opposite.
Sami karşı yönden geliyordu.
- Sami was coming in the opposite direction.
Bizim evin karşısındaki evde yaşarlar.
- They live in the house opposite to ours.
Onu evi caddenin karşı tarafında.
- His house is on the opposite side of the street.
Kimin evi seninkinin karşısında?
- Whose house is opposite to yours?
Karşıda altı katlı bir bina var.
- Opposite there is a six-story building.
Ölüm yaşamın zıttı değildir: biz ölümümüzü ölürken geçirmezken hayatımızı yaşarken geçiririz.
- Dying is not the opposite of living: we spend our life living while we don't spend our death dying.
Kuzey güneyden zıt yöndedir.
- North is the opposite direction from south.
He has a lot of success with the opposite sex.
I was on my seat and she stood opposite.
She saw him walking on the opposite side of the road.
Up is the opposite of down.
He lives opposite the pub.
He played opposite Marilyn Monroe.
They were moving in opposite directions.
... But the opposite is also true. ...
... miles in circumference with two beams of proteins circulating in opposite directions, then slamming ...