ilerici

listen to the pronunciation of ilerici
Türkçe - İngilizce
progressive

Hey, remember the progressive one? - Hey, ilerici olanı hatırlıyor musunuz?

Tom is very progressive, isn't he? - Tom çok ilerici, değil mi?

progressivist
receptive
progressive (person, idea, action)
progressivist; progressive
go ahead!
(a) progressive, (a) progressivist
ileri
{s} advanced

I'm going to teach one of Tom's advanced classes while he's in Boston. - O, Boston'dayken Tom'un ileri sınıflarından birine öğretmenlik yapacağım.

Osteoporosis is more common in advanced age, and is often a concern for post-menopausal women. - Osteoporoz ileri yaşlarda daha yaygındır ve genellikle menopoz sonrası kadınlar için bir sorundur.

ileri
{s} forward

Move forward one step. - Bir adım ileriye ilerle.

Tom took a step forward. - Tom ileriye doğru bir adım attı.

ilerici hareket
(Politika, Siyaset) progressive movement
ilerici kimse
progressionist
ilerici kimse
progressist
ilerici parti
progressive party
İlerici Demokratlar Grubu
(Hukuk) group of European Progressive Democrats
ileri
ahead

We're a week ahead of schedule. - Programın bir hafta ilerisindeyiz.

I set my watch ahead one hour. - Saatimi bir saat ileri aldım.

ileri
advanced; beyond the elementary stage; ahead of others
ileri
sophisticate
ileri
{s} high
ileri
(Bilgisayar) forward to
ileri
pro-
ileri
(Bilgisayar) advance

He is taking an advanced course in Esperanto. - O ileri düzey bir Esperanto dersi alıyor.

Osteoporosis is more common in advanced age, and is often a concern for post-menopausal women. - Osteoporoz ileri yaşlarda daha yaygındır ve genellikle menopoz sonrası kadınlar için bir sorundur.

ileri
next

Nobody knows what will happen next. - İleride ne olacağını hiç kimse bilmiyor.

ileri
way out
ileri
along with
ileri
the future part
ileri
on
ileri
future

I want to become a TV announcer in the future. - İleride bir TV sunucusu olmak istiyorum.

She set it aside for future use. - O, onu ileride kullanmak üzere bir kenara koydu.

ileri
further

He could not walk any further. - O, daha ileriye yürüyemedi.

She can swim further than I can. - O benden daha ileriye yüzebilir.

ileri
forward part
ileri
beyond
ileri
forth

Tom is pacing back and forth. - Tom ileri geri adımlıyor.

In an earthquake, the ground can shake up and down, or back and forth. - Bir depremde, yer yukarı ve aşağı ya da geriye ve ileriye sallanabilir.

ileri
onwards
ileri
forwards

Life can only be understood backwards, but it must be lived forwards. - Hayat sadece geriye doğru anlaşılabilir ama ileriye doğru yaşanmalıdır.

Why is it easier to park the car backwards than forwards? - Arabayı geriye doğru park etmek neden ileriye doğru park etmekten daha kolaydır?

ileri
{s} higher
ileri
progressive

I'm pretty progressive. - Ben oldukça ilericiydim.

Thanks to your initiatives we've been recognized as a progressive and forward-thinking enterprise by the press. - Girişimleriniz sayesinde basın tarafından ilerici ve ileriye dönük düşünce kuruluşu olarak tanınmaktayız.

ileri
wayout
ileri
along
ileri
up
ileri
{s} sophisticated
ileri
the future, the time yet to come; the time which lies just ahead: İlerimiz kış. Winter is just around the corner. İleriyi hiç düşünmedin mi? Haven't you ever thought about the future?
ileri
{s} onward
ileri
forrader
ileri
front part, forward part; future, the future part, the part to come; forward; advanced; (saat) fast; forward, forth, ahead
ileri
(Askeriye) advance, forward, situated near the front: ileri komuta yeri advance command post
ileri
the front, the area or part which lies to the front: Trenin ilerisini göremiyoruz. We can't see the front section of the train
ileri
the next part (of a road, a course, a job): İlerimizde deniz vardı. In front of us lay the sea. Yolun ilerisi çok virajlı. The next part of the road is full of curves. Bu işin ilerisi pek kolay olmaz. The next part of this job won't be very easy
ileri
ahead of, before, (something) which precedes: Tacimah bizden ileri sınıflardan birindeydi. Tacimah was in one of the classes ahead of us
ileri
forward, forwards, to the front; out in front; onward, onwards
ileri
fast (clock, watch, etc.): Saatim iki dakika ileri. My watch is two minutes fast
ileri
advanced , forward
ileri
advanced (age, years): Hoşkadem oldukça ileri bir yaşta aşka düştü. Hoşkadem fell in love at a rather advanced age
ileri
(saat) fast
ileri
Forward!/Onward!
Türkçe - Türkçe
İlerlemeden yana olan, ileri düzeydeki toplumsal ve siyasi gelişmeleri benimsemiş olan (düşünce, kimse vb.), terakkiperver
İlerlemeden yana olan; ileri düzeydeki toplumsal ve siyasi gelişmeleri benimsemiş olan (düşünce, kimse vb.), terakkiperver
ileri
Benzerlerini geride bırakmış. "Amaca doğru durmadan yürü" anlamında bir seslenme sözü: "Ordular! ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!"- Atatürk. Öne doğru, ileri doğru
ileri
Doğrusundan daha çok gösteren (saat). Önceki, evvelki
ileri
Herhangi bir şeye göre daha ötede olan yer, geri karşıtı
ileri
Henüz gelmemiş zaman, gelecek, sonra. Önde bulunan
ileri
Önde bulunan
ileri
Henüz gelmemiş zaman, gelecek, sonra
ileri
Bir şeyin ulaşılacak yönü
ileri
Benzerlerini geride bırakmış
ileri
Öne doğru, ileri doğru
ileri
Doğrusundan daha çok gösteren (saat)
ileri
"Amaca doğru durmadan yürü" anlamına
ileri
Önceki, evvelki
ileri
Temel duruşta ayak uçlarının gösterdiği yön
İleri
hücum
İlerici
terakkiperver
ilerici