The musician shook his head and pushed his little piano away.
- Müzisyen kafasını salladı ve küçük piyanosunu itti.
A cup of coffee cleared my head.
- Bir fincan kahve kafamı aydınlattı.
You can do it if you put your mind to it.
- Eğer kafanıza koyarsanız onu yapabilirsiniz.
You've got a one-track mind.
- Kafan tek taraflı çalışıyor.
Why did Tom blow his brains out?
- Neden Tom kafasına ateş ederek intihar etti?
He's racking his brains about how to deal with the matter.
- O, sorunu nasıl halledeceği hakkında kafa yoruyor.
We're at our wits' end.
- Kafamız allak bullak olmuş durumda.
Tom is a conspiracy nut.
- Tom kafayı komplo teorileriyle bozmuş biri.
She keeps a human skull on her desk.
- O, masasında bir insan kafatası tutuyor.
Tom's skull has been fractured.
- Tom'un kafatası kırıldı.
The Native Americans scalped their enemies.
- Yerli Amerikalılar düşmanlarının kafa derisini yüzdüler.
It's a scalp disease.
- Bu bir kafa derisi hastalığı.
Sami asked Layla a perplexing question.
- Sami, Leyla'ya kafa karıştırıcı bir soru sordu.
It was frustrating and confusing.
- Sinir bozucu ve kafa karıştırıcıydı.
That would be confusing.
- Bu kafa karıştırıcı olurdu.