meraklanmak

listen to the pronunciation of meraklanmak
Türkçe - İngilizce
anxious
get anxious
flap
get curious
to be anxious
worry
be anxious
to worry (about), be anxious (about)
for (someone's) curiosity to be aroused
to be anxious, to worry; to get curious
grow wiser
wonder
merak
{i} curiosity

Today's Beijing has given me a very deep impression and aroused my curiosity. - Bugünün Pekin'i bende çok derin bir etki bıraktı ve merakımı uyandırdı.

Her story excited curiosity in the children. - Onun hikayesi çocuklarda merak uyandırdı.

merak
worry

Don't worry. This won't happen again. - Merak etme. Bu bir daha olmayacak.

Don't worry. They will be supervised. - Sen merak etme. Başlarında nezaretçi bulunacak.

merak
{i} interest

Piotr is interested in soccer. - Piotr futbola meraklıdır.

Ania is interested in computers. - Ania bilgisayarlara meraklıdır.

merak
{i} concern

Your friends are really concerned about your health. - Arkadaşların senin sağlığını gerçekten merak ediyorlar.

merak
{i} whim
merak
wonder

He will be wondering what we are doing. - Ne yaptığımızı merak ediyor olacak.

Tom wonders if it's true. - Tom, bunun doğru olup olmadığını merak ediyor.

merak
{i} fancy

He has a great fancy for travelling. - Onun seyahat için büyük bir merakı var.

merak
fuss
merak
foible
merak
fond

I am fond of the cinema. - Ben sinema meraklısıyım.

I am fond of Australian food. - Avusturalya yemeklerine çok meraklıyımdır.

merak
conceive
merak
taste

This popcorn tastes stale. I wonder when it was popped. - Bu patlamış mısırların tadı bayat. Ne zaman yapıldıklarını merak ediyorum.

I wonder what it tastes like. - Tadının nasıl olduğunu merak ediyorum.

merak
maggot
merak
passion

I have no special talents. I am only passionately curious. - Ben özel yetenekleri yok. Ben sadece tutkuyla meraklıyım.

merak
keenness
merak
relish
merak
great interest
merak
mania
merak
espial
merak
(Argo) kick
merak
cult

I am curious about Japanese culture. - Japon kültürünü merak ediyorum.

merak
solicitude
merak
fad

Fadil became interested in Islam. - Fadıl, İslam'a merak sardı.

merak
inquietude
merak
be wondering
merak
wondered about
merak
{i} disquiet
merak
{i} avocation
merak
disquietude
merak
bug
merak
sensation
merak
curiosity; great interest, concern, passion; anxiety, solicitude, worry
merak
care

I wonder if you have ever really cared for me. - Beni gerçekten sevip sevmediğini merak ediyorum.

Don't worry. I'll take care of that. - Merak etmeyin. Onunla ilgileneceğim.

merak
{i} anxiety
merak
missile
merak
anxiety, worry
merak
wonderment
merak
great interest in, great liking for; passion for (something)
merak
{i} crotchet
merak
being particular or fastidious about
merak
{i} hobby

Tom is a model railroad hobbyist. - Tom model demiryolu meraklısı.

Tom calls himself a hobbyist. - Tom kendine meraklı diyor.

Türkçe - Türkçe
Kaygılanmak, üzülmek, tasalanmak, sebebini anlamak için çaba harcamak
merak
Bir şeyi anlamak veya öğrenmek için duyulan istek: "Ona bu merak nereden, nasıl, niçin, ne zaman illet olmuştur diye az kafa yormadım."- H. Taner
MERAK
(Osmanlı Dönemi) Kuruntu, telâş. İç sıkıntısı. İç darlığı.(... Merak, hastalığı ziyade ettiği gibi hikmet-i İlâhiyeyi ittiham ve rahmet-i İlâhiyeyi tenkid ve Hâlik-ı Rahiminden şekva hükmünde olduğu için aksi maksadiyle tokad yer, hastalığı ziyadeleşir. L.)
MERAK
(Osmanlı Dönemi) Dalgınlık. Kara sevdâ
MERAK
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyi öğrenmek istemek. Çok şiddetli arzu. Heves. Düşkünlük
Merak
(Osmanlı Dönemi) BESS
merak
Bir şeyi edinmek, yapmak, bir şeyle uğraşmak isteği: "Öteden beri güzel giyinmeye, güzel konuşmaya merakım vardır."- R. N. Güntekin
merak
Kaygı, tasa
merak
Düşkünlük, heves
merak
öğrenme isteği
merak
Bir şeyi edinmek, yapmak, bir şeyle uğraşmak isteği
merak
Bir şeyi anlamak veya öğrenmek için duyulan istek
meraklanma
Meraklanmak işi
meraklanmak