heyecanlanmış

listen to the pronunciation of heyecanlanmış
Türkçe - İngilizce
excited

Tom was excited about something. - Tom bir şeyden heyecanlanmıştı.

You must be very excited. - Sen çok heyecanlanmış olmalısın.

all of a doodah
flurried
worked up
electrified
thrilled

Tom doesn't look thrilled. - Tom heyecanlanmış görünmüyor.

Tom was thrilled to see Mary. - Tom Mary'yi gördüğü için çok heyecanlanmıştı.

agog
heyecan
thrill

He's thrilled with his new job. - O, yeni işinde heyecanlanıyor.

In the most thrilling moment, everyone looked very tense. - En heyecanlı anda herkes çok gergin görünüyordu.

heyecan
{i} excitement

I waited for the curtain to rise with my heart beating in excitement. - Ben, kalbim heyecanla atarken perdenin yükselmesini bekledim.

Her heart was throbbing with excitement. - Heyecandan kalbi titriyordu.

heyecan
excitement, thrill, flutter, fluster, the jitters, kick; enthusiasm, emotion
heyecan
{i} fever

You're still feverish. - Sen hâlâ heyecanlısın.

heyecan
{i} emotion

Tom listened to what Mary had to say without showing any emotion. - Tom Mary'nin söylemek zorunda olduğu şeyi herhangi bir heyecan göstermeden dinledi.

She didn't display any type of emotion. - O herhangi tipte heyecan göstermedi.

heyecan
{i} spice
heyecan
sensation

The hair style of the Beatles created a sensation. - Beatles'ın saç stili heyecan yarattı.

The news was sensational. - Haber heyecan vericiydi.

heyecan
{i} stir

The news caused a huge stir. - Haber büyük bir heyecan yarattı.

The news is creating a stir. - Haber heyecan yaratıyor.

heyecan
affect
heyecan
enthusiasim
heyecan
trepidation
heyecan
jitter
heyecan
whirl
heyecan
taking
heyecan
agitate

Tom got very agitated. - Tom çok heyecanlandı.

Tom was in a very agitated state. - Tom çok heyecanlı bir durumdaydı.

heyecan
ery
heyecan
spirit
heyecan
tizzy
heyecan
turn

She turned on her lover. - O, aşkını heyecanlandırdı.

He turns me on when he wears those clothes. - O, bu elbiseyi giydiği zaman beni heyecanlandırır.

heyecan
ferment
heyecan
ardour
heyecan
storm
heyecan
flutter
heyecan
buck fever
heyecan
jitters
heyecan
feeling
heyecan
scene

That's a heartwarming scene. - Bu heyecanlandırıcı bir sahne.

heyecan
flurry
heyecan
stew
heyecan
tumult
heyecan
perturbation
heyecan
excited to
heyecan
vibe
heyecan
thrill to

It's always a thrill to play with you. - Seninle oynamak her zaman bir heyecan.

aşırı heyecanlanmış
frantic
aşırı heyecanlanmış
overwrought
heyecan
{i} kick

He shed innocent blood just for kicks. - Sadece heyecan olsun diye masum kanı döktü.

Did you do it just for kicks? - Sadece heyecan olsun diye mi bunu yaptın?

heyecan
flap
heyecan
{i} dither
heyecan
{i} springtide
heyecan
{i} glow
heyecan
exaltation
heyecan
enthusiasm

I don't share your enthusiasm. - Ben de senin heyecanını paylaşmıyorum.

The children played in the mud with enthusiasm. - Çocuklar heyecanla çamurda oynadılar.

heyecan
excitement; ardor; agitation; emotion
heyecan
fire
heyecan
commotion
heyecan
ardor
heyecan
{i} agitation
heyecan
razzle dazzle
heyecan
{i} tingle
heyecan
{i} shiver
heyecan
{i} flush
heyecan
{i} tension
heyecan
fermentation
heyecan
animation
heyecan
{i} warmth
heyecan
{i} drama

It was a dramatic moment. - Heyecan verici bir andı.

heyecan
{i} rhapsody
heyecan
{i} vibes
heyecan
the shivers
heyecan
fluster
heyecan
{i} yeast
heyecan
swivet
heyecan
ardour [Brit.]
heyecan
{i} twitter
heyecan
{i} pucker
heyecan
{i} bang
heyecan
{i} vibration
heyecan
{i} furor
heyecan
state

Tom was in a very agitated state. - Tom çok heyecanlı bir durumdaydı.

heyecan
frisson
heyecan
{i} wallop
heyecan
{i} furore
heyecan
suspense (pleasant excitement as to the outcome of a situation)
heyecan
{i} ruffle
heyecan
splash
Türkçe - Türkçe

heyecanlanmış teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

HEYECAN
(Osmanlı Dönemi) Coşkunluk. Coşmak
HEYECAN
(Osmanlı Dönemi) Birden bire şiddetle hislenme. Ürperme
heyecan
Coşku
heyecan
Sevinç, korku, kızgınlık, üzüntü, kıskançlık, sevgi gibi sebeplerle ortaya çıkan güçlü ve geçici duygu durumu
heyecanlanmış