mutluluk

listen to the pronunciation of mutluluk
Türkçe - İngilizce
happiness

Health is above wealth, for this does not give us so much happiness as that. - Sağlık zenginliğin üstündedir, zira zenginlik bize sağlık kadar çok mutluluk vermiyor.

The greatest happiness lies in freedom. - En büyük mutluluk, özgürlükte yatar.

weal

Wealth does not always bring us happiness. - Servet bize her zaman mutluluk getirmez.

Health is above wealth, for this does not give us so much happiness as that. - Sağlık zenginliğin üstündedir, zira zenginlik bize sağlık kadar çok mutluluk vermiyor.

(Hukuk) well-being
bliss

Ignorance is not bliss. - Cehalet mutluluk değildir.

If ignorance is bliss, there should be more happy people. - Cehalet mutluluksa, daha fazla mutlu insanlar olmalı.

glory
welfare
jouissance
euphoria
wellbeing
fortunateness
sense of well-being
felicitousness
joy

Neither joy nor sorrow can last forever. - Ne mutluluk ne de üzüntü sonsuza kadar sürebilir.

Without the risk of pain, there can be no happiness and joy. - Acı riski olmadan, mutluluk ve sevinç olamaz.

eudemonia
(deyim) a bed of roses
(Ticaret) prosperity

I wish you both happiness and prosperity. - Her ikinize mutluluk ve refah diliyorum.

delightfulness
elate
feel joy
nirvana
sense of well being
smiles
felicity
heaven

After he heard the news, Tom was in seventh heaven. - O, haberi duyduktan sonra mutluluktan havalara uçtu.

well being
blissfulness
happiness, joy, bliss
elation
high
jubilant
mutlu
(isim) Happy

I decided to be happy because it's good for my health. - Mutlu olmaya karar verdim çünkü sağlığım için iyi.

As long as you are with him, you can't be happy. - Onunla beraber olduğun sürece mutlu olamazsın.

mutluluk dileyen kimse
well-wisher
mutluluk duyarız
we will be glad
mutluluk kaynağı
source of happiness
mutluluk duymak, bahtiyar olmak
To be happy, be happy
mutluluk hormonu
happiness hormone
mutluluk vermek, bahtiyar etmek
To give happiness, to be happy
mutluluk yeri
happy place
mutluluk çubuğu
joy stick
mutluluk, refah, huzur, zenginlik
happiness, prosperity, peace, prosperity
mutluluk dolu olma
blissfulness
mutluluk duymak
be glad
mutluluk getirmek
bring happiness
mutluluk kaynağı
joy
mutluluk oyunu
glad game
mutluluk oyunu oynamak
(Konuşma Dili) count one's blessings
mutluluk saçan
radiant
mutluluk veren
cheerful
mutluluk veren
blessed
mutluluk veren şey
up
mutluluk verici
(deyim) a breath of a fresh air
mutluluk verir bir biçimde
blessedly
mutluluk vermek
give happiness
mutlu etme, mutluluk verme
happy, happiness-making
mutlu
{s} merry

I just want to wish you a merry Christmas. - Ben sadece sana mutlu bir Noel dilemek istiyorum.

I wish you all a merry Christmas and a happy new year. - Hepinize Mutlu Noeller ve mutlu bir yeni yıl diliyorum.

mutlu
{s} delighted

We were delighted to hear of his success. - Onun başarısını duymaktan mutlu olduk.

I am delighted at your success. - Ben başarınızdan mutluluk duyuyorum.

mutlu
{s} contented

No matter how rich he may be, he is never contented. - Ne kadar zengin olursa olsun, o asla mutlu değil.

Tom seemed contented. - Tom mutlu görünüyordu.

mutlu
blessed
mutlu
joyful

I saw a joyful smile on his face. - Onun yüzünde mutlu bir gülümseme gördüm.

mutlu
{s} blissful

How about spending an elegant and blissful time at a beauty salon? - Bir güzellik salonunda hoş ve mutlu bir zaman geçirmeye ne dersin?

Tom is blissfully happy. - Tom keyifli şekilde mutlu.

mutlu
happy, glad, gay, elated
eksiksiz bir mutluluk
bliss
mutlu
jubilant
mutlu
(deyim) in fine fettle
mutlu
glad

Tom was glad he didn't have to live in Boston for more than a year. - Tom bir yıldan daha fazla Boston'da yaşamak zorunda olmadığı için mutluydu.

I am glad to help you whenever you need me. - Herne zaman yardıma ihtiyacın olursa yardım etmekten mutluluk duyarım.

mutlu
welloff
mutlu
gay
mutlu
bright

You look happy, so bright and early. - Mutlu, çok parlak ve erken görünüyorsun.

mutlu
delighted at

I am delighted at your success. - Ben başarınızdan mutluluk duyuyorum.

They were delighted at the good news. - İyi habere mutlu oldular.

mutlu
(Konuşma Dili) in good heart
mutlu
exultant
mutlu
happier

The more leisure he has, the happier he is. - Ne kadar boş vakit bulursa o kadar mutlu olur.

She's much happier than him. - O ondan çok daha mutludur.

mutlu
gleesome
mutlu
jolly
mutlu
(Konuşma Dili) all right
mutluluklar
best wishes
mutlu
blithe
mutlu
content

There's no use crying and complaining. Try to be content with what you have. - Ağlamanın ve şikayet etmenin bir yararı yok. Sahip olduklarınla mutlu olmaya çalışın.

Tom seemed contented. - Tom mutlu görünüyordu.

mutlu
felicitous
mutlu
light-hearted
mutlu
thankful
mutluluk verici
glad
mutlu
{s} palmy
aşırı mutluluk
raptures
geçici mutluluk
fool's paradise
huzur ve mutluluk dönemi
Golden Age
hırslardan arınılarak ulaşılan salt mutluluk
nirvana
mutlu
rejoicing
mutlu
{s} elated

Tom was stunned, but elated. - Tom sersemlemiş ama mutluydu.

mutlu
lucky
mutlu
chuffed
mutluluklar
bless you
mutluluklar
bless you!
salt mutluluk
beatitude
salt mutluluk ile ilgili
nirvanic
size mutluluk dolu yıllar diliyorum
I wish you many years of happiness
sonsuz mutluluk
beatitude
Türkçe - Türkçe
Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, ongunluk, kut, saadet: "Kâmuran'ın bahçesi ikisi arasında tam bir mutluluk durağı."- H. E. Adıvar
Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, ongunluk, kut, saadet
kut
(Osmanlı Dönemi) mesudiyet
mutluluk çubuğu
İktidarsızlık sorunu bulunanlara sağlıklı cinsel yaşantı için özel olarak takılan yapay organ
Mutlu
kambin
Mutlu
mukbil
Mutlu
berhudar
Mutlu
ongun
mutlu
Mutluluğa erişmiş olan, ongun, mesut: "Bu yüz neşeli değil, taşkın denecek kadar mutlu idi."- T. Buğra
mutlu
Mutluluğa erişmiş olan, ongun, mesut
mutlu
Mutluluk veren
mutluluk