kırıklık

listen to the pronunciation of kırıklık
Türkçe - İngilizce
(Tıp) indisposition
weakness
brokenness; fatigue, weakness
fracture
ache; soreness; fatigue
kırık
fracture

Many methods have been proposed for treating fractures of the atrophic mandible. - Mandibula kondil kırıklarının tedavisinde birçok yöntem önerilmiştir.

Why do you have a fractured bone? - Neden bir kırık kemiğin var?

kırık
broken

He repaired the broken window of my house. - O benim evin kırık penceresini tamir etti.

She is responsible for this broken window. - Bu kırık pencereden o sorumludur.

kırık
jiggered
kırık
fragment

He tried to put the fragments of a broken vase together. - O, kırık bir vazonun parçalarını bir araya getirmeye çalıştı.

kırık
(İnşaat) crack

Tom stared at the cracked phone screen. - Tom kırık telefon ekranına baktı.

The windows in my room are cracked. - Odamdaki pencereler kırık.

kırık
disillusioned

I am disillusioned with you. - Seninle hayal kırıklığı duyuyorum.

Tom was disillusioned. - Tom hayal kırıklığına uğradı.

kırık
fail

My mother was disappointed by my failure. - Başarısızlığım annemi hayal kırıklığına uğrattı.

She failed the examination and I was greatly disappointed. - O, sınavda başarısız oldu ve ben büyük hayal kırıklığına uğradım.

kırık
bad mark
kırık
fault
kırık
(Hayvan Bilim, Zooloji) teal
kırık
breakage
kırık
chink
kırık
mad

A four-year-old American tourist was disappointed to realize that, in fact, the Sichuan province is not entirely made of spicy beef, in spite of its famously piquant cuisine. - Dört yaşındaki Amerikalı turist, aslında, Sichuan eyaletinin ünlü mayhoş mutfağına rağmen tamamen baharatlı sığır etinden yapılmamış olduğunu farkettiği için hayal kırıklığına uğradı.

His castle was made of broken glass. - Onun kalesi kırık camdan yapılmıştı.

kırık
break

I had some bad breaks. - Bazı kötü kırıklarım vardı.

X rays are used to locate breaks in bones. - X ışınları kemiklerdeki kırıkları bulmak için kullanılır.

kırık
{s} cracked

The windows in my room are cracked. - Odamdaki pencereler kırık.

Tom stared at the cracked phone screen. - Tom kırık telefon ekranına baktı.

kırık
broken of
Kırık
(Tıp) anaclasis
kırık
hybrid; mongrel; of mixed race
kırık
broken; cracked; mongrel, hybrid; offended, hurt, resentful; break, fracture; fragment; fault; bad mark, fail
kırık
backgammon piece put out of play
kırık
offended, hurt
kırık
geol. fault
kırık
broken piece

Tom tried to put the broken pieces back together. - Tom kırık parçaları tekrar birleştirmeye çalıştı.

He stuck the broken pieces together. - O, kırık parçaları birlikte yapıştırdı.

kırık
fractured

Why do you have a fractured bone? - Neden bir kırık kemiğin var?

kırık
cracked grain
kırık
split
kırık
med. fracture, break
kırık
bust
kırık
(Anatomi) fractura
kırıklık